BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bu da Rodos mektubu!

Bu da Rodos mektubu!

Gemi Rodos limanına demir atarken yüreğimiz hopladı. Rıhtımın hemen ardında bembeyaz bir minare. Bir önceki akşam yemeğinde kaptan mikrofonu alıp küçük bir uyarı yapmıştı.” Yarın sabah Rodos’ta olacağız.



Gemi Rodos limanına demir atarken yüreğimiz hopladı. Rıhtımın hemen ardında bembeyaz bir minare. Bir önceki akşam yemeğinde kaptan mikrofonu alıp küçük bir uyarı yapmıştı.” Yarın sabah Rodos’ta olacağız. Rodos’ta Türkleri pek sevmezler, daha önce bazı tatsız olaylar oldu. Lütfen dikkatli olalım.” Herhangi bir sataşma olursa sakin olmamızı tavsiye etmişti. Hatta gündüz bir vukuat haberi gelirse gemi geceyi Rodos’ta geçirmeden erken demir alabilecekti. İlk defa geldiğiniz bir şehirde böyle bir uyarı alıyorsanız ister istemez tedirgin olursunuz. Ama rıhtıma yaklaşırken görüş ufkumuza giren o beyaz minare bütün tedirginliğimizi dağıtmaya yetti. Rodos şehri eski ve yeni şehir olmak üzere iki kısım. Eski şehir sur içi. St. John şövalyelerinin Osmanlı’ya karşı inşa ettiği surlar. Bugün sur içi bir çeşit kapalı çarşı. Gerçi üstü açık... Labirent gibi daracık sokaklar, kemerler, burçlar, dehlizler arasında envai çeşit hediyelik eşya dükkanları sıralı. Özellikle de namını daha önceden duyduğumuz Rodos dantelleri ile lebaleb dolu dükkanlar. Böyle bir mağazada kendisiyle İngilizce konuştuğumuz dükkan sahibi genç tipimizden, aksanımızdan mı tahmin etti, yoksa aramızda Türkçe konuştuğumuzu mu duydu, nedir, “İstanbul’dan mısınız?” diye Türkçe olarak soruverdi. Şaşkınlık... Sevinç ve tedirginlik bir arada. Öyle ya kaptan “Türk olduğunuz belli olmasa iyi olur” demişti. Yunan olup da Türkçe bilen çok insan var buralarda. Şimdi bu adam acaba Türk mü, Rum mu? Sorusuna ne cevap versem?.. Şimdiye kadar hiç kimseye karşı Türk olduğumu saklamadım. Türk olduğumu saklamak benim için züldür. “Evet” dedim Türkçe. “İstanbul’dan geliyoruz.” Genç adam fasih bir Türkçe ile konuşuyordu. “Biz beşyüz yıldır bu Türkçe’yi konuşuruz” dedi. O zaman anladım ki Kanuni orduları ile gelenlerin soyundandır. Dükkanda iyi giyimli, aydınlık yüzlü başka biri daha vardı. Gemiyle geldiğimizi duyunca söze karıştı. “Burada konsolosluğumuz var. Çok kimse bilmez ama, var. Bir şeye ihtiyacınız olursa hizmetinizdeyiz.” Meğerse Rodos Konsolos yardımcımız imiş. Rodos’ta 3000 civarında Türk yaşadığını öğrendik. Seyahat ettiğim ülkelerde Türk izleri aramak benim için vazgeçilmez bir tutku. Arıyorum ve buluyorum. Bazen aramadığım halde buluyorum. Bir keresinde Venedik’in San Marco meydanına çıkan labirant yollarında bile hiç ummadığım bir anda bir tabela ile karşılaşmıştım: Salizade Del Fontega Dei Turchi. O daracık sokaklar boyu yazı devam ediyordu. Tabelayı takip ede ede, kıvrıla kıvrıla, sonunda suyun kıyısındaki, Türklerin ticaret mallarını indirip depoladıkları binayı bulmuştum. Ege Adaları’nda bize ait izleri bulmak o kadar aramayı gerektirmiyor. Rodos şehrinde sur içinde Osmanlı çeşme ve hamamlarına ilaveten 7 camimiz var. Bir tanesi, İbrahim Paşa Camii ibadete açık. Ben gittiğimde kilitliydi, ama civardaki Rum esnaf, bilhassa cuma öğlenleri çok kalabalık olduğunu söyledi. Rodos’un sur dışındaki Yeni Şehir’i sevimli bir sahil şehri. Yeşil, tertemiz... Gün boyu herhangi bir asayişsizlik olmadı ki, gemimiz normal kalkış saatini değiştirmedi, o geceyi de Rodos’ta geçirdi. Rodos’un tavernaları ve kumarhanesi ünlüymüş! Kumarhaneyi gündüz görmüştüm. Bir Osmanlı camii ve kabristanının yanı başında kurulu. Tatsız bir olay olmadı; sadece şehrin en işlek meydanlarından birinde yere çakılı metal bir levha -geçici bir süre için dalgalandırılan bez pankart değil- metal bir levha gördük. Üzerinde İngilizce “Türkleri Kıbrıs’tan kovun!” yazıyordu.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT