BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dinlerarası diyaloğun görünmeyen yüzü

Dinlerarası diyaloğun görünmeyen yüzü

Dinlerarası diyalog, Müslümanları Hıristiyan yapmakla görevli “misyoner faaliyetleri”ne müsait zemini hazırlamaya yönelik bir tuzaktır.



Dinlerarası diyalog, Müslümanları Hıristiyan yapmakla görevli “misyoner faaliyetleri”ne müsait zemini hazırlamaya yönelik bir tuzaktır. İslamiyet, Türk milletinin milli yapısına uygun olduğu için, Türkler kitleler halinde bu dini kabul ederek, İslamiyetle şereflenmişlerdir. Ve Türk milleti münhasıran Osmanlı Devleti İslamiyete hizmet ve Müslümanların muhafızlığını yaparak son derece yüksek şeref ve nimetlere kavuşmuştur. Bir mübarek zatın ifadesine göre: Osmanlının İslamiyete hizmeti Eshab-ı kiramdan sonra, makamı Tabiinden sonra gelir. İslamiyet Türk milletinin milli varlığının muhafazasında “zırh” olmuştur. İslamiyetle şereflenmemiş Türk kavimleri, Türklüğünü kaybetmiştir. Hatta Türkün en azılı düşmanı olmuşlardır. (Macarlar, Bulgarlar ve diğerleri) Sanal irtica yaygarası ya da laiklik tehlikede vehmi ile İslamiyete saldıranlar, Türk Devletinin temellerini sarstıklarının ve Türk milletinin bölünmesini isteyenlere hangi sebeble olursa olsun yardım ettiklerini acaba ne zaman görecekler. Kalbleri İslam sevgisinden ve dimağları İslam bilgilerinden mahrum olan genç nesillerin çığ gibi Hıristiyan olduğunu (yalnız Türkiye değil bütün Türk ve İslâm Dünyasında) neden göremiyorlar? Türk milletinin 5 bin yıllık milli ve en az bin yıllık İslâm kültürünü bir anda nasıl red edebiliriz. Mazisi ile irtibatı kesilen ve başka kültürler içinde eriyen hiç bir millet ayakta kalmak gücünü bulamamıştır. Ve tarihten silinmiştir. Ne hale geldik Dinin sahibi Allahü teâlâ’dır. Yaratılanların en efdali, üstünü, şereflisi olan Sevgili ve Şerefli Peygamber Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) İslamiyeti yaşamış ve tebliğ etmiştir. “Ilımlı İslam” (light İslam) Batının ve kilisenin kendi emperyalist emellerine göre ortaya attığı ve İslâm etiketi altında İslamiyetle ilgisi olmayan bir nevi sanal ve gizli Hıristiyanlıktır. Batı siyasi, ekonomik ve kültürel olarak Müslümanları asırlardır sömürdüğü yetmiyormuş gibi; şimdi nasıl inanacağımıza da onlar karar veriyor. Bu noktaya nasıl gelindi Misyonerler savaşsız misyoner faaliyetleriyle Anadolu’yu işgal ederek, Hıristiyan ülkesi yapmak ve Türkleri Hıristiyanlaştırmak için 1830 yılından bu yana çalışmışlardır. Osmanlı devrinde âliminden, yayladaki çobana kadar İslami bilgilerde ve inançta farklılık yok idi. İslamiyeti yaşamayan bile İslamiyetle, inancı ile gurur duyuyordu. Misyonerler yıkıcı olamadılar. Çok az kişiyi Hıristiyan yaptılar. İkinci Dünya Savaşından sonra Hıristiyanlık hızlı bir çöküşe geçti ve İslamiyette Batı ülkelerinde ve bütün dünyada çığ gibi artmaya başladı. İslam Dünyasının halen bir kurtarıcı olarak gördüğü Türkiye hedef seçildi ve dalgalar halinde Hıristiyanlık faaliyeti arttı. Birinci dalga 1948 yılında Marshall Yardımı ile başladı. İkinci dalga Barış Gönüllüleri adı altında Türk milletinin ahlakını yıkmak ve Türk milletinin milli ve manevi yapısını istihbarat olarak barış gönüllüleri tespit ettiler. Üçüncü dalga 1980’den sonra Türkiye’de kiliseler mantar gibi arttı. Dördüncü dalga ise 1999 depremi ile yardım maskesi altında Hıristiyan yapılan Türklerle kurtarılmış bölgeler kurdular. Beşinci dalga ise Dinlerarası diyalog ile misyoner faaliyetleri ve kilise açma hızlandı.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT