BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir zamanlar bankerdi...

Bir zamanlar bankerdi...

Bankerler dönemiydi... Bayağı bir rağbet bankerlere. Hisse senetleri havalarda uçuyor. Henüz Gayri Menkul Borsası kurulmamış.



Bankerler dönemiydi... Bayağı bir rağbet bankerlere. Hisse senetleri havalarda uçuyor. Henüz Gayri Menkul Borsası kurulmamış. Ama insanlar o zamanki faizleri ve enflasyonu sollayan gelirleri konuşuyor. Kısa zamanda zengin olanların hikâyelerinin reytingleri alt üst ettiği günlerde babam rahmetli sormuştu: “Oğlum şu banker filan, bayağı aldı yürüdü. Kahvede bütün laf bu. Bu işin aslı nedir? Sana o kadar mürekkep yalattık hele bir faydası olsun bize de...” Dilimin döndüğünce, bankerlerle ilgili sistemin esasının, şirketlerin hisse senetlerinin alınıp, satılması olduğunu kendinin çok hassas olduğu faiz konusuyla alakası olmadığını. Neticede bir şirketin hisse senedini alan kimsenin o şirketin bir bakıma ortağı gibi olduğunu. Şirket kâr ederse, şirketin piyasa değerinin artacağını. Bunun ise tabiatıyla şirket hisse senetlerine yansıyacağını. Bütün meselenin şirketlerin durumlarının çok iyi analiz edilmesi, doğru yönetilen, istikrarlı büyüyen, gelecek vaad eden şirketlerin tesbit edilip bu şirketlere (borsacı deyimiyle) yatırım yapmanın uzun vadede kazanç getireceğini. Ama yatırım yapılacak şirketlerin seçiminin zor olduğunu. Çünkü şirketlerin malî, idarî ve ahlâkî durumlarının belirlenmesinin bir uzmanlık işi olduğunu... İşte bu konularda uzman kuruluşlar olan bankerlerin yardımcı olduklarını(!!!) uzun uzun anlattım, akademik bir edaya bürünerek... Rahmetli, dikkatlice dinledi. Ve sordu: “Oğlum bu işin temelinde, şu bizim her gün akıttığımız, akıtamadığımız zaman sıkıntıya düştüğümüz ‘alın teri’ var mı?” “Biz, bildiğimiz alın terini dökelim” Gel de cevap ver. “Baba, burada bir karar verme riski söz konusu, o da bir bakıma alın teri sayılır. Çünkü insan bir şirketin senetlerini almaya karar verirken terler” dedim. “Geç bunları oğlum, gel biz bildiğimiz alın terini dökelim. Bu kadar laf yeter. Laf karın doyurmuyor” demiş kestirip atmıştı. Bu konuşmanın geçtiği günden beri kaç on seneler geçti. Kaç kişi, kaç aile, kaç şirket bu alın terinin temel olmadığı borsa işi dolayısıyla ne sıkıntılara duçar oldu. Rahmetli, sağ olup aynı soruyu sorsaydı, bugünün sığ, spekülatif, borsasını ona biri daha aklına yatacak şekilde anlatabilir miydi? Ne dersiniz Mustafa Selçuk Bey?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT