BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nefsin isteklerini terk etmeli...

Nefsin isteklerini terk etmeli...

İnsan olarak çoğumuz, alıştığımız şeyleri, yanlış da olsa terk edemiyoruz. Halbuki İslamiyet, nefsimize hoş gelenleri değil, Allahü tealanın rızâsına uygun olanları yapmamızı emretmektedir.



İnsan olarak çoğumuz, alıştığımız şeyleri, yanlış da olsa terk edemiyoruz. Halbuki İslamiyet, nefsimize hoş gelenleri değil, Allahü tealanın rızâsına uygun olanları yapmamızı emretmektedir. Doğru ve hak olan, bizlerin nefislerimize uyarak yaptıklarımız değil, Rabbimizin emrettikleri, Peygamber efendimizin bildirdikleridir. Müslüman olmakla, Rabbimizin çok büyük bir ihsânına kavuşmuşuz. Bu nimetin elden çıkmaması için, nefsimize değil, İslamiyetin bildirdiklerine tabi olmamız lazımdır. Çünkü ebedi kurtuluş, Muhammed aleyhisselamın bildirdiklerine inanmakla ve ancak Ona uymakla mümkündür. Bu konuda, İslam alimlerinden Yûsuf Nebhânî hazretleri buyuruyor ki: “İnsan, alıştığı âdetleri sever. Bunlardan ayrılmak istemez. Doğunca, süt emmeye alışır. Bundan ayrılmak istemez. Büyüdükçe, evine, mahallesine, şehrine alışır. Bunlardan ayrılması, çok güç olur. Sonra, dükkânına, sanatına, çalıştığı fen işlerine ve çoluk çocuğuna, diline, dînine alışır. Bunlardan ayrılmak istemez. Böylece, muhtelif cemâatler, kavimler, milletler hâsıl olur. Şu hâlde, bir milletin dinlerini sevmeleri, dinlerinin en hayırlı din olduğunu anladıkları için değildir. Aklı olan, kendi dînini ve başka dinleri incelemeli, dinler arasında hak olanı anlamalı, ona sarılmalıdır. Çünkü, bâtıl dîne bağlanmak, insanı ebedî felâketlere, dâimî azâblara götürür. Muhammed aleyhisselâm kırk yaşında iken, Peygamber olduğu kendisine bildirildi. Altmışüç yaşında iken vefât etti. Peygamberliği yirmiüç sene devâm etti. Bütün Arap Yarımadası kendisine itâat ettikten ve dîni her tarafa yayılıp anlaşıldıktan ve daveti şarkta ve garpta işitildikten ve Eshâbı, yüzellibin olduktan sonra vefât etti. Vedâ Haccını, yüzyirmibin Sahâbî ile yaptı. Bundan seksen gün sonra vefât etti. (Bugün dîninizi ikmâl ettim ve üzerinize olan nimetimi tamâmladım ve dîninizin İslâm olmasını beğendim) meâlindeki, Mâide sûresinin 3. âyet-i kerîmesi, bu hacda nâzil oldu. Batılı terk etmek çok zordur!.. Bu Sahâbîlerin hepsi, sâdık ve emîn idi. Çoğu dinde derin âlim ve hepsi Evliyâ idi. Resûlullahın dînini ve mucizelerini, yeryüzüne yaydılar. Çünkü, cihâd için, memleketlere yayıldılar. Gittikleri yerlerdeki insanlara, din bilgilerini ve mucizeleri ulaştırdılar. Bunlar da, başkalarına bildirdiler. Böylece, her asrın âlimleri, sonraki tabakadaki, daha çok âlime bildirdi. Bunlar da, bu ilimleri ve bunları bildirenleri, binlerce kitaplara yazdılar. Öğrendikleri hadîs-i şerîfleri, sahîh, hasen gibi, birçok kısımlara ayırdılar. Yalancıların hadîs diyerek uydurdukları sözleri kitaplarına sokmadılar. Bu husûsta, çok dikkatli ve hassâs davrandılar. Bunların gayretleri ile, İslâm dîni çok sağlam esâslar üzerine kuruldu ve hiç değiştirilmeden yayıldı. Diğer dinlerin hiçbiri böyle sıhhâtli nakledilemedi. Bir insanın, tâbi olduğu dînin bâtıl olduğunu anlaması ve bu dîni terk ederek, Muhammed aleyhisselâma îmân etmesi, nefsine çok güç gelir. Çünkü nefs, Allahü teâlâya ve Muhammed aleyhisselâma ve Onun getirdiklerine düşman olarak yaratılmıştır. Bâtıl dindeki analar, babalar, muallimler ve kötü arkadaşlar, radyolar ve televizyonlar, nefsin bu düşmanlığını kuvvetlendirirler. Bunun için, “Çocuğa bir şeyler öğretmek, taşa yazı yazmak gibidir” denilmiştir. Nefsin bu düşmanlığını yoketmek için çok çalışmak, nefs ile cihâd etmek ve nefsi akıl ile inandırmak lâzımdır. Aklını başına topla! Ey insân! Kendine merhamet et! Aklından gaflet perdesini kaldır! Bâtılın bâtıl olduğunu görerek, ondan kurtulmaya çalış! Hakkın hak olduğunu da görerek, ona tâbi ol, sarıl! Vereceğin karâr, çok büyük, çok mühimdir. Vakit ise, çok azdır. Muhakkak öleceksin! Öldüğün vakti düşün! Başına geleceklere hâzırlan! Hakka tâbi olmadıkça, ebedî azaptan kurtulamazsın! Son pişmânlık fayda vermez. Son nefeste hakkı tasdîk etmek kabûl olmaz. Fakat, müslümânın günâhlarına tövbe etmesi, kabûl olur. O gün, Allahü teâlâ, (Kulum! Sana akıl nûrunu vermiştim. Bununla, beni anlamanı, bana ve Peygamberim Muhammed aleyhisselâma ve Onun getirdiği İslâm dînine îmân etmeni emretmiştim. Bu Peygamberin geleceğini, Tevrâtta ve İncilde haber vermiştim. İsmini ve dînini her memlekete yaydım. İşitmedim diyemezsin. Gece gündüz, dünyâ kazancı için, dünyâ zevkleri için çalıştın. Ahirette başına gelecekleri hiç düşünmedin. Gaflet içinde iken, ölümün pençesine düştün) derse, ne cevâb vereceksin? Ey insan! Başına gelecekleri düşün! Ömrün tükenmeden, aklını başına topla! Etrâfında gördüğün, konuştuğun, sevdiğin, korktuğun kimselerin hepsi, birer birer öldüler. Birer hayâl gibi, gelip gittiler. İyi düşün! Ebedî ateşte yanmak, ne büyük azaptır! Sonsuz nimetler içinde yaşamak ise ne büyük nimettir. Bunlardan birini seçmek, şimdi senin elindedir. Herkesin sonu, bu ikisinden biri olacaktır. Bundan kurtulmak imkânsızdır. Bunu düşünmemek ve tedbîr almamak, büyük câhillik ve cinnettir. Allahü teâlâ, hepimizi, nefsimize uymaktan korusun! Amin.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT