BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Rakip bulunamıyordu -286-

Rakip bulunamıyordu -286-

Yusuf’un Amerika’ya gelişinin daha ikinci gününde Amerika ve Dünya Greko-Romen Şampiyonu olduğunu iddia eden Ernest Roeber, karşılaşmaya hazır olduğunu açıklamış, ancak, işin sonu gelmemişti.



Yusuf’un Amerika’ya gelişinin daha ikinci gününde Amerika ve Dünya Greko-Romen Şampiyonu olduğunu iddia eden Ernest Roeber, karşılaşmaya hazır olduğunu açıklamış, ancak, işin sonu gelmemişti. Basın, Roeber’in meneceri Julian’ı, Amerika’da güreşi kalkındırmak, sevdirmek için gelen en iyi şansı berbat etmekle suçluyordu. Amerikan basını, kendi güreşçileriyle alay ediyor, hatta hakarete varan yazılar yayınlıyordu. 26 Şubat 1898 tarihli New York World gazetesinde yazanlar çok ilginçti: “Amerika’da boksu kalkındıran namuslu John Sullivan’dı. Şimdi güreşin Sullivan’ı Yousouf geldi. Güreş yapmak istiyor ve isteğinde gayet samimi. Parasını yatırdı, gelgelelim karşısına çıkacak Amerikalı bulamıyor. Bundan çıkan mana, bizimkilerin, onun kuvvetinden ürktükleridir. Danışıklı güreş yapanlar tabii ki Yusuf’un karşısına çıkamazlar. Müthiş Türk Yousouf, maçlarını New York’a gelmeden önce anlaşmaya bağlamadığı ve güreş etmek istediğini ulu orta söylediği için hata etmiştir. Böyle bir açıklama Amerikalı güreşçileri paniğe uğratmak için kâfiydi. Anlaşıldığına göre, şimdiye kadar şampiyonuz diye poz veren adamlar, Türk bu memlekette kaldıkça meydana çıkamayacaklar.” Gazetelerin bir kül kedisi kadar uysal dedikleri Yusuf, bu tartışmaların dışında New York’ta 24. Caddedeki West 16 adresinde basit bir odada oturuyor, bol bol uyuyor, günde altı saat idman yapıyor, genellikle patatesli etten ibaret yemeğini yiyor, üç şişe şerbet içiyor ve arada da şehirde dolaşarak Amerika’yı ve Amerikalıları tanımağa çalışıyordu. Yusuf’un bütün derdi, sevdiklerinden, memleketinden ayrılıktı. Onu, kiminle güreşeceği zerre kadar ilgilendirmiyordu. Onun işi çalışmak, önüne kim çıkarsa çıksın, binlerce yıllık Türk güreş geleneğinin, atalar yadigarı Kırkpınar’ın gerektirdiği şekilde güreşmekti. Yenmek ve yenilmek, bu işin bir parçasıydı, mühim olan güreş geleneğimizin icap ettirdiği gibi merdâne bir şekilde güreşmekti. Yusuf, bir an önce Amerika’daki işim bitsin de memleketime döneyim, sevdiklerime kavuşayım diye düşünüyordu. Bu sefer, ayrılık çok zor gelmişti. Gülçehre’nin gözyaşları içinde kendisine bakışını, evlatlarının bacaklarına sarılarak bizi bırakma baba diye feryat edişini bir türlü unutamıyordu. Abdülhamid Han’ın isteği olmasaydı, bütün dünyayı verseler sevdiklerinden bir an için dahi ayrılmayı kabul etmezdi. Doublier’in bir gazeteciye söylediği gibi, kendi lisanında bile “Ya hayır söyle ya sus.” diyerek ağzından lüzumundan fazla tek kelime çıkmayan Yusuf her sabah aynı suali soruyordu: Bugün güreşecek miyim? Ne yazık ki, menecerleri Yusuf’a evet, bugün güreşeceksin, diyemiyorlardı. Koca Amerika’da Yusuf’a rakip bulunamıyordu. New York World gazetesinin 1 Mart 1898 tarihli nüshasında yazılanlar, o günkü Amerikalı güreşçilerin durumunu, Yusuf’un nasıl bir oyunu bozduğunu açıklıyordu: “Yousouf, anlaşmalı güreşlerle son derece mutlu bir güreşçiler ailesinin huzurunu bozmaktan sorumludur. Şimdiye kadar güreşçilerden istenen bir sirkle birlikte seyahat etmek ve söylenileni yapmaktan ibaretti. Yıllar boyunca bu usül, seyirciler dahil herkesi mutlu etmişti. Oysa Yusuf, herkesin mutlu olduğu bu güzel düzeni berbat etti. Durumun, özellikle güreşçiler yönünden en kötü tarafı da, halkın gerçek güreşin ne olduğunu öğrenip onların da böyle güreş etmelerini istemeleri ihtimalidir. Bu ihtimal, güreşçilerin kâbus görmesine sebep oluyordu. Yousouf’la güreşmeğe zorlanmak ABD’li güreşçiler için ölümüne tehlike. > DEVAMI VAR
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT