BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Onu nasıl tanımazdı

Onu nasıl tanımazdı

Birinci Murad Han’ın akıncı beylerinden Mihail Gazi tarafından fethedilen ve Tuna ile Plevne’ye yakın Lofça kasabasının Tepe Köyü’nde İbrahim Pehlivan, çok kızgındı.



Birinci Murad Han’ın akıncı beylerinden Mihail Gazi tarafından fethedilen ve Tuna ile Plevne’ye yakın Lofça kasabasının Tepe Köyü’nde İbrahim Pehlivan, çok kızgındı. Evindeki misafirin etrafından dört dönüyor, “Süle bre kimdir o benim bu diyarları terkedip göç itmemi isteyen” diyordu. Misafir, çaresizdi: - Otur bre İbram Pelvan, hele otur. Madem o kadar ısrar ediyorsun sülicem sana kim olduğunu. Senin, aileni alıp tez zamanda İstanbul’a göç itmeni istiyenin adını vercem saa. Ama önce şüle yanıma bi otur. İbrahim Pehlivan, hâlâ sakinleşmemişti, homurdana homurdana misafirin yanına oturdu: - Süle bakam İsmail Hoca! Kimmiş bu benim göç itmemi isteyen? İbrahim Pehlivan, büyük bir kızgınlık içinde İsmail Hoca’ya ve Yusuf’a bakıyor, cevap bekliyordu. İsmail Hoca, isim vermek istemiyordu. Çünkü, İbrahim Pehlivan’ın ailesiyle birlikte en kısa zamanda İstanbul’a göç etmesini isteyen kimse, isim verilmemesini istemişti. Ancak, isim vermeden İbrahim Pehlivan’ı göçe razı etmeye imkan yok gibiydi. İsmail Hoca, İbrahim Pehlivan’ı sakinleştirmek için omuzuna dokundu ve sordu: -Bre laf annamaz pelvan! 1778 senesinde doğan ve Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerinin emriyle İstanbul’a gelip senelerce insanlara hak yolu öğretmekle meşgul olan Abdülfettah-ı Akri hazretlerini hatırladın mı? Abdülfettah-ı Akri ismini duyan İbrahim Pehlivan şaşırmıştı, bu ismi nasıl hatırlamazdı. 1862’nin bir mayıs gecesinde, Ruslar tarafından Osmanlı topraklarında ihtilal çıkarmak için yetiştirilen Bulgar ihtilalcisi Voyvoda Filip Totu, 35 kişilik çetesiyle Ziştovi’nin biraz aşağısından Tuna’yı geçerek Osmanlı topraklarına girmişti. Ancak, çetesiyle birlikte, Lofça’nın çevresindeki Ovacık, Söğütlüce, Eriklice, Yukarı Türklük, Aşağı Türklük, Dicli, İbrikli, Mihalsa, Tepeköy gibi nüfuslarının tamamı Türk köylerinin arasına düşüp kıskaca alınmıştı. Bu çeteyi takip edenlerin arasında, İbrahim Pehlivan da vardı. Yörük Ali çetesinin elemanıydı. Can derdine düşen Bulgar çetesi, yalnız yakaladığı Müslümanları acımasızca katlediyordu. Yanındaki üç kişiyle birlikte Bulgar çetesini takip eden İbrahim Pehlivan, çetecileri, yolunu kestikleri bir arabanın yolcularını öldürmek üzereyken kıstırmıştı. İbrahim Pehlivan ve yanındakileri gören çeteciler, yolculara bir şey yapamadan kaçmak zorunda kalmışlardı. Yolculardan birisi oydu. Haydutların arasında kalan ve kendisine çevrilmiş kara gözlü namluların önünde ölümü bekleyen, Abdülfettah-ı Akri hazretleriydi. Abdülfettah-ı Akri hazretleri, kendisinin ve yanındakilerinin ölümden kurtulmalarına vesile olan İbrahim Pehlivanı mükafatlandırmıştı. Hem de nasıl? İbrahim Pehlivan, o güne kadar tatmadığı lezzetleri tatmış, Yaradan, yaradılan, hayat ve ölüm gerçeğine ulaşmış, gönül gözü açılmış, yaradılış sebebini anlamıştı. Tuna kıyısında yer alan ve Osmanlılar tarafından 1389’da fethedilen Vidin’e bir vazife ile gelen Abdülfettah-ı Akri hazretleri, dönüş yolunda bir hafta kadar, İbrahim Pehlivan’a misafir olmuştu. O günler, İbrahim Pehlivan’ın hayatındaki en güzel günler olmuştu. Abdülfettah-ı Akri hazretleri, misafir iken İbrahim Pehlivan’ın bir oğlu olmuştu. Abdülfettah-ı Akri hazretleri, “İnşallah bu bebe, çok sıkıntılı günler görecek Türk milletinin, nice güzel, sevinçli haberlere kavuşmasına vesile olur” diyerek yeni doğan çocuğun ismini, sağ kulağına ezan, sol kulağına da ikamet okuyarak Beşîr koymuş, üç defa Beşîr diye seslenmişti. İbrahim Pehlivan, yeni doğan çocuğun her seslenişte, Abdülfettah-ı Akri hazretlerine gülümsediğini görür gibi olmuştu. Devamı var
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT