BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > "Hızır'ı bir görsem!"

"Hızır'ı bir görsem!"

Abdürrahim Tırsî'nin bir arzusu vardı gençliğinde. Hızır aleyhisselamı görmek. "Onu bir görebilsem" diye sızlanır dururdu. Hocası Eşrefzade Rûmî biliyordu onun bu arzusunu. Bir gün, çağırdı yanına.



Abdürrahim Tırsî'nin bir arzusu vardı gençliğinde. Hızır aleyhisselamı görmek. "Onu bir görebilsem" diye sızlanır dururdu. Hocası Eşrefzade Rûmî biliyordu onun bu arzusunu. Bir gün, çağırdı yanına. - Abdurrahim! - Buyurun hocam. - Pazara git de biraz elma al bize. - Başüstüne. Sepetini koluna takıp düştü yola. Elmayı alıp dönerken, yanına bir derviş sokuldu. - Ey genç, ne var sepetinde? Abdurrahim, "Elma var" deyip açtı sepetini. Derviş, bir tek elma alıp devam etti yoluna. Genç Abdurrahim buna bir mana veremedi. Dergaha varıp, koydu elma sepetini hocasının önüne. Eşrefzade Rumi, sepete şöyle bir nazar edip döndü Abdurrahim'e. - Bu elmaların biri eksik evladım. Hatırladı yolda olanı! - Evet hocam, yolda bir derviş rastladı, o aldı elmanın birini. Sordu hocası: - Niçin yapışmadın eteğine? Abdürrahim'in kalbine bir ateş düştü o anda. "Yoksa o Hızır mıydı" diye düşünürken hocası tebessüm ederek baktı kendisine. - Evet ya, o gördüğün Hızır idi. "Görsem görsem" derdin de, "Bilsem" demezdin. İşte gördün, ama bilemedin. Genç Abdürrahim, o günden sonra "Görsem ve bilsem" diye dua eder oldu artık. Eşrefoğlu Rumi hazretleri yine çağırdı onu bir gün. - Abdürrahim! - Emredin hocam. - Sen bu gece yaylaya git, geceyi orada geçir! - Başüstüne efendim. Ve gitti o gece yaylaya. Hızır'ı orada gördü Sepetinden elma alan zat oradaydı. Hemen yapıştı ellerine ve yalvardı: - Bana dua edin efendim! Hızır aleyhisselam buyurdu ki: - Ey Abdürrahim! Hizmetinde olduğun zatın kıymetini bil. Onun duasını almağa bak! Ve gözden kayboldu. Abdürrahim Tırsî o günden sonra daha iyi bildi hocasının kıymetini. Daha bir kuvvetle sarıldı hizmetine. *** Abdurrahim Tırsî, bir gün talebesiyle sohbet ediyordu. Ancak talebeden birinin suratı asıktı nedense. Bu hal, dikkatini çekti mübareğin. Mevzuyu değiştirip buyurdu ki: - Müminin alameti "Güleryüz"dür çocuklar. Münafığın alametiyse "Çatık kaş" ve "Asık surat"tır. Elhamdülillah hepimiz mümin olduğumuza göre asık surat yakışmaz bize. Sonra belli etmeden baktı o talebeye. O asık suratı gitmiş, tatlı tatlı tebessüm ediyordu. "Elhamdülillah!" deyip devam etti dersine.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT