BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hayata Dipnot

Hayata Dipnot

“Dipnot” isimli deneme kitabıyla gündemde olan Prof. Dr. M. Naci Bostancı, “Bütün yaptığımız hayata dipnot düşmekken dipnot deyip geçmeyelim. Hayat, kendini ayrıntılarda ortaya koyarken, ‘büyük’ sandığımız nice insanların ve işlerin de dipnot olduğunu unutmayalım” diyor



ANKARA- M. Naci Bostancı Alternatif Yayınları’ndan çıkan yeni deneme kitabı “Dipnot” ile hayata kimi zaman ironik, kimi zaman da hüzünlü -fakat her daim- farklı bir perspektiften yaklaşıyor. “Dipnot”, çiçek dürbünü gibi renkli ve cazip bir okuma macerasının içine çekiyor okurlarını. “Beşeri olan” hiçbir şey karşısında duyarsız kalmayan bir yazar olan Bostancı’yla akademisyen kimliğiyle edebiyatçılığını nasıl bir arada yürüttüğünden başlayarak hayata düştüğü yeni dipnotları konuşmayı denedik. Siz bir sosyal bilimcisiniz. Oysa yeni kitabınız “Dipnot”ta genel bir dil yerine edebi bir dil kullanıyorsunuz. Bu geçişler nasıl mümkün oluyor? BOSTANCI: Bilim dili, kendisiyle ilgilenenleri sadece kendisine mahkum eden bir dil değil. Zannedildiğinin aksine bilim dili de kendi içinde çeşitli başlıklar altında görülebilir. Özellikle son zamanlarda bilim dilinin daha edebi, deneme diline daha yakın durduğu görülüyor. İnsanlar, herhangi bir konuyu ele alırlarken, “nesnel” olma iddiasının sanki aynı zamanda “nesnel ve yegane bir dil” marifetiyle anlatılabileceği -eski zamanlara göre zımni- kanaatini aşmış bulunuyorlar. Son on yıldır yayınlanan kitaplara, gerek tercüme gerek telif, bakın, onlardaki bu dil değişikliğini gözlemleyebilirsiniz. Bana öyle geliyor ki, bilim dili edebi dile dönüştükçe daha ayrıntılara nüfuz etme niteliği artıyor. “Dipnot”taki yazıların ortak paydası nedir? BOSTANCI: Dipnot’ta çeşitli konular var. İlk yazı elbette dipnotla ilgili. Depremden Bosna’ya ve nihayet çeşitli insani hallere ilişkin yazılar var. Kimi kitaplar konuları itibariyle benzerdir, kimileri ise dilleri itibariyle böyle bir benzerlik üzerinden ortak bir paydaya yerleştirilirler. Dipnot kitabındaki yazıları birleştiren dilidir. Bu dile kalbi bir dil diyebilirim. Depremin ve Bosna’nın ve çeşitli insani hallerin elbette dışardan bir değerlendirilmesi, neler olup bittiğine ilişkin sosyal bilimlerin ruhuna uygun bir okuması mümkündür; benim burada yaptığım ise alandaki insani hallerin kalbi tercümesidir diyebilirim. Yazı hayatın kendisidir Kitapta sık sık yaşamak yazmak, yaşamak okumak şeklinde, sanki bunlar karşıtlarmış gibi sunuluyor. Öyle midir? Birine girilirse diğerinden vaz mı geçilir? BOSTANCI: Bunlar hem kolkola hem de çelişkili hususlar. Yazı ile uğraşma, yazı dünyasına çekilen, gerçek dünyaya nispetle yazı dünyasının zihni evreninde daha fazla varolan, hatta hayatın kendisini bile zihni bir kurguya çevirerek kavrayan kimi yaşama biçimlerini getirir önümüze. Yazıyla hemhal iseniz, bir iç sesin, güçlü bir iç sesin size eşlik etmediği zamanlar olmaz. Çünkü yazı, kullanıp atacağınız bir teknik değildir, ruhunuzu ele geçirir. Saf hayat diye bir kategori, soyut bir dolayıma çekilmeksizin olup biteni yaşamak diye ifade edilebilir. Bu ekstrem bir durum. Ama yazıyla fazla içli dışlı değilseniz, yaşanan her ne ise odur, ayrıca ondan bin türlü senaryo çıkartmazsınız. O yüzden yazı ile hayat arasında bir karşıtlık var. İç içelik ise, yazının kaynağı hayatın kendisidir. Hiç kimse fildişi kulesine çekilerek yazamaz. Montaigne denemelerini yazmak için kendini evine hapsettiğinde 38 yaşındaydı ve kendi dönemine göre artık ömrünün ahir vaktini yaşıyordu. Gerçi çok daha uzun yaşadı, belediye başkanlığı bile yaptı ama o ayrı bir konu.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86072
    % 1.74
  • 6.0742
    % -0.37
  • 6.8075
    % -0.15
  • 7.7293
    % 0.17
  • 251.383
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT