BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir köy var uzakta

Bir köy var uzakta

Genç kadın dört basamaklı merdiveni indi. Aydınlık yüzünü gölgelese de hicabı, o ıslak gözlerindeki bir şeyleri özlemişliği ve dudaklarındaki duygusallaşmış donukluğu gizleyemiyordu.



Genç kadın dört basamaklı merdiveni indi. Aydınlık yüzünü gölgelese de hicabı, o ıslak gözlerindeki bir şeyleri özlemişliği ve dudaklarındaki duygusallaşmış donukluğu gizleyemiyordu. Rüzgarın kulağında bıraktığı fısıltı kalbine inmişti anlaşılan. Ardında aheste bir iz bırakarak yola indi. Ana yolu kesen tali yolun ucunda işte orada, o düzde bir okul... Bahçede şen şakrak oynamakta çocuklar. Oyunu kontrol eden öğretmen hanım, gelmekte olan genç kadına gülümsemekte. "Merhaba" dedi genç kadın karşılaştığı ilk bir çift siyah göze. Sonra seyre koyuldu oyunları gibi duyguları ve elbiseleri de şen şakrak olan bu çocukları. "Ali sert atma " diyor öğretmen. Önlüğü bile yok Genç kadın, topu rüzgarın sürüklemesine aldırmayan Ali'ye bakıyor. Önlüğü yok. Hiç birinin pahalı ayakkabısı yok ama birinin bile koşmasına engel değil kara lastikleri. Gözyaşı burun akıntısına karışmış bir kız geliyor koşarak; "öğretmenim, Ayşe beni itekledi" diyor. Öğretmen nasihat ederken ikisine aynı zamanda başını okşayarak sevgiyi de öğretiyor. Çocuklar hiç susmuyor; her şeyi ama her şeyi soruyorlar. Sefaletin en koyu tonlarının cirit attığı kıyafetleri, yüreklerinde yoğurdukları samimiyet hamurunun doyurucu katına bir nevi çeşni olma girişiminde sanki. O kadar cıvıltının arasında dalıp gidiyor genç kadın. Muhayyilesinde canlanan onca şeyin arasından, bu onu duygulandıran resme bir ton seçiyor adeta. "bir kağnı gıcırtısı sanki yüreğinden gelen..." Bu yokuş bizim, bu tırmanış bizim. Bu eskiyen ayakkabı. Bu çarpan yürek bizim. Diz boyu sefalet bizim. Akıp giden bir çok şey gibi; zaman gibi mesela, duygular gibi, akıp giden çocuklarla sıyrılıyor genç kadın dalgınlığından. Sınıfa giriyorlar. Genç kadının gözleri Gizem'i arıyor; iki defa soru soran öğretmene:" az önce söyledim ya örtmenim" diyen Gizemi. Sonra, "öğretmenim, kazağınız size ne kadar güzel yakışmış, ne kadar güzelsin canım öğretmenim" diyen Aslı'yı. Ama bu çocukların hepsi Gizem, hepsi Aslı sanki. Belli değil hiç biri. Ne birler, ne ikiler... Genç kadın soruyor, öğretmen gösteriyor: " Burası birler, şu bölüm şuradan itibaren ikiler, şurası üçler-dörtler ve beşler..." Öğretmen; 'bunların hepsi benim' demek istemektedir adeta, işaret ederken... Ah şu okulun hâli Genç kadın şiiri hatırlamakta yeniden: "Akan dam altı sınıflar bizim. Tek sınıfta beş sınıflar bizim. Rengini değiştirmek isterdim gözlerinizin. Diz boyu sefalet bizim" "Misafirimize ayıp oluyor ama" sözüyle dalgın bakışlarını topluyor genç kadın. Mahcup, utangaç ve ürkek bir sessizlik. "Şey Öğretmenim! Geleceğini bilmiyorduk ki; bilseydik çiçek toplardık dağlardan". Bu cümleler genç kadının içinde bir yerlere dokunup, en ücra köşeye ulaşıyor da acıtıyor kalbini. Gözlerine mercan mercan dolarken damlalar, hüznü ve acıyı yayıp, inerken yanaklarından aşağı en son, dudaklarının kenarındaki gamzede takılıveriyor. Evet, nerede olursa olsun; "Bu yokuş bizim, bu tırmanış bizimdi Bu eskiyen ayakkabı, bu çarpan yürek bizim Diz boyu sefalet bizimdi" Öğretmenin umutlu sesiyle, genç kadının gamzesinde biriken damlalar kabına sığmaz bir hal alıp iniyor başörtüsüne sonra. " Eylülü sevmesem de...Bu gadre uğramış iklimi sevmesem de, bu beni yıkamayan yağmuru sevmesem de..." diyor öğretmen; "Başlıyoruz çocuklar, uyandırın herkesi. Şu harf adaletin A'sı, bu da başarının B'si..." Nuray Karayiğit / Ünye
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT