BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Engellinin bir günü...

Engellinin bir günü...

Engelli vatandaşlar için bugüne kadar çok şey yazıldı çizildi. Birçok hamaset nutukları atıldı, vaatler verildi. Devletin en yüksek mertebesinden en küçük makamına kadar herkes engelliler için çok çalıştığını söyledi. Biz de bu çalışmaları bizzat yerinde görmek için yürüme engelli bir vatandaşımızla kısa bir şehir turuna çıktık. Ve gördük ki, engellilerin en büyük engeli bizleriz...



İSTANBUL - Engelli vatandaşların problemleri konusunda geçmişten bugüne yapılan çalışmalar hatırlandığında hem devletin hem de konuyla ilgili sivil toplum kuruluşlarının çok şeyler söylediğini hatırlıyoruz. Devletin ilgili kurumlarının bu konuda örgütlenmeye çalıştığı görülüyor. Fakat bu çalışmaların ne kadarı maksadına ulaşıyor? Devlet sözlerini tutuyor mu?.. Bütün bu soruların cevabını bizzat kendimiz bulmak için yürüme engelli bir vatandaşımızla kısa bir şehir turu yapmaya karar veriyoruz. Gayemiz, engelli vatandaşlar için neler yapıldığını ortaya çıkarmak. Omirilik Felçliler Derneği üyesi yürüme engelli Ali Kendirci ile bağlantı kuruyoruz. Gayemizi anlatarak kendisinden yardım istiyoruz. Ali Kendirci ile Bakırköy’de buluşuyoruz. Saat 12.00. 34 yaşındaki Kendirci’nin bir işi yok fakat çok neşeli ve kendisiyle barışık. 19 yaşında binbir umutla İstanbul’a gelmiş. İnşaatta boya yaparken iskeleden bir taşın üstüne düşmüş. İşçiler tarafından bilinçsizce taşınması sebebiyle omiriliği zedelenmiş. Ardından dertler, sıkıntılar... Hayatın acı gerçekleri... Basit bir tur! Yürüme engelli bir insanın ne gibi engellerle karşılaşacağını yerinde görmeyi umuyoruz. Planımızı yapıyoruz . Ali Kendirci ile Bakırköy’den Sirkeci’ye kısa ve basit bir şehir turu yapacağız. Acelesiz ve endişesiz. Nasıl gideceğimizi sorunca bocalıyoruz önce. Öyle ya Ali’nin tekerlekli sandalyesi var. Otobüsle gitmeye karar veriyoruz. Hemen 3 dakikalık mesafedeki Bakırköy otobüs durağına yönileyoruz. Bir türlü düz süremiyoruz sandalyeyi. Caddedeki vatandaşlara çarpıyor, kiminin ayağının üstünden geçiyoruz. Bir kaçı ters ters bakıyor. Bizim hiddetlendiğimizi hisseden Ali, sakin olmamızı söyleyerek kontrolü alıyor. Otobüs durağı caddenin öte yanında. Geçmek için trafik ışıklarını arıyoruz, bulamıyoruz. Sonra kaldırım çok yüksek. Rampa var mı diye bakınıyoruz. O da yok. Neresinden ölçsen 25 santim. Trafik ışıkları olmadığı için araçları durduramıyoruz. Bir süre böyle bekliyoruz. Bir otomobil bizi farkederek yol veriyor. Ve karşıya geçiyoruz. Otobüse binmek mi? Saati kontrol ediyoruz 15 dakikada gelmişiz. Duraktaki çukurlara, mazgallara düşmeden ilerlerken bir yandan da Eminönü’ne giden otobüsleri arıyoruz. Bu arada sohbetimize sürdürüyoruz,”Görüyorsunuz” diyor Ali “Daha yolun başında neler yaşadık”. Nihayet otobüsü buluyoruz. Kaldırımdan tekerlekli sandalye ile otobüse binmemiz imkansız. Bir kaç kişinin yardımına ihtiyacımız var. Durakta bekleyen yolcular pek oralı olmuyor. Biz yılmadan otobüse binmekte ısrar ediyoruz. Bir kaç duyarlı vatandaşın desteği ile otobüse biniyoruz. Ancak yeni bir engel ile karşılaşıyoruz. Otobüsün girişindeki demir barlar tekerlekli sandalyenin geçmesine izin vermiyor. Tekrar yolcuların yardımıyla aşağı iniyoruz. Taksiciler durmadı Biz de taksi ile yolumuza devam etmeye karar veriyoruz. Ve taksi bulmak için tekrar caddeye dalarak yolun öbür tarafına geçiyoruz. Bir taksiye el kaldırıyoruz. Taksi boş olmasına rağmen durmuyor. Buluşmamızın üzerinden yarım saatten fazla zaman geçmiş ve biz hâlâ başladığımız yerde Bakırköy’deyiz. Biz de gazeteden bir otomobil istiyoruz. Gazeteden istediğimiz otomobil geliyor. Ali çevik bir hamleyle koltuğa geçiyor. 20 dakikada Sirkeci’deyiz. Saat 13.15. Telefon açamadı Vapur iskelelerinin önünde müsait bir park alanı buluyoruz. Ali’ye vapurlara binip binemediklerini soruyoruz. “Gel deneyelim” diyor. Değil tekerlekli sandalyesi olan, okkalı bir kilosu olan nomal bir insan bile geçemez. Turnikeler o kadar dar ki... Sağa sola bakıyoruz. Her hangi bir kolaylık sağlanmamış. Anlıyoruz ki vapura binip basit bir boğaz turuna dahi çıkamayacağız. Mecburen vazgeçiyoruz. Ali, yakınlarına telefon açmak ve bilgi vermek istiyor. “Merak ederler beni iyi olduğumu bildirmem lazım” diyor. Az ilerimizdeki telefon kulübelerine gidiyoruz. Ali’nin tek başına telefonları kullanması imkansız. Öncelikle kabine giremez. Girse ahizeye yetişemez. Ahizeyi yerinden alıp Ali’ye uzatıyoruz bu sefer kablosu yetişmiyor. Ne tarafa gidelim diye düşünüyoruz. Ali, Doğu Bank’a gitmeyi teklif ediyor. Hemen üst geçide yöneliyoruz. Orada özürlülerin hukuki mücadeleleri neticesinde yaptırılmış bir asansör var ya... Kolayca üst geçitten geçebileceğiz. Asansörün kapısına geliyoruz. Kapıları otomatik. Lakin kilitlemişler. Kapının yanında bir kaç zabıtaya asansörün anahtarını soruyoruz. Onlardan, anahtar yerine “Bilmiyoruz esnafa sorun” cevabını alıyoruz. Ali asılıyor tekerlerine ve alt geçide yöneliyoruz. Tökezleten yollar Sirkeci şantiye alanı gibi. Yollar kazılmış, kaldırımlar sökülmüş. Normal bir insan bile tökezleyerek ilerleyebiliyor. Geçidin önü de kazılmış. Asıl mesele dimdik ve en az 20 basamaktan oluşan merdivenler... Çaresizlik içinde öylece kala kalıyoruz. Geçitten çıkan insanlar üzerimize akıyor. Çarpıp geçen, “Çekilin şurdan” diye iten insanlar oluyor. Onlara “engel” olmamak için bir kaç adım geri çekilip kolaylık sağlıyoruz. Güneşin bunaltıcı sıcaklığından kurtulup nefeslenebileceğimiz bir yer aramaya karar veriyoruz. Deniz kenarına gidiyoruz. Kısa bir İstanbul gezintisi yapmak için çıktığımız yol, Sirkeci’de mecburen bitmişti. Oysa biz engelli vatandaşların ne gibi “engellerle” karşılaştıklarını yerinde görmek istiyorduk. Gayemiz, topulumu bu engelleri ortadan kaldırmaya ortak etmek bilgilendirmekti. Şu kısa gezintimizde gördük ki bilinçsiz toplumun kendisi bile başlı başına bir “Engel”... Biz de anladık ki... Anladık ki, engelli insanlarımız, daha mücadeleci ve yaşamak için daha cesurlar. Anladık ki, inancın ve azmin aşamayacağı hiçbir engel yokmuş. Anladık ki, fiziksel engelleri bir şekilde aşmak kolaymış, fakat kafalardaki engelleri aşmak zormuş. Anladık ki, insanın dış görünüşü o kadar önemli değilmiş. Ve son olarak anladık ki, öğrendiklerimiz hiçbir şey, daha öğrenmemiz gereken çok şey var.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT