BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Sahte bilim üretiyoruz’

‘Sahte bilim üretiyoruz’

Bir manifesto niteliğindeki "Karıncalardan Özür Dilerim" isimli eseriyle okurlarını selamlayan usta gazeteci ve yazar Ömer Öztürkmen, "Sağlıklı bir bilim anlayışı geliştiremedik; sahte bilimle bilimin sınırlarını iyice çizemeyip, sahte bilim üretir hâle geldik" diyor ve ekliyor, "Hâlâ kuvantum fiziğinin ne olduğunu pek çoğumuz bilmiyor."



Ömrünü bilim, eğitim ve aydınlanma cehaletine karşı kaleme aldığı yazılara adayan yılların usta gezeteci, yazar ve fikir adamı Ömer Öztürkmen, "bir manifesto niteliği" taşıdığını söylediği "Karıncalardan Özür Dilerim" isimli yeni kitabıyla, bugüne kadar bize dayatılan birçok ilmî gerçek hakkındaki soru işaretlerini sona erdiriyor. Türkiye'deki bilim anlayışının sefil durumunu gözler önüne seren Öztürkmen, "Neden?" sorusu etrafında, ahmakca ipine tutunduğumuz birçok masalı, ütopyayı ve fanteziyi bir kalemde silip atan ve ortaya koyduğu örneklerle çürüten bir yaklaşımla ülkemizin bilim ve eğitim fotoğrafını çekiyor. Ömer Öztürkmen'le, yeni kitabı ve ülkemizdeki bilim ahlakı ve anlayışını konuştuk... * Yeni kitabınızın ismini neden "Karıncalardan Özür Dilerim" olarak tercih ettiniz? ÖZTÜRKMEN: İngiliz filozof Bertnard Russell, karıncaların düzenli ve disiplinli yaşama tarzlarını faşist rejimlere benzetir. Oysa, bu bakış, karıncalara bir bühtandır. Karınca topluluklarında kin, haset ve cinayet yok; aksine, fedakarlık, aşk, azim ve gayret vardır. Onun içindir ki, Yunus Emre, "Benim bir karıncaya ulu nazarım -bakışım- vardır" diyor... Akılperest Russell ile gönül adamı Yunus'un, eşyaya ve varlığa bakış açısı bu kadar farklıdır. Ben, bu kitabımda, karıncaları değil; Yunus'un, o "ulu bakışını" anlatmaya çalıştım... Neden Nobel’imiz yok? * Bugüne kadar devam eden çarpık bilim anlayışını, sahte bilimi ciddi bir bakış açısıyla eleştiriyorsunuz. Sizce bilim dünyası nasıl bir yanılgı içinde? ÖZTÜRKMEN: En başından beri, gerçek bilimle sahte bilimin birbirinden farklı şeyler olduğunu pek anlayamamışız. Tabi, bu çarpık anlayış bize pahalıya mal olmuş. Bilim üretiminde, 46. sıralarda oluşumuzdan tutun da, Nobel Ödülü sahibi tek bir bilim adamına sahip olamamaya kadar... Biz, sahte bilimle bilimi karıştırmaya devam ededuralım, Batılı düşünürler, hemen hemen yüzyıldan bu yana "izm"lerle bilimselleştirilen sahte bilimleri teşhir edip duruyorlar... Marksizm, Freudizm ve Darwinizm'in bilimsellik iddialarının geçersizleştiği, isbatlanmamış teoriler olarak bilim tarihine geçtikleri artık bilinen bir gerçek. Biz, bu gerçeğin neresindeyiz? Kitapta, biraz bu konulara değindim. Bizim ünlü filozofumuz ve Türkiye Felsefe Cemiyeti'nin eski başkanlarından Prof.Dr. Mustafa Şekip Tunç, 1930'larda bilim dünyasını sarsan Kuvantum fiziğinden haberi olmadığı gibi, "İspatiye Nazariyesi" dediği pozitivizmin en ileri savunuculuğunu yapmaya devam eder... Peki, bugünkü bilim adamlarımız Kuvantum fiziğinden haberdar mıdır? Pozitivizmin eski katı görüşlerinin sarsılmasıyla, klasik Newtoncu bilim anlayışının, bizi mutlak ve kesin doğrulara götüremeyeceğini, gerçek bilim dünyası anlamış durumda. Bizde ise, pek az bilim adamımız bu işin farkında. Yeniliklere açık olmazsak, esnek düşünemezsek ve "en doğru benim düşündüğümdür" vehminden kurtulamazsak, bilim dünyamızın kayda değer bir değişime uğrayacağını sanmıyorum. Aydınlarımızın kompleksi * Türkiye'de gerçek bilim üretildiğini söyleyebilir miyiz? ÖZTÜRKMEN: Karl Popper, "Ben bilimi severim; ama bilimperest değilim" der. Pozitivistler, bilimi dinleştirmeye teşebbüs edecek kadar işi çığırından çıkardılar. İnsanlık ve akıl tapınakları kurmaya kalktılar. Saint Simon ve halefi Auguste Comte, pozitivizmin bilimsel bir din olabileceğini iddia ediyorlardı. Dahası, bu bilimsel dinin "ilm-ü hal" kitabını da yazdılar. Batıdaki tüm paradigma değişimlerine rağmen, hâlâ gerçek bilim üretemeyen Türkiye'de olduğu gibi, "genetik cennet" ve "sosyo ekonomik cennet" vaad edenler hiç de azınlıkta değil. Aydınlarımızın bir kesiminin zihinsel arka planında insansızlaştırılmış bir bilim anlayışı var. İnsanın duygularından, sezgilerinden ve inanç dünyasından koparıldığı, mekanik ölçülerle yorumlandığı, makine- insan karışımı materyalist bir anlayıştır bu. Bunalım, bildiklerimizi ve öğrendiklerimizi mutlak doğrular olarak kabullenmemizle başlıyor. Aydınımızın kolektif şuur dışında, Batı'ya duyulan hayranlık ve komplekslerin de etkisiyle, sathî bir çağdaşlaşma dürtüsü oluşmuş. Kendi kültür damarlarına ve kendi medeniyetlerinin iç dinamiklerine vakıf olamayıp, Batı düşünce dünyasını kendi toplumlarına birebir kopyalama ve empoze etme hevesleri, jakoben -tepeden inmeci- yaklaşımı meydana getirir. Kuvantum, karşı devrimdi * Osmanlı Devleti'nin son yüzyılından başlayarak günümüze kadar, ülkemiz entelektüel hayatı ve bilim anlayışına göbek bağı olmuş pozitivist düşünceyi de masaya yatırıyorsunuz. Katı pozitivist zihniyetin irdelenmesinde, Kuvantum modelini nasıl değerlendiriyorsunuz? ÖZTÜRKMEN: Kuvantum fiziği, bilimde karşı bir devrimdi. Atom kuyusundaki parçacıklar, o muhteşem cümbüşte aynı zamanda dalga olarak görünüyorlardı. Bu hâl, bilimsel pozitivist mantığın, "Bir şey her ne ise odur, başka bir şey olamaz" özdeşlik ilkesini çürütüyordu. Bu durumda, pozitivist mantığın, mutlaklık ve kesinlik iddiası sarsılıyor; atom altı hesaplar, artık Kuvantum fiziğiyle yapılıyordu. Kuvantum düşünce modelini derinlemesine kavrayabilmiş olsaydık, toplumsal barıştan uzlaşma kültürüne kadar, hemen her konuda imdadımıza yetişecek bir formüller dizisiyle karşılaşabilirdik. Mesela, Karl Popper, Friedrich Hayek, Thomas Khun ve C: Gustav Jung'u, çok geç tanıdık. Öncelikle, belli ideolojilerin yuvası haline gelen yayın dünyamızın belki de maksatlı şekilde bu düşünürlerin kitaplarına geçit vermemeleri yüzünden oldu bu... Kuvantum fiziğinde belirlenmezlik teorisinin fikir babası Werner Heisenberg'in doğumunun 100. yıldönümü, birkaç sene önce Türk bilim dünyasında çok hafif bir tanıtımla geçti. İşte 20. yüzyıla damgasını vuran bu düşünürleri 50-60 yıl gecikmeyle tanıdık. Böylece, Batı'daki paradigma değişimlerini yeterince anlayamadık. Sağlıklı bir bilim anlayışı geliştiremedik; sahte bilimle bilimin sınırlarını iyice çizemeyip, sahte bilim üretir hâle geldik. (Kitapla ilgili olarak abd esin@yahoo.com internet adresi; 0 212 663 92 33 numaralı telefon veya BORSAŞ Arslan Sk. Çamlar Apt, No. 15/2, Yeşilköy İstanbul adresinden bilgi alabilirsiniz) ‘Hazır reçetem yok’ Kitabında, bilimperestliğin ve sahte bilimin üzerine cesurca yürüyen Ömer Öztürkmen, evrensel bir medeniyetin ve kadîm bir kültürün hâl-i pür melâlini de ortaya koyuyor. Kitabında, çözüm için hazır reçeteler yerine, açıldığında kimine göre "Pandora'nın Kutusu" sayılabilecek fikirler silsilesi de yer alıyor. Öztürkmen, bu konuda şunları söylüyor: "Jung, 'mitolojiler, insanlığın ortak mirasıdır' der. Pandora'nın Kutusu, mitolojik bir simgedir ve öyle bir kutudur ki, açıldığında rahatsız edici ve kötü telakki edilebilecek şeyler açığa çıkar. Ama sonunda, kutuda sadece 'umut' kalır. 'Karıncalardan Özür Dilerim', bu açıdan, kimileri için rahatsız edici fikirler içerebilir. Evet, bu kitap, çözüm için hazır reçeteler içermiyor. Bir rehber, bir yol gösteren ya da bir harita değil. Biraz mütevazı, biraz yerini bilen bir üslupla 'hâl-i pür melâlimizi' gözler önüne seriyor. Eğer, biz, 'işte doğru budur' diyerek kitabımızı gösterseydik, kendi anlattıklarımızla çelişkiye düşmez miydik?" Bürokrat, gazeteci iş adamı Öztürkmen 1929'da İstanbul'da doğdu. İlkokulu İstanbul'da, ortaokulu Kerkük'te okudu. Yine İstanbul'da Taksim Lisesi'ni bitirdi. Yüksek öğrenimini İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde tamamladı. Üniversite sıralarında iken gazetecilik mesleğine atıldı. 1950'de Tanrıdağı dergisini çıkardı. 1951'de Karakedi mizah dergisinin editörlüğünü; günlük Büyük Doğu gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Basın suçundan iki ay hapis yattı. 1953'te Yeni İstanbul gazetesine girdi. Bu gazetede, üç yıl yazı işleri müdür yardımcısı olarak çalıştı. 1956'da İngiltere'de Daily Express'te 6 ay stajyer gazeteci olarak bulundu. 1957 sonlarında Türkiye'ye döndü ve yedeksubay olarak Genelkurmay Başkanlığı Muhabere Dairesi'nde vatani hizmetini tamamladı. 1959 sonlarında Anadolu Ajansı'nın Ortadoğu muhabiri olarak Beyrut'ta görevlendirildi. 1965 Eylül'üne kadar bu görevde kaldı. 1965 Ekim ayında yapılan seçimlerde Bursa milletvekili olarak meclise girdi. 1967/1968 yıllarında Strasbourg'da Avrupa Konseyi Üyesi olarak görev yaptı. 1969/1971 yılları arasında bir uçak şirketi kurdu. İki yıl kiralık uçaklarla Almanya ile Türkiye arasında charter seferleri yaptı. 1973'te Orta Doğu adıyla beş yıl sürecek olan bir günlük gazete çıkardı. 1978-1982 yılları arasında Akajans'ın kurucu ortağı olarak çalıştı. 1982'de Türkiye gazetesine girdi. 22 yıldan beri bu gazetede köşe yazarlığı yapıyor. 1984'te Türkiye gazetesinin bir yan yayını olan İnsan ve Kainat dergisinin editörlüğünü yaptı. Dergi, 10 yıl devam etti. Arapça ve İngilizce biliyor. Daha önce "Gözyaşı Medeniyeti", "Bilimden Damlalar", "Geleceğin Eşiğinde" ve "Zihniyet İnkılabı" isimli kitapları yayımlandı.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT