BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Biraz soluk alın...

Biraz soluk alın...

Biliyorum, işleriniz çok; başınızı kaşıyacak vaktiniz yok!.. Zaten sabahleyin güç bela kalktınız. Akşam şehrin gürültüsüyle uğuldayan yorgun kafanızı boşaltmak ve uyku getirmek için televizyonda nerde abuk sabuk programlar varsa seyrettiniz.



Biliyorum, işleriniz çok; başınızı kaşıyacak vaktiniz yok!.. Zaten sabahleyin güç bela kalktınız. Akşam şehrin gürültüsüyle uğuldayan yorgun kafanızı boşaltmak ve uyku getirmek için televizyonda nerde abuk sabuk programlar varsa seyrettiniz. Biraz rehavet çökünce yatağa koştunuz. Başınızı yastığa koyduğunuzda nerde eksik bıraktığınız, içinize attığınız dertler, söylenmemiş sözler, onun bunun size yaptığı haksızlıklar varsa aklınıza geldi. Sağa döndünüz olmadı, sola döndünüz olmadı; uyku sizden kaçtıkça kaçtı... Koyun sayayım dediniz daha beter uyandınız, dua edeyim dediniz beceremediniz; kalkıp ılık süt içtiniz, bal yediniz tutmadı... Sabaha karşı daldınız. Bir iki saatlik uykudan sonra çalar saatle uyandınız. Kafanız kazan, vücudunuz pelte gibi zoraki kalktınız. Doğru dürüst kahvaltı edemeden, farklı bir gömlek veya elbise giymeye vakit bulamadan evden fırladınız. Otobüse nefes nefese yetiştiniz. Her zamanki günlük hengamenin içine daldınız. Oflaya puflaya işinizin başına geçerken bu mekanik yaşamdan bunalmış bir halde kendi kendinize: "Hayat mı bu? Kısır döngü... Daha ne kadar dayanabileceğim?" gibilerden söylenip durdunuz. Ben size söyleyeyim, hayatı aynı minval üzere yaşadığınız ve bir maraton koşucusu gibi koşup durduğunuz sürece daha fazla dayanamazsınız. Ne mi olur? Gittikçe kıskacına girdiğiniz o stres denilen şey var ya, adamı yer bitirir; en sonunda tuşa getirir. Bedenî rahatsızlıklar hissetmeğe başlarsınız. Migrenden başınızı kaldıramaz hallere düşersiniz, Allah korusun, ülsere, kansere yakalanırsınız, tansiyon derdine duçar olursunuz, panik atak hallerine girersiniz. En iyisi gelin, biraz durun, soluk alın. Çevrenize bakının. Gelen baharda canlanan tabiatın renklerini görmeğe çalışın. Parklarda, bahçelerde veya yol kenarlarındaki ağaçların yeşilini farkedin. Yeşilin tonlarını sayın. Çimenlerde güneşe karşı uzanıp da gerinen kedilerin rahatlığını bir an için içinizde duymağa çalışın. Hevesle açmağa çalışan bir gül goncasıyla ruhunuzu özdeşleştirin. Sardunya kırmızılarında umutlarınızı ve heveslerinizi kıvılcımlayın. Mezarlık önlerinden geçerken şimdi sessiz sedasız yatan mevtaların da yaşarken başlarını kaşıyacak vakitleri olmadığını düşünüp hayatın geçiciliği konusunda tefekküre dalın. Bir deniz kenarında koşturuyorsanız bir iki dakika (evet, bir iki dakika) durun, gözlerinizi kapatıp, her an acı düşünceler, kaygılar, endişeler, evhamlar, zanlar üreten zihninizi durdurarak derin bir soluk alın... sonra yavaş yavaş verin. Bu soluk alışları fırsat bulduğunuz her yerde sürdürmeğe çalışın. Çevrenizdekilere selam verin, gülümseyin. Onların da size selamı ve gülümsemesiyle rahatlayın. Bunlar, sizin hiç vaktinizi almaz. Hayatınızı anlamlaştırır. Zaten hayat ve mutluluk dediğiniz nedir ki? Bir anlık gülümseme, güzellikleri ve varlıkların özüne sinmiş sevgiyi o kısacık anlarda duyumsayış... O kadar...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT