BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şair aşk ile yanar / Dialog

Şair aşk ile yanar / Dialog

Lisede edebiyat öğretmenimiz Selim Hoca'yı geçirdiği talihsiz kazadan sonra ziyarete gitmiştim. Artık göremiyor, üstelik sol kolu kopmuş, belinden altı da tutmuyordu. Tekerlekli sandalyesinde beni karşıladı.



Lisede edebiyat öğretmenimiz Selim Hoca'yı geçirdiği talihsiz kazadan sonra ziyarete gitmiştim. Artık göremiyor, üstelik sol kolu kopmuş, belinden altı da tutmuyordu. Tekerlekli sandalyesinde beni karşıladı. - Hoş geldin evladım, otur, dedi o tatlı sesiyle.. - Hoş bulduk efendim, sizi pek iyi gördüm dedim. - İyiyim evladım, çok şükür. Bugüne kadar tam 55 sene bu vücut bana hizmet etti. Koştum, yürüdüm, güzel yerler gezdim bu ayaklarla ama şimdi bu tekerlekli sandalyeye oturup kaldım. Doğayı gördüm, rengarenk çiçekleri, yeşili, maviyi, gökyüzünü gördüm. Çocuklarımı ve de öz evlatlarımdan daha değerli öğrencilerimi gördüm, yetiştirdim. Ama şimdi kesiksiz bir karanlığın içine gömüldüm. Şikayet değil bunlar, herkese verilen nimet bana da verilmişti, bir gün geri alınacaktı ve alındı işte. Şimdi hizmet sırası bende. Üzücü bir nokta - Efendim, ya sizin hizmetiniz nasıl olacak, bu kısmı açıklar mısınız lütfen? - Yavrucuğum, ömrümün kalan kısmını ancak iki şekilde geçirebilirim. Birinci seçenek, sürekli eski hayatımı, o neşe ve saadet dolu günlerimi düşleyerek her günüm ve dakikamı hasretle ve belki sonunda isyana götürecek gönül kırıklığıyla hayatımın geri kalanını ziyan etmek. Diğer seçenek de, kaybettiklerime sabretmek ve yitirmediklerime sevinerek şükretmek. Sabır benim bu halime en büyük hizmet olacaktır. Vücuduma olan görevim budur yoksa ona zulmetmiş olurum. Yalnız, yalnız beni üzen tek bir nokta var. - Nedir efendim? - Seni neden ısrarla çağırdığımı biliyor musun? - Hayır efendim ama siz çağırmasanız da ben ziyaretinize gelecektim. Misafir ağırlamak için kuvvet bulacağınız günü beklerken siz beni davet ettiniz. Peki, beni ne için istediniz hocam? - Sen diğerleri arasında derste en sessiz ama benim gördüğüm en gönlü zengin olanısın. Senden bir ricam olacak. Benim için okur musun? - Rica değil, emir buyurun efendim. - Emir değil yavrum, biz emir verecek kimseler değil, ancak iyilik dilenecek zavallılarız. Beni üzen artık okuyamıyor olmam. Evet şu açık pencereden yağmurun sesini işitebiliyor ve toprağın o eşsiz kokusunu duyabiliyorum. Bir elimle belki kitap tutabilirim ancak okuyamam. Beni en çok bu üzüyor. Her gün ve gece bu köşede oturur, kitap okuyarak vaktimi geçirirdim. Bu, benim için öte aleme bir yolculuktu. Maalesef şimdi bu mümkün değil. Bana sık sık gelip okur musun, okur musun canım evladım? Dünya gözünü kapat Gözlerindeki yalvarış, gördüğüm en asil dilenciyi gösterdi bana. Ömrünü ilime, okumaya ve okutmaya, öğrenmeye ve öğretmeye adamış bu adamın gözlerinde en asil ruhu gördüm. O günden sonra her gün ve gece yanına gittim. Ertesi sene üniversite sınavını kazanıp kaydımı yaptırdım. Ayrılık vaktiydi. Yine göğü bulutlarla kaplayan bir eylül akşamıydı. Bana teşekkürlerini sundu, helalleştik, elini öptüm. Aramızda geçen son konuşmayı hiç unutmadım ve nasihatlerini de ölene dek hafızamda saklayacağım. - Efendim, yazmak istiyorum, şair olmak; sizinle beraber okudukça bu his doğdu bende, içim doldu, doldu, doldu... Ama sözcüklere dökemiyorum. Bu konuda ne buyurursunuz? - Evladım, şairin şiire sevgisi annenin yavrusuna sevgisi gibidir. Çünkü bir şiir bir çocuğun doğumu kadar sancılı çıkar şairin kaleminden. Nasıl ki anne yavrusunu ilk defa sardığında mutlulukla bütün acıları unutuyorsa, şair de eserine ilk nazarında aynı hazzı duyar. Her sözcüğü mısraya koyamaz, onlar yüreğinden akan kandan damıtılmışlardır. Gönlü hecelere süzgeç olur, nice kanlar dökülür. Şair, fikir ve his buhranlarında tutuşur, aşk ile yanar. Bu yola bir kere düşen, bir daha geri dönemez. O, artık hecelerin tutsağı, kaleminin esiridir. Ama bilir ki bu mahkumiyet ona zulüm değil, kendisine sunulan hususi bir nimettir. Yani şiir şaire yardır. Yarinden ayrı her yer yarene sürgün, onunla zindan bile saraydır. Yaz evladım, Allah kalbine genişlik, zihnine açıklık, kalemine de iyilik, güzellik ve doğruluk versin. Böyle iste, böyle hisset ve böyle gör. Dünya gözünü kapat, gönül gözünü aç ve öyle bak. O zaman sözcük aramak zorunda kalmazsın. Gördüğünü hissedersin, dilin söyler, kalem tutan elin de hece hece kağıda döker. Yürü evladım, zaman kaleminin ardından gelsin. Kazım Uyaroğlu / İstanbul Gönül coğrafyası Her muradın verildiği bir anda Şeyh Şamil'in düşlerini dilesem Kartal gagasıyla süslü zamanda Kafkasların kılıcını bilesem Duysam gök atların soylu sesini Demir dağın delindiği yerlerden Alsam ecdadımın hür hevesini Ötüken içinde kitabelerden Bir manasçı olsam yol kenarında Anlatsam ezelî hikâyemizi Çekik gözleriyle göl kenarında Kırgız güzelleri beklese bizi Bir sabah, tan vakti varsam Gence'ye Azerî gözümle görsem dünyayı Sunsam Karabağ'ı Vahapzade'ye Şehriyar ustayla sarsam dünyayı Ruhumun tayını sürsem ileri Bozkırlar üstüne dökülse tasam Türkmen atlarının geçtiği yeri Ay yıldızlı nallarından tanısam Kerkük'te gürleyen hoyrat avazım Gökkubbenin sadasını süslese Ozanlar omzunda yorulan sazım Tellerini kopuzuma yaslasa Kırım'da kırılan binlerce çocuk Yüreğimin ışığında yeşerse Başlayınca gökyüzüne yolculuk Rabbim her anaya bir çiçek verse Kızıl bayrak gözlerimi delerken Diksem Gökbayrak'ı göğsüm üstüne Kızıl Çin içinde bir sabah erken Kürşatlar kırk yerden parlasa yine Gül dalında güzel, yiğit ilinde Yiğide il veren bir ferman olsam Gönül coğrafyamın tatlı dilinde Özümle beslenen bir lisan olsam Dedem Korkut yelkenime yel olsa "Aziz İstanbul"a bıraksa beni İncilerim damla damla gül olsa Taksa duvağına seven seveni Her muradın verildiği bir anda Resulüm'ün eteğine sarılsam Kokusundan tanıdığım vatanda Bayrağımın gölgesinde dirilsem Yusuf Dursun Fetih marşı Tekbirli dağları bir ışık bürür, Can alıcı melek bekler şafağı. Şehitler saf tutup cennete yürür, Arar koç yiğitler köşe bucağı. Dünyaya ne mihnet, imanı servet, Dostluğu kefalet, hey şanlı Mehmet. Eritir taşları tatlı sözleri, Sadece, duada titrer dizleri, Şimşekler oynaşan çakmak gözleri, Tarar gölgeleri, bozar tuzağı. Görürse ihanet, narası dehşet, Hasmına kıyamet, hey şanlı Mehmet. Çağlara köprüdür büyük ecdadı, Zaferle beraber yazılır adı, Açılınca yine yiğit kanadı, Amansız burçlara diker sancağı. Vatanı emanet, aşkı şehadet, Dağıtır adalet, hey şanlı Mehmet. Hüseyin Özkaynakçı / Sivas Bu şehirde yalnızım Ben sokaktaki rüzgarım, Caddeleri okşayan, kaldırımları dolduran İnsanları üşüten, onları köşelerine kaçıran Bir gece vakti yolda gazete kağıtlarını uçuran Yalnızım... Yalnızlığı üfürürüm yalnız insanların yüzlerine Ben boş sokaklardaki rüzgarım Şehirden kaçmaya çalışan, Bir o kadar da şehrin kirli sokaklarına aşık olan... Dilara Yeşilbursa
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 96982
    % 0.1
  • 5.7869
    % -0.29
  • 6.5078
    % -0.15
  • 7.5239
    % -0.12
  • 237.839
    % -0.01
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT