BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Düşmanlarının bile övdüğü Sultan... -381-

Düşmanlarının bile övdüğü Sultan... -381-

Sultan ll. Abdülhamid Han, Yıldız Sarayı’ndan, Afrika içlerine, Hind’lere, Çinlere kadar elini uzatıyor, siyasetini oralara götürüp, Batı emperyalizmine savaş açıyordu. O bir aksiyon adamıydı. Tarih ilminden hayâ ederek söyleyelim ki, o “Kızıl Sultan” değildi...



2. Abdülhamid’e önceden muhalefet ve hatta hakaret eden çok önemli simalar, sonradan hatasını anlayıp pişmanlıklarını ifade etmişlerdir. Bunlardan Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın, “Sultan Hamid’in Ruhaniyetinden İstimdat” isimli 15 kıtalık şiiri meşhurdur... Sultan ll. Abdülhamid devrinin uzun bir döneminde “Topraklarında güneş batmayan imparatorluk” denilen Büyük Britanya’nın Dışişleri Bakanı Edward Grey, siyasi hayatı boyunca hasım olduğu Abdülhamid’in ölümünden sonra: “Ne büyük kayıp! Hasmımdı ama, onun ölümü ile diplomasi mesleği artık zevkini kaybetti” diye yazan ünlü bir diplomattır... Yorgunluk nedir bilmezdi Yine uzun yıllar Osmanlı Devleti aleyhine casusluk yapan İngiliz şarkiyatçı Prof. Wambery: “Padişah, elindeki bütün imkanları seferber ederek, her fırsatta hayırseverliğini göstermekten kaçınmamaktadır. Eğitim ve sağlık hizmetleri için yorulma bilmeden çalışmaktadır. Padişahtan korkabilirsiniz, hatta nefret bile edebilirsiniz; ama onun çalışkanlığını ve adaletini inkâr edemezsiniz. Savurganlığa son veren tutumuyla Türk maliyesini ıslah etmiş ve ülkeyi baştan başa demir yolu ağıyla döşetmiştir. Türkiye, canlanmasını padişahın enerji, ustalık ve vatanperverliğine borçludur. Sultan Hamid’in bu açıdan değeri, hiçbir şekilde inkâr edilemez” demektedir... Esad Bey’in hatırası... Abdülhamid Han, âcil bir iş zuhur edince, gecenin hangi vakti olursa olsun uyandırılmasını ister, ertesi güne bırakılmasına rıza göstermezdi. Bu hususta mâbeyn başkatibi Esad Bey, hatıratında şöyle demektedir: “Bir gece yarısı, çok mühim bir haberin imzası için Sultan’ın kapısını çaldım. Fakat açılmadı. Bir müddet bekledikten sonra tekrar çaldım, yine açılmadı. ‘Acaba Sultan’a emr-i Hakk mı vâki oldu (öldü mü)?’ diye endişelendim. Biraz sonra tekrar çaldım; bu sefer Sultan elinde bir havlu ile kapıda göründü. Yüzünü kuruluyordu. Tebessüm etti: -Evladım! Bu vakitte çok mühim bir iş için geldiğinizi anladım. Kapıyı daha ilk vuruşunuzda uyandım, ancak abdest almak için geciktim; kusura bakma!.. Ben bu kadar zamandır milletimin hiçbir evrakına abdestsiz imza atmadım. Getir imzalayayım!.. dedi ve besmele çekerek evrakı imzaladı.” “Kızıl Sultan” mı, “Ulu Hakan mı? Sultan Abdülhamid Han, oturduğu Yıldız Sarayı’ndan, Afrika içlerine, Hind’lere, Çinlere kadar elini uzatıyor, siyasetini oralara götürüp, Batı emperyalizmine savaş açıyordu. O bir aksiyon adamıydı. Tarih ilminden hayâ ederek söyleyelim ki, o Kızıl Sultan değildi. Ne var ki İslama düşman olanların ona böyle demeleri, gayet normaldi; çünkü o, Batı kültürünü Kur’an’a tercih etmiyordu. Çünkü o, bir Ermenistan, bir İsrail istemiyordu. Bunları isteyenler, ona Kızıl Sultan diyenlerdi...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86771
    % -0.03
  • 6.0043
    % -0.6
  • 6.7092
    % -0.48
  • 7.6486
    % -0.38
  • 246.92
    % -0.74
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT