BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hagi

Hagi

3-0’lık Sakarya maçında, herkes Hagi’yi yazdı. Ben de yazdım! Adam şiir, hikaye, roman... Yaz yazabildiğin kadar.



3-0’lık Sakarya maçında, herkes Hagi’yi yazdı. Ben de yazdım! Adam şiir, hikaye, roman... Yaz yazabildiğin kadar. Onun için, “Alışılmamış işlerin alışılmış adamı” dedim. Olmadık zamanda... Olmadık yerde... Olmadık işler yapıyor. Kendi yarı sahasının yarısından; galaksiye uzay mekiği gönderir gibi, uzun bir top gönderiyor. Hepimiz ne olacağına aklımız kesmeden aval aval bakarken; hooop bir bakıyorsunuz, 60 metre sonra Hakan’a gol pozisyonu olmuş... O top havada giderken, kesinlikle böyle bir sonun sinyalini vermiyor. Hatta insana saçma-sapan bile geliyor. Fakat işin ucundan, önceden hiç kimsenin tahmin edemediği sürpriz bir pozisyon çıkınca; Hagi’katen şaşırıyorsunuz. Bu tür şaşkınlıkları daha iyi anlatabilmek için; “Küçük dilimi yuttum” derler. Ben büyük dilimi de yutmak üzereyim. * * * Evet, bu adam; alışılmamış işlerin alışılmış adamı... Son maçta Sakaryasporlu Sinan, onu marke etmeğe kalktı, hayatından bezdi. Maç yazımda da yazdım; Hagi onu elinden tutup adeta park gezmesine çıkardı... Bir sağa, bir sola; sabah joggingi yaptırır gibiydi... Hagi neredeyse, Sinan da peşindeydi ama, daha çok koruması gibi kaldı. Çünkü Rumen futbolcu, daha yanına yaklaşılmadan yapacağını yapıyordu. Onunla yakın temas ikili mücadeleyi göze alanlar da, profesyonel bir gizlilikle, ondan dirsek yemeğe hazır olmalıydı. Hakemler genelde farketmiyor... Farkedenler de; “ Hagi’yi koruma kontenjanından” hoşgörü haklarını kullanıyorlardı. Ya da fiilen korkuyorlardı. * * * Hagi’nin ikili mücadelelerde ilginç bir stili var. Toptan önce, rakibi düşünüyor... Yan yana birlikte koşuyorlarsa, mutlaka kendini rakibinin önüne almak istiyor. Onu omuzuyla geriye doğru itekleyip, kendini ileri çıkarınca; genelde faul yapılıyor. Eğer faul pozisyonu oluşmuyor, topa da hakim olamıyorsa; sihirli değneği dirseği ile, abra kadabra yapıyor. Düşünün; Beşiktaş’la oynadıkları kupa finalinin ilk ayağında, dirseği yiyip dudağı kanayan Oktay... Ama sarı kartı gören de Oktay... Çin işi, Japon işi... Bunu yapan bir kişi... El çabukluğu marifet. * * * Profesyonel hileleri ve profesyonel marifetleriyle; Hagi, Türk futbolunun kutup yıldızıdır. Her türlü hinoğlu hin düşünce danslarına rağmen, uluslararası futbol literatüründe “Spektaküler” denilen bir tribün albenisi var. Onsuz bir G.Saray’ı düşünmek istemiyorum. Kim ne derse desin, sevimlilikte hergelenin üstüne yok. * * * Ben, sen, o; hepimiz Hagi’yi seviyoruz. Sevmeyenler de vardır. Ama sevmeseler bile beğenirler. Ülkemize geldiğinden bu yana; G.Saray’ın dümeni... Ve ülkenin fenomeni... Ancak ona karşı bütün övgülere rağmen; şu gerçeği kesinlikle gözden ırak tutmamalıyız. 38’lik Hagi, sadece Türkiye’de yıldız kalabilir. Hiçbir savunma özelliği olmayan...Pres koymayan... Bırakın pres koymayı, perdeleme bile yapmayan... 90 dakikayı çıkaramayan... Canı istediği gibi, istediği zaman, istediği yerde, istediği kadar dolaşan... Geriye dönüşleri yürüye yürüye olan bir futbolcuyu; hiçbir klas Avrupa takımının, ilk 11’de tutması mümkün değildir. Eğer bugün yapamadıklarını gençliğinde yapabilseydi; ona Karpatların Maradonası değil, Dünyanın Maradonası derdik. Gençliğinde de yapmadı, şimdi de yapmıyor. Bu yüzden, olabileceği kadar olamadı. Dünyanın A kalite takımlarında, çok ciddi şekilde kadro sıkıntısı çeker. Bunalıma girer... Zaten, çok daha gençken bile bu sorunları yaşadı. Ama,Türkiye’nin düşük futbol standardı; Avrupa’da ve kendi milli takımında ununu elemiş birisini, halâ süperstar tutmağa kâfi geliyor. Bundan huzursuzluk duyuyorum. Hagi’yi sevmekle, bu gerçek arasında bocalamaktan sarsılıyorum. Şimdiye kadar hep azla mı yetindik ki, Hagi gibileri bize fazla geliyor. Beynimin etini, garip bir kuşku kemirmede: Doğrular kime ait?...Yanlışlar niye benim?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT