BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kraliçe Süreyya!

Kraliçe Süreyya!

Pamukova’da 38 kişinin yaşamına mâlolan kazadaki kan ve göz yaşları nasıl da kurudu... Mekece mevkiinde “hızlandırılmış” ölümlerin faili aranırken bir makinistte karar kılınmadı mı?



Pamukova’da 38 kişinin yaşamına mâlolan kazadaki kan ve göz yaşları nasıl da kurudu... Mekece mevkiinde “hızlandırılmış” ölümlerin faili aranırken bir makinistte karar kılınmadı mı? Şimdi o gariban, demir parmaklıklar arkasında çürütülüyor... Çünkü, bu ülkede suçlu olmamak için önce “arkan” olacak... Sonra “dayın”, sonra “amcan...” Birileri, her devirde, her zaman “tereyağından kıl çeker gibi” sıyrılma sanatını icrâ ederken, yalanı, iftirayı, günahı üzerlerinden atar bu ülkede... Unutulmazlar bile unutuluverir bir anda... *** Büyüklerimiz hep söyler dururlar asırlardır: “Kızını boş bırakma... Ya davulcuya gider, ya zurnacıya...” Ve bir de arkasından ilâve ederlerdi hep: “Sağ gözünün yanında, sol gözüne güvenme!” Zaten bugüne kadar ne gelmişse başımıza, insanlara güvenmekten gelmiştir ya... Evlatlarımızı tanımak için uğraşmayıp, mesuliyeti üzerimizden atarak, işi hep oluruna bırakmışızdır... İşte buna son örnek; Süreyya Ayhan... “Yılın Sporcusu” seçtiğimiz, altınlara boğduğumuz, ayaklarının dibine özel pistler sunduğumuz, yeter ki morali, keyfi yerinde olsun diye, aylarca Amerika’da hem antrenman, hem balayı yaptırdığımız, ona “yan gözle baktı” diye, bir bekçiyi bile işinden attığımız Süreyya Ayhan’ın bize son yaptığına bakın... Atina’da yeter ki “altın madalya” alsın diye “gak” deyince su “guk” deyince yine su verdiğimiz; sponsorların, Milli Olimpiyat Komitesi’nin, Başbakan’ın, Gençlik Spor Genel Müdürlüğü’nün oluk oluk para akıttığı Süreyya Ayhan’ın bize ettiğine bakın... *** İşin ucunda sakatlık gösteriliyor ama esas mesele “doping kontrolünden kaçma ve hile” tabii... Zaten, Uluslararası Atletizm Federasyonu da (IAAF), tüm dünyaya, Süreyya Ayhan’ın nasıl doping kontrolünden kaçtığını ve hile yaptığını açıkladı resmen... Üstelik tam Atina’ya yolculuk yaklaşmışken başımıza gelene bakın... Yediği içtiği onun olsun... Ama bu devletin parasıyla aylarca keyif çatan “kraliçeler” gibi yaşatılan, bir orkide gibi nazik bakılan bir atletimiz, son anda hem devlete, hem Uluslararası Atletizm Federasyonu’na, (IAAF) hem Dünya Anti Doping Ajansı’na (WADA) çalım atacak... Olacak şey değil... Doping kontrolu için, Uluslararası Atletizm Federasyonu’nun kontrollerinden sıkılmak da ne oluyor? İşin kuralını inkâr etmek, sahteciliğe başvurmak, hakaretler, itiş kakışlar ve sonra da “sakatlık” adı altında “Ben olimpiyata gitmiyorum” resti haa... Böyle bir lüks, Süreyya Ayhan’ın tekelinde değildir... “Olimpiyata gitmiyorum” demek için, önce Başbakan’la, Spor Bakanı ve Gençlik Spor Genel Müdürlüğü ile konuşup, öyle ortaya çıkması gerekirdi kraliçemizin!.. *** Antrenörü, hocası ve kocası olan şahıs, sanki bu işler ilk defa oluyor gibisinden doping örneği almaya gelen erkek görevliyi karşısında görünce namus bekçisi kesiliyor... Sanki dünyada, kadınlara doğumları “Hipokrat” yemini etmiş erkek doktorlar yaptırmıyor... Sanki kadın hastalıklarında bile, erkek doktorlara gitmiyor bu ülkenin insanları... Bu kadar kıskanç birisi, namus meselesi yaptığı konuya gelmeden önce, eline 13 yaşında düşen bir genç kızın dünyasına girerken, eşini çocuklarını nasıl aldattığını, onları bir anda nasıl aile dışına attığını düşünmeliydi... O koca “Demek ki, hocalar kızlarımızı ayartabiliyor” diye, evlâtlarını atletizm pistlerinden çeken anaları, babaları nasıl ürküttüğünü düşünsün önce... O koca önce “el elden üstündür” prensibini dikkate alarak, Süreyya Ayhan’ı bilimsel, çağın gereçleriyle donanmış, kültürlü, dünya atletizmini mükemmel bilen hocalardan neden uzak tuttuğunu düşünsün ilk başta... O koca, eleştirmenleri “vatan haini” ilân etmeden önce, devletin parasıyla, Olimpiyat Komitesi, Gençlik Spor Genel Müdürlüğü’nün kendilerinden esirgemedikleri maddi ve manevi desteğin altında ezilmeli ve ondan sonra işi namus meselesine getirerek celâllenmeliydi... Bir de utanmadan “Türkiye’yi terk edeceğiz” derken “bir dedikleri iki edilmeyen” günleri gözlerinin önünden geçirselerdi keşke... *** Bu olay, Pamukovada’ki “hızlandırılmış” tren kazası gibi sümen altı edilirse, bizlerin isyanı bu defa asla bastırılamayacaktır... Olayları tam süzmeden “Geçmiş olsun Süreyya” diye telefon açan Başbakan’ı yanıltanlar... Spordan Sorumlu Devlet Bakanı ile Gençlik ve Spor Genel Müdürü’nü bile bile kullanan Atletizm Federasyonu... Ve bu çirkinlikte kimin toplu iğnenin başı kadar suçu varsa, yakasına yapışılmalı, külâhlar değişmelidir... Bu vatanın, Süreyya Ayhan’ın keyfi için harcadıklarının hesabı kuruş kuruş sorulmalıdır... Zavallı vatandaş, zamla, vergiyle boğulurken, ülkede “açlar ordusu” çoğalırken, Süreyya Ayhan’ın gözden uzak yerlerde, “kraliçeler” gibi dilediğince yaşamasının “vicdani muhasebesi” mutlaka yapılmalıdır... Öyle işin içinden “Benim bunda suçum yok” diye kimse sıyrılmasın... Atletizm Federasyonu Başkanı başta olmak üzere, iyi niyetinin kurbanı olan Gençlik ve Spor Genel Müdürü’nün günahı büyüktür bu işte... Elvan gibi bir gariban atletimizi Bolu Dağları’nda ayı kovalarken, antrenmana kamyonetle giderken vicdanı sızlamayanların, lüks içinde yaşattıkları bir Süreyya’dan hesap sorma, harcadıklarını geri alma lüksü de vardır... İstifa denilen bir erdem, yanlarında durmaktadır... Millet istemeden, kendi gönül rızaları ile ve de kurban “makinistler” aranmadan aramızdan çekilmeleri, onlar için hayırlı karar olacaktır... Çünkü tarih, ne Süreyya’yı, ne de onun uşağı olanları affedecektir...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT