BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir oy, nasıl iki oy sayılır? -384-

Bir oy, nasıl iki oy sayılır? -384-

Türklerle alışveriş, Avrupa’da ayrı bir itibar ve güven kazandırmaktadır. Böyle olanlar gittikleri yerlerde imtiyazlı konuma gelmektedirler. Çünkü Osmanlı’da ticaretin her alanında dürüstlük ve ahlâk en önemli değerdi...



Osmanlı Devleti’nin kurmuş olduğu medeniyetin; doğruluk ve adalet üzerine cihana ışık saçtığı günlerde, Hollanda Ticaret Odası’nda bir karar alınırken oyların eşit çıkması halinde, oda reisi, “İçinizde Türklerle alışveriş eden var mı?” diye sorardı. Orada bulunanlardan biri “evet” cevabını verirse, onun oyu, “imtiyazlı” olarak “iki oy” kabul edilir ve ona göre karara varılırdı... Türklerle alışveriş, Avrupa’da ayrı bir itibar ve güven kazandırmaktadır. Böyle olanlar gittikleri yerlerde imtiyazlı konuma gelmektedirler. Çünkü Osmanlı’da ticaretin her alanında dürüstlük ve ahlâk en önemli değerdi. “Defoluyu sana satamam!” Yabancı bir kumaş tacirinin, bir kumaş imalathanesinin mallarını beğenip hepsini almak istedikten sonra, mal sahibinin kumaş toplarını denklerken bir top kumaşı ayırdığını görüp bu hareketinin sebebini sorması üzerine, Osmanlı esnafı “Onu sana veremem, kusurludur” cevabını verir. Yabancı tacirin “önemli değil” demesine rağmen esnaf o kumaş topunu vermemekte diretti ve şu izahatı yaptı: “Ben malımın kusurlu olduğunu söyledim, biliyorsunuz. Fakat siz onu kendi memleketinizde satarken, alıcılarınız orada benim bunları size söylemiş olduğumu bilmeyeceklerdir. Böylece de müşterilerinize kusurlu mal satmış olacağım. Neticede Osmanlı’nın gururu şeref ve haysiyeti rencide olacak, bizi de hilekâr sanacaklardır. Onun için bu defolu topu asla size veremem...” XVIII. asrın sonlarında Türkler arasında çeyrek asır yaşayan d’Ohsson, şöyle der: “Osmanlılar, doğruluk, ahlâk ve namus prensiplerine çok bağlıdırlar. Aralarındaki bütün sosyal münasebet ve düzen, iyi niyet ve şefkate dayanır. Osmanlılar, verdikleri sözün esiridirler. Bu tutumları, yalnız dindaşlarına karşı değildir. Hangi dinden olursa olsun, yabancılara karşı da böyle hareket ederler...” Bugün geldiğimiz nokta!.. Osmanlı’nın son dönenminde (1850) İstanbul’da uzun yıllar kalmış bir batılı tarihci olan M.A. Ubicini, şehirde yaşayan değişik milletlerin karakter yapılarını öğrendikten sonra, hatıratına şöyle yazar: “Bir kaide olarak; Ermeni’ye istediği paranın yarısını, Rum’a üçte birini, Yahudi’ye dörtte birini veriniz. Fakat bir Müslümanla alışveriş ettiğiniz zaman istediği fiyattan emin olunuz ve istediğini veriniz...” Bugün Türkiye’de ticaret ahlâkının, müşteri ve esnaf diyaloğunun hangi noktaya geldiğini düşünürsek; Batılının bile öve öve bitiremediği o güzel hasletlerimizin kaybolduğu ortaya çıkmıyor mu?..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT