BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bağdat gibi diyar...

Bağdat gibi diyar...

Bağdat’ı hiç görmedim. Ama eski zamanlarda büyüklerimizin sık sık “Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz” demelerinden midir nedir, Bağdat, benim hayal dünyamda gizemli atmosferi ve manası itibariyle bir masal şehri olarak yer etmiştir.



Bağdat’ı hiç görmedim. Ama eski zamanlarda büyüklerimizin sık sık “Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz” demelerinden midir nedir, Bağdat, benim hayal dünyamda gizemli atmosferi ve manası itibariyle bir masal şehri olarak yer etmiştir. Hele lise yıllarında, Bağdat’ta doğduğu rivayet edilen, şüphesiz dünyanın en büyük şairi Fuzuli’yi tanıdıktan; onun gazelleriyle mest olup kasideleriyle mana iklimlerinde dolandıktan sonra, bu tarihî şehrin gözümde kıymeti daha da artmıştır. Ama gelin görün ki hayallerimin bu masal şehri, uzun süre Saddam zulmüyle kavrulduktan sonra, sinsi emeller uğruna emsali görülmemiş bir savaş belasıyla yerle bir edildi. Gün geçmiyor ki Bağdat’tan bombaların patladığı, canların telef olduğu haberleri gelmemiş olsun! Ruhum Yunus’un “Sen sana ne sanırsan ayruğa da onu san!” terbiyesinden geçtiği için, içim kederlerle dolup taşarak o cehennemî ortam içinde insanların, hele hele çocukların nasıl tedirgin, korkulu ve acılı bir halde olduğunu düşünür, kendimi onların yerine koyarak daha bir derinden üzülürüm. Evet, özellikle yürekleri yaralı minicik yavrular bunca kıyamete, sürekli zehir ve ölüm saçan ortama nasıl dayansın? Uluslararası barış görüşmelerinde (eğer samimiyetle yapılıyorsa) cevabı verilmesi gereken öncelikli soru budur. *** İnsanların olduğu gibi şehirlerin de bir kaderi vardır. Bence eski zamanlarda da sık sık istilaya uğrayan, yakılıp yıkılan Bağdat, bu defa da işgalci güçlerin pençesinden kurtulup, acıya dayanıklı halkının asırlara dayalı deruni heyecanlarını ve umutlarını diri tutuşu sayesinde kendi küllerinden tekrar doğmayı başaracaktır. Büyük edebiyat tarihçisi merhum Nihat Sami Banarlı, “Türk Edebiyatı Tarihi” isimli eserinde bu hükmü perçinler mahiyette şunları yazıyor. “Fuzuli’nin Burc-ı Evliya dediği Bağdat, ne kadar yıkılsa yeniden yapılması, tekrar mamur edilmesiyle de tanınmış bir şehirdir. Bu yeniden mamur oluşlar, asırların halkı arasında o inancı uyandırmıştır ki, Bağdat tahrip edilebilir ama, onu yakıp yıkanı da bir gün Bağdat’ın Allah’ı harap eder. Nitekim 14. asır, Azeri Türk şairi Kadı Burhaneddin’in bir tuyuğ’una Bağdat’ın bu kaderi şu şekilde mevzu olmuştur: Şol ki kuş tutkan kuşın-azad kılur Sanma ki dünyada ol az ad kılur Bağdat-nı kim viren kıla bilür Ol yine bu vireni Bağdat kılur (Tuttuğu kuşu azad eden kimse, sanma ki dünyada az ad bırakmış olur. Bağdat’ı kim viran edebilir ki o (Allah), bu viraneyi yeniden Bağdat haline getirir.) *** Keşke birileri hâlâ yeniden başkan seçileceğini umut eden Bush’a yakıp yıktığı Bağdat’ın gizemli gerçeğinden, bu topraklardaki yüreklerin acıyla harmanlanmış sırlarından bahsedebilse... Anlatmağa çalışan bulunur belki. Keşke anlayabilse...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT