BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ne kadar şanslı ve mutluyum!..

Ne kadar şanslı ve mutluyum!..

Evet, sporu seven bir insan olarak.. Bir spor yazarı olarak çok şanslı ve mutluyum. Zira, dünya sporunun “bugüne kadar yetiştirdiği” en büyük şampiyonu ve belki de çok uzun bir zaman “bir daha yetiştiremeyeceği” bir efsaneyi, “TV’de de olsa” seyrediyorum, alkışlıyorum!.



Evet, sporu seven bir insan olarak.. Bir spor yazarı olarak çok şanslı ve mutluyum. Zira, dünya sporunun “bugüne kadar yetiştirdiği” en büyük şampiyonu ve belki de çok uzun bir zaman “bir daha yetiştiremeyeceği” bir efsaneyi, “TV’de de olsa” seyrediyorum, alkışlıyorum!. “Bir tarihin yazılışına şahit olmanın” şansını, keyfini, zevkini, mutluluğunu yaşıyorum!. Ayın başından beri beni TV başına zincirleyen Fransa Turu’nun hiç ama hiç bitmemesini, Lance Armstrong’un “o müthiş” mücadelesinin bundan sonra da günlerce sürmesini istiyorum!. O “müthiş” mücadele? Sadece, “onu geçmek için”, tarihin yazacağı “en büyük şampiyonu” geçmek için “güçlerinin son damlasını bile harcayan” rakiplerle değil!.. Doğa ile. Zaman ile.. Kendisi, yani “bir insanın doğa ve zamana karşı olan” zaafları ve zayıflıkları ile.. Yıllarca bütün vücudunu saran kanserin, o menhus hastalığın sıra sıra ameliyatlar dahil, bünyesinde bıraktığı izlerle. Ona “her türlü sözlü ve fiili tacizde bulunan” sarhoş bazı seyirciler ve özellikle “en büyük rakiplerinin ülkedaşları” ile.. Almanlarla.. Tur başlamadan “moralini bozmak için” yazılan “doping iddiaları ile dolu” kitap, yorum ve haberlerle.. Ve “3 bin 400 kilometrelik” bir yarışta, Pirene’lerin, Alp’lerin o bitmek bilmeyen tepeleriyle. Sıcakla..Yağmurla.. “Dünya sporunun en yorucu, en yıpratıcı” yarışında..Tam 20 gün!.. Neydi, o Alphe Duez’deki 15.5 kilometrelik “saate karşı tırmanma etabı!..” Kendisinden “dakikalar önce” yarışa başlayan “en büyük ve en tehlikeli rakiplerini geçmek” için adeta “bitmek bilmeyen bir enerji kaynağı bulmuşcasına” bastığı pedallar!.. Rakiplerinin “artık” nerede ise “bitmiş” bedenlerinin, yüzlerinin, bacaklarının TV ekranlarına akseden görüntüleriyle, “Onun gibisi yok” dedirten Lance’in görüntülerini art arda, hatta yan yana izlemek; müthiş bir şey!.. Ama, “onu yazmak, o görüntüleri anlatmak ve yorumlamak” çok zor.. Kelime bulmakta, cümle kurmakta zorlanıyorum.. Yooo.. O bacaklar.. O bacak adaleleri bir insana ait olamaz!.. O bacaklar, o adaleler bir “androite ait olmalı!..” “Yıldız Savaşları’ndan, Uzay Yolu’ndan kaçıp gelen” bir androite!.. Hiç mi yorulmazlar, hiç mi zorlanmazlar?.. Bütün vücudunu saran o “yenilmez” denilen hastalığı yendikten sonra, art arda “beş defa” Fransa Bisiklet Turu’nu kazanan ve yarın Paris’e “altıncı defa” kazanmış olarak girerek “başarılamaz” denileni başaracak olan Armstrong... “Sarı mayonun unutulmayacak efsane şampiyonlarının”, turu “beşer defa” kazanmış olan Fransız Jacques Anquetil (1957-1961-1962-1963-1964)’lerin, Belçikalı Eddy Merckx (1969-1970-1971-1972-1974)’lerin, Fransız Bernard Hinault (1978-1979-1981-1982-1985)’ların ve İspanyol Miguel Indurain (1991-1992-1993-1994-1995)’lerin “yapamadığını” yaparak, “6’ncı şampiyonluğu” hem de “üst üste” olmak üzere kazanıp spor tarihine “en büyük oydu” diye yazdıracak olan Armstrong!.. İnsan iradesinin, azminin “mağlûp edemeyeceği” hiçbir şeyin olmadığını ispatlayan Armstrong!.. Seni, “çılgınca alkışlayan” onlarca, yüzlerce milyon insandan biri olarak şapka çıkarıyor ve teşekkür ediyorum!.. Sağ ol!.. Yooo... Bitmedi... Bir teşekkür de sevgili Yiğiter Uluğ’a!.. Beni ve benim gibi binlerce insanı TV başında günlerdir “çileden çıkaran” anlatımların ve “fıtık eden” sözüm ona yorumların arasında, “o unutulmayacak etabı”, o bitmek bilmeyen “15.5 kilometrelik saate karşı tırmanma etabını” yorumlarken yaşadığın ve bizlere de yaşattığın “duygusal ve şiirsel anlatım” için binlerce teşekkür!.. “Ben bu işin uzmanı değilim, yorum yapmıyorum, ben burada bir sohbete katılmaya geldim” diyerek herkese ders olacak “bir tevazu ve büyüklük” başlangıcından sonra, inan bana “aynı yarışı anlatan” Avrupalı “uzman” meslektaşlarından hiç ama hiç geri kalmadın.. Ne geri kalması.. Zaman zaman “onları geçtin bile!..” Sen de sağ ol!.. Bilmelisin ki; sen “yıllar öncesi” bir anını anlatır ve “Bizde de bir zamanlar bisiklet turu yapılır ve insanlar yollara dökülerek bisikletçileri alkışlardı. Küçüktüm, beni de babam götürmüş, çok kalabalık olduğu için, omuzlarına almıştı” derken, gözlerimin önünden bir film şeridi gibi Aytekin İpek’li, Nezir Sonakın’lı “o müthiş” mücadeleler geçti; işte o turları yıllarca gün gün izleyip yazan “genç” spor yazarları arasında ben de vardım!.. Sadece yollarda, caddelerde ilgi mi vardı; gazetelerde sayfalar, haberler, yorumlar, röportajlar yapılır ve okunurdu!. Şimdi; bütün dünyada “milyarlar” izliyor Fransa Bisiklet Turu’nu.. Dünya Futbol Şampiyonası ve Olimpiyadlarla beraber dünyada en ilgi duyulan ve izlenen üç spor olayından biri olan Fransa Bisiklet Turu orada; benim spor medyam nerede, nerelerde? “Tarih yazılacak” 101. Fransa Turu başladığından beri, haberleri, yorumları, resimleri, röportajlarıyla “her gün” bir sayfa yapan bir gazete kim bilir nasıl okunur, nasıl tepki alırdı?.. Bizler, “o zamanlar”, yani nerede ise yarım asır önce bile, Ankara’daki o imkânı çok kıt gazetelerde, Yeni Gün’lerde, Öncü’lerde, ne “olumlu” tepkiler alır, “hem de” nasıl okunurduk!.. Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer!.. Hangisi doğru? Yıllardan beri, spor medyamızda Ersun Yanal hakkında “çoğunlukla” olumlu yazılar çıkar!.. Başında olduğu takımlara oynattığı futboldan, teknik adamlık yeteneğine kadar “genellikle” alkışlanır, övülür!. Ne var ki, “milli takım teknik direktörlüğüne getirildiğinden beri”, Ersun Yanal ile ilgili ne zaman “birkaç olumlu satır yazsam”; Ankara’dan sevdiğim, güvendiğim “bazı” meslektaşlarımdan, spor yazarlarından Yanal hakkında “olumsuz” mesajlar alıyorum!. Mesajlarda, “Yanlış görüyorsun..Yanlış tanıyorsun ağabey” diyerek, “Öyle değil, böyle” başlangıcıyla “olay olay, açıklama açıklama, söz söz” Yanal’ın nasıl çelişkiler ve yanlışlar içinde olduğu yazıyor!. Şaşıyorum, düşünüyorum, “acaba” diyorum!.. En iyisi benden de Yanal’a bir mesaj: “Hocam sözlerine de, tavırlarına da, yürüdüğün yola da dikkat et, zigzak yapma, çelişkiler içinde olma.. Mevlana’nın dediği gibi ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol!.” Seni sevenleri ve “senden çok şey bekleyenleri” de üzme!.. Hagi!.. “Galatasaray takımının iskeletini kurarken eski arkadaşlarına ağırlık veriyor” diye eleştirdiğim Hagi için, gene de “bu yıl Galatasaraylılar’ın güvenebileceği tek adam” demeye devam ediyorum!. Galatasaray’ın içinden ve Galatasaray’ın dışından “onu takımın başından atmak için” gösterilen bunca çabayı da görerek diyorum!.. Bu çabalar gösteriyor ki; “Hagi’den ve Hagi’nin başarılı olmasından” korkanlar var!. “Hagi’nin başarılı olacağını bilenler” ve bunun sebepten “Gitmeli” diyenler var!. “Onun gönderilmesini” ve mevsim başlarken “Galatasaray’ın, takımı ve Türkiye’yi hiç tanımayan bir teknik adama teslim edilmesini” isteyen, bu yüzden yalan yanlış bir yığın haber ve yorum yazanlar var!.. Herkes bilmelidir ki; şaşkın, ne yaptığı bilmeyen, bir gün “öyle”, ertesi gün “böyle”, kapıların önünde başka, kapıların arkasında başka konuşan, çelişkiler içinde yuvarlanan, rüzgara kapılmış gibi oraya buraya savrulan birkaç başlı bir yönetimin iş başında olduğu bir dönemde, Hagi, “arkasına alacağı Galatasaray tribünleri” ile 100.Yıl’ın hemen hemen “tek ümididir!.” “İlk dönem” Fatih Terim’i gibi, hırslıdır, başarıya açtır, yenilgiye tahammülü yoktur, kimseye taviz vermez, sert ve disiplinlidir, futbolu çok iyi bilir, dünyanın en büyük takımlarında oynamış, zamanının en büyük teknik direktörlerinden ders ve feyiz almıştır!. Romanya Milli Takımı’nda “çok kritik bir maçta Bratu’nun boş kaleye atamadığı fırsat gol olsa”, belki de hâlâ Romen Milli Takımı’nın başında, hakkında “övgüler yazılan” bir teknik direktör olacaktı!. Bursasporlu yöneticiler “biraz sabredebilseler ve sahip çıkabilseler” Hagi’nin “çok iyi futbol oynatmaya başladığı takım”, futbolunun meyvelerini de toplayacak ve “düşme bir yana” belki de ligi “başaltındaki sıralarda bitirecekti!.” Bu tablodan “Hagi, Galatasaray’a teknik direktör olamaz” değil, aksine “Galatasaray’a çok iyi teknik direktör olabilir” sonucunu çıkarmak çok daha mantığa ve akla yakın!. Eğer “çelme atılmazsa”, “olacağı” da kısa zamanda anlaşılacaktır!. Yeter ki, Galatasaraylı “bazı” yöneticiler, “baştan beri ortaya koydukları tavırdan” vazgeçsinler; ikili oynamasınlar!.. Ve de Ergun Gürsoy, “bu gelişinde kendisini tanımakta çok zorluk çektiğim” Ergun Gürsoy, “kişisel kaprisler uğruna” Hagi’yi harcamaya kalkmasın!. Hiç bir büyük kulüpte, iş başına gelen hiçbir teknik adam “icazetli” ve de “vesayetli” olarak iş yapmaz, yapamaz; aksi olursa, futbolcu “ondan çok” Ergun Gürsoy’a ve Ayhan Akbin’e bakar!.. Öyle olunca da, takımda ne disiplin kalır, ne hocaya saygı!.. Kimdir Ayhan Akbin ve ne iş yapmaktadır? Futboldan sorumlu yönetici Ergun Gürsoy varken ve hoca Hagi varken, saha kenarında ve kampların içinde Ayhan Akbin’in işi nedir? Sadece Hagi değil, hangi teknik adam olsa, “bu durumdan rahatsız olacak” ve “Statüsü nedir bilelim” diyecektir!. Galatasaraylılar, dikkat ediniz ve “şu” soruya bir cevap arayınız: Yoksa, Galatasaray’da “önce Hagi’yi, sonra da Ergun Gürsoy’u yeme” senaryosu mu sahneye kondu? Hayırlı olsun!.. Futbol Genel Kurulu, “beklendiği gibi” önceden “tayin edilen” adayı seçti!.. Temenni ediyorum ki; “özerk futbolumuzu özelleştiren” bir ihale ile iş başına gelen yeni federasyon, “geliş yolu” ne kadar “kabul edilemez” ve “çirkin” olsa da, inşallah “siyasetin ve İstanbul’un icazetinden kısa zamanda kurtularak”, futbolumuzun “gerçek” federasyonu olur!.. Ne var ki, Bıçakçı’nın desteklediği “Oğuz Sarvan Listesi’nin Merkez Hakem Komitesi seçimlerini kaybetmesi” ve MHK’nın “tamamen” Halûk Ulusoy’un ve Kulüpler Birliği Başkanlığı’ndan “çok anlamlı bir açıklama yaparak istifa eden” Cemal Aydın’ın desteklediği Sabri Çelik’in ve listesinin eline geçmesi, futbolumuzda son derece enteresan geçecek bir 4 yılı önümüze getiriyor!. Dikkat ediniz; “davul sahaların dışında Levent Bıçakçı’nın sırtında” ama “tokmak sahaların içinde Halûk Ulusoy’un desteklediği ekibin elinde!..” Yani...Ulusoy’u yıkmak için “geçen yıl durup dinlenilmeden yaygara koparılan ve ağır şekilde eleştirilen” ekibin elinde!.. “Merkez Hakem Komitesi seçimle iş başına gelmelidir” diyenlerin ve “bu sistemle hakem hatalarının en aza indirileceğini” sananların “ne kadar yanıldıkları” kısa zamanda ortaya çıkacak!. “İki başlılığın” nelere mâl olacağını yaşayıp göreceğiz!. Haklı olarak “Ben seçimle geldim, bana kimse karışamaz, verilecek hesabım varsa dört yıl sonra Genel Kurula veririm” diyecek olan Merkez hakem Komitesi ile, Bıçakçı Federasyonu’nun nasıl bir diyalog kuracağını da yaşayıp göreceğiz!.. Yeni federasyon ve kurulları futbolumuza hayırlı uğurlu olsun..Hepsine başarılar diliyorum!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT