BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İş bize kalsaydı

İş bize kalsaydı

İşkenceyi kınamak en çok bize yakışır



İşkenceyi kınamak en çok bize yakışır Fotoğraflara bakıp, “utanç verici” diyebiliriz mesela. Zaten, oh olsun, iyi olmuş, diyen çıkmaz. Bari, “bu fotoğrafların dünya basınına sızdırılmasıyla nereye varılmak isteniyor olabilir” diyen birisi çıksın. Ben çıktım abi. İşkencenin binlerce yolu varken, en ilkelini, en iptidaisini fotoğraflayıp o yolla, bu yolla dağıtıyorlar. Böyledir bu işler. Hayıflanırken bile hizmet edersiniz. Farkettiğiniz anda iş işten geçmiş olur. Siz dürüstlüğünüzle, merhametinizle, mertliğinizle kalırsınız. Ben olsaydım, biz olsaydık muhabbeti vardır ya..Dünyaya nizamat veren güç biz olsaydık hiç böyle kötülükler yapar mıydık? Bırakın kötülüğü, gidip bir başkasının toprağını işgal eder miydik..Bırakın işgali, uluslararası hukuktan kıl payı ayrılır mıydık? BM kararını esas alırdık. Dünyanın her meselesini “barışçıl” yollardan çözerdik. Nasıl çözerdik, derseniz..Örnek vermekte zorlanmam. İçerde her derdimizi nasıl ki konuşarak, tartışarak, huzurla, sükunla karara bağlıyorsak..dışarda da aynı şeyi yapardık. Kavga konularını bile ortadan kaldırırdık. Şimdi Kürt-Türk kardeştir dediğimiz gibi bütün ırkları kardeş yapardık. Mezhep kelimesini telaffuz ettirmezdik. Dünyayı kamusal alan ilan eder, kamusal alanda herkesi duygusundan, düşüncesinden, inancından arındırır, evinizde ne halt ediyorsanız edin, derdik. Herkese din, vicdan, fikir, düşünce hürriyeti de verirdik. Amalı, fakatlı, ancaklı hürriyetlerimize mırın kırın eden olursa o kadar kusurun kadı kızında da olduğunu söylerdik Ama ne yapalım ki, diğer ülkelerin bizim yerimize başkalarının eline düşmek gibi bir talihsizliği var. Tercih meselesi Ben çocukken Demirel hayranı idim. O kadar büyük insanın bizim gibi yiyip içeceğini, sırası geldiğinde hacet gidermek için tuvalete gireceğini aklım bile almıyordu. Sıradan politikacılar da benim için büyük insanlardı. Yaş ilerleyip beraber çalıştığımız, ona buna üç beş kuruş borç takmayı marifet saydığı için “Ulan üçkağıtçı” diye takıldığımız insanların da o sıralarda oturduğunu görünce bütün hayallerim yıkıldı. İstisnaları olmakla beraber orası bir geçim kapısıydı. Dört yıl mebusluktan sonra ömür boyu geçinme yolu açılıyordu. İş bağlanabiliyordu. Ona buna aracı olunabiliyordu. Kâr zarar hesabı yapmadan kazanılabiliyordu. Ama erişilmez değildi. Biraz tercih, biraz mizaç, biraz da şans işiydi.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT