BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tabuları Yıkan Lider ÖZAL

Tabuları Yıkan Lider ÖZAL

Kurtlarla dans



Genel Yayın Müdürümüz Fevzi Kahraman’ın da katıldığı Makedonya sehayatinde duygu yüklü sahneler yaşanır. Ohri Halveti Tekkesinde 300 yıllık Osmanlı sancağı ile karşılaşan Özal, gözyaşlarını tutamaz. Ne zaman ki... Özal Ankara’da bir bilgisayar fuarına katılır. Standlar arasında kıvrak zekalı bir genç dikkatini çeker. Tanışırlar. Delikanlı Ortadoğu Teknik Üniversitesinde okumakta ve bilgisayar programları pazarlamaktadır. O gece gencin kapısı çalınır, evin önünde resmi araçlar vardır. Kibar bir ses “Müsaitseniz” der, “Cumhurbaşkanımız sizi bekliyorlar” Çocuk disketlerini koltuğunun altına sıkıştırır, arabaya biner. Çankaya’ya vardıklarında gecenin ikisidir. Turgut beyle sabaha kadar yeni programlar üzerine konuşurlar. Kahvaltıyı birlikte yaparlar. Cumhurbaşkanı gencin gönlünü hoş eder, evine kadar bıraktırır. Özal’ın vefat ettiği gün delikanlı ağlamaklıdır, “Türkiye çok şey kaybedecek” der, “ta ki gece yarıları isimsiz gençlerle bilgisayardan konuşacak bir cumhurbaşkanı gelinceye kadar” Fıkra bu ya, iskeleye yanaşmakta olan vapurdan bir kızcağız suya düşer. O sıra uskurlar ters dönmekte, sular burgulanıp girdaplanmaktadır. Genç kızın narin eli son kez görünür ve kaybolur. Tam o sırada bir delikanlı fırtına gibi dalar ve zavallıya ulaşır. Dahası tarzanvari hareketlerle uzatılan halatı yakalar ve genç bayanı belinden kavradığı gibi iskeleye çıkarır. Bir alkış, bir şaşaa sormayın. Olacak bu ya, o sırada vapurda bulunan bir kameraman olayı görüntülemiştir. Hatta mikrafonu kahramana uzatıp duygularını almaya çalışır. Delikanlı kızgın kızgın etrafına bakar “Kim ulan” der, “Kim itti beni denize!..” İşte 87 öncesinde Erdal İnönü’nün siyasete düşmesi de böyledir. Solcular ondan kendilerini kurtarmalarını beklerler, ancak o siyasetten kurtulmaya bakar. Babasının hırsından eser taşımaz. Zoraki ve isteksiz tavrı ile karikatürcülere malzeme olan bu fizik profosörü Özal’ı çok uğraştırmaz. Ancak Demirel demirden leblebidir ve Zincirbozan’ın hesabını taksit taksit Özal’a ödetir. Baba’ya göre sağ oylar DYP’nin öz malıdır ve o, tapulu arazisi üzerinde kimseye ev yaptırmaz. Gecekonduculara papuç bırakmaz. Özal ise gidip gidip gelen, çabuk pes eden, sıkışınca şapkasına bakan ve en önemlisi kendini yenilemeyen bir liderin memlekete vakit kaybettireceğini söyler. SEÇİME DOĞRU Derken seçimler yaklaşır. Özal iktidarda olmanın avantajlarını iyi değerlendirir. Seçim kanunlarını kafasına göre düzenler ve barajlar koyar. Ona göre bölük pörçük partilerin koalisyonu ile kurulan iktidarlar icraat yapamazlar. Demirel ilk kez iktidara değil muhalefete taliptir ve doğrusu işini yaman yapar. Özal, “Türkiye çağ atladı” dedikçe, “Bunlar boş laf” diye dudak büker. Özal “milletimiz zengin oldu” müjdeleri verirken, Demirel “Yasaksız Türkiye diyorduk, şimdi ANAP’sız Türkiye diyoruz” diye haykırır. İnönü sık sık gündemi kaçırır ve alakasız çıkışlar yapar. Mesela Ege adaları hakkındaki bir münakaşaya “Yoksa siz Lozan’ı değiştirmek mi istiyorsunuz, açık konuşun” diye tavır koyar, ama o günlerde paşa babasının Lozan’ı kimsenin umurunda değildir. Gün gelir, Petek’le, Kırat yollara çıkar. Özal rahat görünür, çocuklarla top oynar, atletlere portakal atar, hasılı şov yapar. Ama prensler geceli gündüzlü çalışırlar. Mesela Kahveci KİT’leri yabancı sermayeye satmanın yollarını arar. Daha evvel affa karşı çıkan Demirel şimdi genel bir af peşindedir. “Şüphe ile bir yere varılmaz. Müdaheleler neyi halletti ki” der, “böyle ömür boyu silahlı kuvvetler korkusu ile oturamayız ya...” Ardından Özal’ı “Anarşi tellallığı” yapmakla suçlar ve kırgınlıklar su yüzüne çıkar. Hatta ondan mı etkilenirler bilinmez Türkan Şoray’la, Cihan Ünal bile ayrılırlar. Kutlu ve Sargın SHP’yi destekleme kararı alırlar. Bu arada ANAP bombalı saldırılara uğrar. Kosova o günlerde de huzursuzdur, ama bu haberler sadece birkaç milliyetçi gazeteyi ilgilendirir. O günlerde bir gazete 150 liradır ve yanında nefis ansiklopediler verirler. Ecevit baraja takılacağını bile bile “özgürlük” şarkıları söyler, akgüvercinlere hürriyet bağışlar. Uyanık ANAP’lılar DSP mitinglerinde güvercin satarak parayı bulurlar. Baraj MÇP ve Refah içinde söz konusudur. Ama bu partilerin vefalı seçmenleri vardır ve barajı aşsın aşmasın partilerine destek verirler. DUYULMADIK ŞEYLER O günlerde Gorbaçov yenilikler peşindedir. Özal gelişmeleri heyecanla izler ve “Göreceksiniz” der, “Ruslar Türk Televizyonu seyredecek ve Türk malı kullanacaklar” Halbuki bize göre Türkiye kimdir, Rusya kim? Kızıl imparatorluğun merkezine mal satmak, güzel bir hayaldir ancak. Özal Tarlabaşı Bulvarı ve Darlık Barajı’nın temelini atarken de yeni şeyler söyler. Özel sektörden, meslek okulları açmalarını ister. Ona göre eğitim gerektiğinde paralı, ama mutlaka kaliteli olmalıdır. İnönü ise “Özal giderse enflasyon biter” der, ama nasıl biteceğini izah edemez. Demirel “Ben cefadan geliyorum ve cefaya talibim” tarzında arabesk kokan acılı bir söylem tutturadursun, ANAP’ın güçlü kolonlarından “Arım, balım, peteğim..” şarkısı yankılanır. Özal neşe içindedir ve Edirne - Ankara otoyolunu başlatır. Ona göre bu memlekette çalışana iş vardır ve şimdi zengin olmanın tam zamanıdır. Demirel, “ANAP’ın sağ olduğunu söylemek zor” diye kükrer, “Bunlar memleketi sefalete götürecekler.” Özal rahattır. “Çıraklarımın daha öğreneceği çok şey var” der, “Azıcık geç öğreniyorlar, ama onlara sabrediyorum. N’apalım yavaş yavaş eğitilecekler” Eğitilirler mi bilmem ama Fikri Sağlar Özal’ı “Ülkenin tek anarşisti!” ilan eder. Peki Özal? Ha o mu, işine gelmeyeni duymaz ki. O günlerde Kenan Evren Cumhurbaşkanıdır ve Konsey hâlâ çok güçlüdür. Birileri rejim hakkında gereksiz endişeler içindedir. Nitekim Alpaslan Türkeş gibi devlete sadakatı bilinen bir lider hakkında “Kuran-ı Kerim dağıttığı” gerekçesi ile soruşturma açılır. MÇP’nin kapatılmasını isteyenler Anayasa mahkemesine giderler. Derken SHP ile DSP arasındaki köprüler atılır. İnönü “Bunlar barajı bile aşamayacaklar!” derken Ecevit “SHP’nin CIA tarafından desteklendiğini” iddia eder. ALIŞKIN OLMADIKLARIMIZ Özal bu kez Karadeniz’dedir. Silah üreticilerine “Bu iş MKE ile olmuyor. Ülkeyi Teksas’a çevirecek deseler de umurumda değil. Bu birikimi ziyan etmem, size ordumuz için silah siparişi vereceğim” der. Yine Özal vergisini ödeyen herkesin silah taşıyabilmesinden yanadır ve ona sorarsanız kayıtlı silahın cep çakısı kadar mahzuru yoktur. Özal Karadeniz ortak pazarından çok ümitlidir. Yöre insanının dikkatini yanıbaşlarındaki potansiyele (Rus pazarına) çeker. Sonraki günlerde Yekta Güngör Özden protokoldeki yeriyle oynayan Özal’a verir veriştirir. “Pes yani” der, “biz dama taşı mıyız?” Bu arada ülkede uluslararası markalar görünmeye ve firmalarımız marka olmaya başlar. Bir yurt içi görüşme için postahanelerde sabahlayan insanlar anında okyanus ötesine ulaşırlar. Çocuklarımız misli görülmedik şekilde yurt dışına çıkar, hiç umulmadık ülkelerden iş koparırlar. Gençlerimiz hem işi bilirler, hem işe giderler. Bilgisayar yaygınlaşır ve hayata girer. Yaşayış çok değişir, mesela 300 dolarına kıyan bir geceliğine Rolls Royce yada Cadillac kiralar. Bedelini ödeyen yabancı sigara içebilir, plakasına adını yazdırabilir. Millet dolarla, markla konuşmaya başlar. Dövizle alışveriş yapar. Bunlar alışık olmadığımız şeylerdir. Özal ekonomi ihtilalinden dem vuradursun, DYP’liler boş tencere döverler, Süleyman bey “Gayri kapatın bu devri” diye bağırır, İnönü “Korsanlık yapıyorlar” diye sızlanır. Özal Kapıkule- Edirne Otoyolunu açarken “Ya gözleri görmüyor” der, “ya da kalpleri mühürlü!” Ona göre Türkiye ip değil, bayağı bayağı çağ atlar. Demirel millete “İktidar için aşermiyorum ya” diye serzenişte bulunur, “Hem kırattan ne kemlik gördünüz?” Özal 2. Boğaz Köprüsü’nden yürüyerek geçer. Rakiplerini çatlatırcasına beyaz eldivenlerini giyer, kütüğe altın çiviler çakar. İstanbul’u finans merkezi yapacaklarını, borsayı patlatacaklarını fısıldar. Ardından Bitlis’te Türkiye’nin ilk özel sigara fabrikasını hizmete açar ki o güne kadar üreticinin kendi yetiştirdiği tütünü tüttürmesi bile suçtur. Rekabet acımasızdır ve o hantal TEKEL bile kendini yeniler. Özal, Menderes Havaalanı’nı hizmete sokarken yine tartışılacak şeyler söyler. “Göreceksiniz ormanları da özelleştireceğim” der, “O zaman çamları yaksınlar da görelim!” Hatta ağaç ekene bedava arazi vaad eder. Devlet arazisi bedava nasıl verilebilir? O güne kadar boş durması kimseyi rahatsız etmez, ama birilerine verilmesi ters gibidir. GLOBALLEŞEN DÜNYA Demirel “Zembille geldiler” diye söylenir, “sandıkla gidecekler!” Sonraki gün Özal, Tüpraş’taki ek tesisleri hizmete açar ve millete doğalgazın faydalarını anlatır. “Ama Rusya’ya nasıl güvenebiliriz ki?” diyenlere güler geçer. Zira o küreselleşen dünyanın farkına hepimizden önce varır ve eriyen sınırlara hazırlıklıdır. Derken Demirel “Talebelerden alınan harç, harç değil haraçtır” diye üniversite destekli bir hücuma geçer ve “iktidara gelirse harçları kaldıracaklarını” vaad eder. (İktidara gelir ve harçlar devam eder) İnönü’nün DİSK’lilere “dışa açılmanın, dışa saçılmak olduğunu” bellettiği forum kendine göre bilimseldir. Sonraki günlerde Özal’ın gözü aniden puslanır ve doktoru yorulmasını yasaklar. Seçime çeyrek kala İnönü “Ciklet ekonomisi” tabirini sakız edinir. Ecevit’e verir veriştirir hatta “Donkişot!” buyurur. Demirel’e göre hükümet TV dizisi çevirmektedir. Özal hala proje anlatır “Milli eğitim ve spor bakanlığını ayıracağız. Eğitimi ve sağlığı tedricen özel sektöre devredeceğiz, paralı askerliği yaygınlaştıracağız, bu memlekette özel radyo ve televizyonlar olacak, beğenmediğinizi izlemek zorunda kalmayacaksınız” gibi yeni ve şaşırtıcı şeyler söyler. “Özel Tim” mantıklı ama, o gün için izahı zor birşeydir. Propaganda müddetinin sonuna doğru Demirel ekranın gücünü farkeder. “Bizi televizyona çıkardılar da, camı mı çatladı” der. Özal için “Geveze” ve “Anarşi tüccarı” ibarelerini münasip görür. İnönü “Ayağa göre yorgan yapacağız” derken, Demirel iyice sertleşir ve o güne kadar söylemediğini söyler ve üstüne basa basa “Hırsızlara oy vermeyin!” der. İşte seçimlere böylesi bir gerginlik içinde girilir. Netice mi? SHP 99’da, DYP ise 59’da kalır. Özal Demirel’e yaklaşık 5 misli fark atar, 292 milletvekilini kapar. Refah ve MÇP barajı aşamaz. Yine baraja takılan Ecevit siyaseti bıraktığını açıklar. DSP’de hüzün ve göz yaşı vardır. Kısacası milletimiz sürekli yeni şeyler söyleyen Özal’a “devam” der. Turgut Bey oyu azalmasına rağmen milletvekillerini artırmasını becerir. Eh o, ne de olsa işbilici ve işbitiricidir. Solcular Erdal İnönü’den kendilerini kurtarmasını beklerler, ancak o siyasetten kurtulmaya bakar. Zoraki ve isteksiz tavrı ile karikatürcülere malzeme olan bu fizik profesörü Özal’ı çok uğraştırmaz. Ancak Demirel demirden leblebidir ve Zincirbozan’ın hesabını Özal’a ödetir. Baba’ya göre sağ oylar DYP’nin öz malıdır ve o, tapulu arazisi üzerinde kimseye ev yaptırmaz. YARIN: 2. DEĞİŞİM PROGRAMI
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT