BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bize özgü araba aksesuarları...

Bize özgü araba aksesuarları...

Bebek patiği: İlk kez otomobil sahibi olunan bir ailede, evin hanımının dikiz aynasına sağladığı müthiş katkı...



* Bebek patiği: İlk kez otomobil sahibi olunan bir ailede, evin hanımının dikiz aynasına sağladığı müthiş katkı... (Yıl: 1981) * İki adet zar: Kaşifi ve sebebi bir türlü anlaşılamayan buluş... Sonraki yıllarda takım renklerine göre de imal edilen dikiz aynası süsü... (Yıl: 1988) * Müzik CD’si: En meşhur Türk dikiz aynası süsü... Tek faydası arka koltukta oturan kadınların rujunu yenileyebilme imkanı... (Yıl: 1991) * Boncuklu “maşallah” yazısı: Cezaevindeki bir arkadaşın sabırla işlediği, içinde de ileri geri giden serçeli, mavi beyaz sanat eseri... (Yıl: 1984) * Küçük tesbih: Şoförün trafiğe takıldığı ve canı sıkıldığı zamanlar rahatlıkla almak için vites koluna taktığı “oltu taşı” taneleri... (Yıl: 1974) * Kuru kafa: Nasıl bir psikoloji hazırlandığı belli olmayan ve vites kolu için imal edilen elle kavranıp parmakları ağızdan içeri sokulan anatomik buluş... (Yıl: 1982) * Koltuk kılıfı: Daha çok fanatiklerin kullandığı, dönemin yıldız futbolcusuna ait formayı şoför koltuğuna geçirme... Tabii maç günleri çıkarma... (Yıl: 1988) * Beyaz havlu: Her an bir düğün olabilir ve aynaya bağlanabilir düşüncesiyle, sürekli ön panelde bulundurulan pembe dantelli beyaz havlu... (Yıl: 1973) * Sarı toz bezi: “Shell”den yazılı, ağız silmekten, yağ değiştirmeye her işte kullanılan ve el freninin altında tutulan benzin kokulu bez... (Yıl: 1980) * Kuruma paspası: Araba yıkandığında emek boşa gitmesin diye serilen ve günü, sayfası, tirajı önemli olmayan, ama genelde Banu Alkan’ın resmi denk gelen geçici paspas... (Yıl: 1975) * Süs haritası: Büyük bir ihtimalle araba alındığında verilen ve satılana kadar hiç açılmayan torpido gözü aksesuarı... (Yıl: 1969) * Levye (Özel amaçlı): Bu kadarını yazmak yeterli aslında... Şoför koltuğunun altında ele çabuk gelebilecek bir şekilde tutulur, yardımcıları yanındaki direksiyon kilidi ve torpidodaki tornavidadır... (Yıl: Eskilere dayanır) * Dalmaçyalı: Arka camın vazgeçilmez aksesuarı... Benzetmek gibi olmasın; sahne yıldızlarımızdan birinin coşmuş, kafa ile vücudun irtibatı kesmiş hali... Arkadaşları; I Love You yastığı ve peçete kutusu... (Yıl: 1991) * Mangal seti: Her an bir yeşillik alan çıkacakmış gibi hazır olma durumu için bagajda mangal, mangal kömürü, ceylan işlemeli halı bulundurma... (Yıl: 1985) Hayata dair... Uzun bir süre, benim için güzel bir hayat başlamak üzere diye düşündüm... Gerçekten güzel bir hayat... Ama her zaman, aşılması gereken bir engel daha vardı önümde... Öncelikle yapılması gereken bitmemiş bir iş, tamamlanması gereken bir hizmet, ödenecek bir borç... Hemen sonra güzel bir hayat başlayacak. Sonunda hayatın zaten bu engellerden oluşmakta ve mutluluğun sırrının bu engellerin aşılmasında olduğunun farkına vardım... Asıl yol mutluluğun ta kendisidir... Öyle ki yaşanan her anın keyfini çıkarmalı ve bu anları özel biri ile paylaşarak daha da keyfini doyumsamalıyız... Zaman hiç kimseyi beklemez, zamana ayak uyduramazsanız, her zaman onun gerisinde kalmaya mahkumsunuzdur... Öyleyse, daha fazla mutlu olmak için; Okulun bitmesini, on kilo vermeyi, 6 kilo almayı, çocuk sahibi olmayı, çocukların büyüyüp evden ayrılmalarını, işe başlamayı, emekli olmayı, evlenmeyi, boşanmayı, cuma akşamını, cumartesi sabahını, yeni bir araba ya da ev almayı, baharı, yazı, sonbaharı, kışı, ayın birini, şarkınızın radyoda çıkmasını, ölmeyi ya da yeniden doğmayı beklemeyin... Mutluluk sizin için bir hedef değil yol olmalıdır... -Alfred D’SOUZA- bizimkiler * Dündar Abi, sabah geç uyanınca, beş sene önce işten ayrılan bir arkadaşını aramış, “Abi servisi bekletsene... İki dakikaya kadar aşağı iniyorum...” * Necmettin pikniğe gitmiş, günün nasıl geçtiğini anlatıyor; “-Romantik bir gündü... Bülbüllerden solo, kurbağalardan koro şarkılar dinledik...” * Enes’in siparişleri yazdığı ve kafeteryada unuttuğu not kağıdı, “-Akşam almadan eve gidilmeyecekler listesi; Tereyağı... Süt... Ekmek... Deterjan matik... Bulaşık zımbırtısı...” bizim ora... Tebriz kapısında aşağı inende, bir kamyon gelip yolun ortasında durmuş... Şoför atlayıp taşı tekerleğinin önüne yerleştirmiş, trafik polisi yetişmiş: -Burada durulur mu?... “-Aman ağabey, gurban olim, sahın teprenme, zor durmuşam, frenler dutmir...” -Frensiz araba olur mu, üstelik farlardan biri de kırık... “-Ağabeg, daş sıcradı, gırdı...” -Ver bakalım ruhsatla ehliyetini... “-Ne ruhsatı?... Ağamın ehliyetini beraber gullanırih, bende değil...” -Tu Allah belanı vermeye, ver 500 lira ceza defol... “Dadaş” boynunu bükmüş: “-Gurban olim ağabeg... Ahan 500 lira vermesine verem de, sucumuz ne oni anniyah...”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT