BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şiir şehir İstanbul

Şiir şehir İstanbul

Kılıcı kadar kalemini de maharetle kullanan Fatih Sultan Mehmed Han, ‘Avnî’ mahlasıyla aşka ve sevdaya dair gazeller yazmıştı. O'nun izinden giden yazar ve şairlerimizin hemen hepsinin eserlerinde İstanbul'dan bir iz bulmak mümkün...



Dün olduğu gibi bugün de büyük bir mana taşıyan İstanbul’un fethi, bundan tam 551 yıl önce gerçekleştirilmişti. “Çağ açıp, çağ kapatan” fethi hazırlayan sebepler kadar, fethin sonuçları da ayrı bir öneme sahip. Hazreti Peygamber tarafından müjdelenen "güzel kumandan" ve "güzel askerler"in fethettiği İstanbul'un, dünya tarihi açısından anlamı çok büyük. Jeopolitik, kültürel, siyasi ve tarihi açıdan bütün dünyanın gözünü çevirdiği bu güzel vatan toprağı, sadece saydığımız özellikleriyle değil, kültür ve sanata yaptığı/ yaptırdığı katkılarla da önem taşır. İnsanlık tarihinin en gözde mimari sanat şaheserlerinin yer aldığı İstanbul, edebiyatımız için de vazgeçilmez bir kaynaktır. Sadece İstanbul doğumlu olan değil, bütün Türk coğrafyalarında yaşayan edebiyatçılar için de şehir, adeta bir ilham havzasıdır. İstanbul'u fetheden 'güzel kumandan' Fatih Sultan Mehmed Han, Avnî mahlasıyla şiirler yazmış bir şairdi aynı zamanda. O sadece keskin kılıcıyla bu başarıya imza atmamıştı; kalemini de aynı maharetle kullanmış, ilim ve irfan ordusuyla -tıpkı kendinden önceki alperenler gibi- galibiyete taşımıştı ordusunu. Şehri fetheden kumandan "Avnî seni medh eyledi çün tarz-ı gazelde/ Matlâ' dedi yüzüne vü ağzına muammâ" (Avnî bu gazeli ile seni övdü. Ancak yüzüne 'matlâ'; ağzına 'muammâ'dır, dedi) diye şiirler yazar da, sonraki şairler İstanbul'u şiirlerinin dışında tutabilirler mi? Vur tekbîr aşkına... Roman, hikaye ve şehir yazarlarımız dışında İstanbul şairi olarak bildiğimiz Yahya Kemal Beyatlı, yaşadığı ve sevdalısı olduğu şehri fetheden yeniçeriye "Vur pençe-i Ali'deki şemşîr aşkına/ Gülbangi âsmânı pîr aşkına/.../ Son savletinle vur ki açılsın bu sûrlar/ Fecr-i hücûm içindeki Tekbîr aşkına" diye sesleniyordu. Özellikle Cumhuriyet döneminde kaleme alınan hamasî şiirlerin çoğunda İstanbul'un fethi bir coşku ve ibretle anlatılır. Beyatlı'nın "İstanbul'un Fethini Gören Üsküdar" şiirindeki kadar olmasa bile diğer şairler de fethi adeta yaşayarak yansıtmışlardır mısralarında. Genç yaşta vefat eden Edip Ayel'in "Feth-i Mübin" gazeli, bu şiirlere kuvvetli bir örnektir: "Kalmış bize maziden o dev hatıra miras/ Dimdik duruyor Türkeli hâlâ o temelle/ Olsun o büyük Fatih'in er ruhu bugün şâd/ An, kutla Edib, ismini şahane gazelle." Faruk Nafiz Çamlıbel'in "Fatih'e Kaside"si de kuvvetli mısralarla dikkati çeker: "Ruhun, beş asır sonra, vücudun gibi canlı/ Hâlâ kır at üstünde yağız bir delikanlı!..." Hâlâ heyecanlanıyoruz Kurtuluş Savaşı'ndan çıkmış olan 'taze cumhuriyet'i, Osmanlı'nın muhteşem fetihleriyle eş tutan, özellikle İstanbul'un fethiyle karşılaştıran dönem şairleri, rüya gibi bir zafer olarak anlatırlar bu muhteşem galibiyeti. Fethin aslanlarını, yani Fatih Sultan Mehmed Han'ı, Ulubatlı'yı ve diğer eserleri gıptayla anarlar. Dündar Akünal, "İstanbul'a Girerken" isimli şiirinde fethin erişilmez heyecanıyla asırlar boyu yaşadığımızı ve müjdelenmiş bir millet olduğumuzu şöyle anlatıyor: "Bizdik, biz o: Allah'a giden yolda kanatlı/ Bir hatıradır gökte o günden Ulubatlı/ Bizdik, biz o: Ancak beş asır geçti ki şundan/ Rü'ya gibi girdikti bu şehrin varoşundan." Hisar akımının yaşayan son üstadlarından Bekir Sıtkı Erdoğan ise "Dostlar Başına" isimli kitabında yer alan "İstanbul Destanlar İçinde" isimli -mutlaka okunması gereken- şiirinde, İstanbul'un fethini pastoral bir derinlikle ve müthiş bir çağrışımla dile getirir: "Damladı Konstantin'e ilk mübarek kan/ İlk bayrağı çekti Ulubatlı Hasan/ 'İnna fetahnaleke fethan mübina'/ Bir ayet yükseldi binlerce dudaktan..." Günümüzün önemli şairlerinden Abdullah Satoğlu da "İstanbul'un Fethi"ni şiirleştiren önemli şairlerimizde biri. O da, aradan asırlar geçmiş olmasına rağmen, İstanbul ufuklarındaki nurun hâlâ fetih günündeki gibi parıldadığını dile getiriyor: "Yardım geliyor gizlice/ Bizanslıya Avrupa'dan/ İndi bir sabah karadan/ Türk donanması Haliç'e..." Bir kartpostal gibi... Günümüz şiiri, geçmişle uğraşmıyor artık. Gelecekle de... Varlık sebebi olan bütün değerlerden kendini dışlayarak yeni bir mecraya giren bugünkü şiirde İstanbul, özlenesi Boğaziçi'siyle veya bohem Beyoğlu'su ile yer alabiliyor ancak. Ne fetih, ne de sonraki sosyal ve kültürel değişimler yeni şairlerimize bir anlam ifade etmiyor. Bugünlerde fethinin 551. yılı kutlanan İstanbul'u daha iyi anlamak, daha coşkulu yaşamak ve şehri daha iyi içine sindirmek için eskimeyen kaynaklara yönelmesi gerekiyor. Yahya Kemal Beyatlı'ya, Ahmet Hamdi Tanpınar'a, Abdülhak Şinasi Hisar'a, Ahmet Rasim'e, Necip Fazıl Kısakürek'e, Taha Toros'a, Çelik Gülersoy'a ve hatta Orhan Pamuk'a...Çünkü bizim İstanbul; yani şiirlerimizin, denemelerimizin, romanlarımızın ilham kaynağı haline gelmiş gerçek İstanbul, sözünü ettiğimiz yazarların ve şairlerin eserlerinde yaşıyor. Eski bir kartpostalı okşar gibi okşadığımız bütün bu güzel mısraların, bize o muhteşem fethin armağanı olduğunu kesinlikle unutmamamız gerekiyor... Büyük fethin 551. yılı İstanbul'un fethinin 551. yılı etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen "Resimler ve Planlarla İstanbul'un Fethi" sergisi Cemal Reşit Rey Konser Salonu fuayelerinde devam ediyor. Ali Erkmen'in birbirinden güzel eserlerinin yer aldığı sergi ay sonuna kadar gezilebilecek. 1952 Aydın doğumlu Ali Erkmen, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü 79/80 mezunu. Okul dönemi dahil 23 yıl reklam sektöründe çalışan sanatçı, 1999 Haziran ayında yapımına karar verdiği "Resimler ve Planlarla İstanbul'un Fethi" sergisine hazırlanmak için reklamcılığı bıraktı ve çalışmalara başladı. İşte bu sergide sanatçının İstanbul'un fethi kronolojisini sunan görülmeye değer çalışmaları sunuluyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT