BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ölmeli fakat hak yememeli...

Ölmeli fakat hak yememeli...

Birinin malını, parasını, gizlice almaya hırsızlık, bilerek zorla almaya ise gasp denir. Çalınan ve gasbedilen para, mal, sahibine geri verilmedikçe, çalana veya gasbedene, ölünceye kadar devamlı günah yazılır. Bu hal, akıllı bir kimsenin yapacağı iş değildir.



Birinin malını, parasını, gizlice almaya hırsızlık, bilerek zorla almaya ise gasp denir. Çalınan ve gasbedilen para, mal, sahibine geri verilmedikçe, çalana veya gasbedene, ölünceye kadar devamlı günah yazılır. Bu hal, akıllı bir kimsenin yapacağı iş değildir. Böyle yapıldığında, gasp, hırsızlık günahının yanında, bir de şu günah var. Eğer bu mal, para, çalınmamış, gasbedilmemiş olsaydı, paranın, malın sahibi onunla hayırlı bir hizmet yapacak idiyse, bu hizmete mani olunduğu için hırsızlık ve gasp günahına bu vebal de eklenir! Kul hakkı çok önemlidir. Bunun için ölmeli fakat başkasının hakkını yememelidir. Kul hakkı, Allahü teâlânın hakkından önce ödenir. Kul hakkı, ne kadar az olsa da, Cennete girmeye mânidir. Kul hakkına dokunmamaya, hakkı olanları ödemeye, titizlikle çalışmalıdır. Üzerimizde kimsenin hakkı kalmamasına çok dikkat etmeliyiz! Hakkı dünyada ödemek kolaydır. Nezâket ile, yumuşaklıkla haktan kurtulmak mümkündür. Fakat, âhirette, iş böyle değildir. Orada, hak altından kurtulmak çok güçtür, çâresi bulunmaz. Zira Resûlullah efendimiz: (Üzerinde kul hakkı olan, insanların malına, ırzına dokunan, ölmeden önce helâllaşsın, ödesin! Zîrâ âhiret günü altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevâblarından alınacak, sevâbları olmazsa, hak sâhibinin günâhları, buna yüklenecektir) buyurmuşlardır. Ebû Bekr-i Şiblî hazretleri, vefât etmeden biraz önce; “Üzerimde bir dirhem kul hakkı vardı. Onun sâhibi için, bin dirhem sadaka vermiştim. Bununla berâber, hâlâ gönlüme ondan ağır bir şey gelmez” buyurmuştur. En mühim kul hakkı! Bir gün bir grup insan Kıbrıs’ta yetişen velîlerden Hâfız Ali Efendiyi ziyârete giderler. Gidenlerin hepsi de atlıdır. Kıbrıs’ta çok olan zeytin ve keçiboynuzu ağaçlarının altında geçerler. Keçiboynuzları salkım salkım sarkıyor, olmuş meyveler insanların başına değiyordu. İçlerinden biri; “Ne güzel ballanmış, bir tâne yesek” deyince, diğeri; “Kul hakkı geçer, sakın yeme” dediyse de, o kimse bir tâne keçiboynuzu koparıp yer. Sonra Hâfız Ali Efendinin huzûruna varırlar. O sırada, sevdiklerine sohbet eden Hâfız Ali Efendi onlara bakıp; “Kul hakkından çok sakının. Haram yemeyin. Başınıza Keçiboynuzları değse de, bir tâneden ne çıkar demeyin. Hiçbir zaman kul hakkını yemeyin” buyurur. Kul hakkının en mühimi ana baba hakkıdır. Tatlı dil ve güler yüzle, yardımlarına koşmakla, onların gönüllerini kazanmaya çalışmalıdır. Sonra komşu hakkı, hoca hakkı, karı-koca hakkı, arkadaş hakkı gelir. Üzerinde kul hakkı bulunanın ibâdetlerinin kabûl olmayacağı, cezasını çekmedikçe Cennete giremeyeceği bildirildi. Kâfirin hakkından kurtulmak, müslümânın hakkından kurtulmaktan dahâ zordur denildi. Herkese iyilik yapmalı, kötülük edenlere, kötülükle karşılık vermemelidir. Peygamber efendimiz; (Kul hakkı, müminin aybı, kusûrudur) buyurmuştur. İnsanların haklarını gözetmek, nafile ibadetlerden, zikretmekten önce gelir. Meselâ, bir kimse, Allahü teâlânın ismini söylerken, zikrederken bir görme özürlü kimse oradan geçse ve o âmânın önünde bir çukur bulunsa, bir adım atınca çukura düşecek olsa, bu kimsenin zikre devâm etmesi mi, yoksa zikretmeyi bırakıp, o âmâyı çukura düşmekten kurtarması mı daha efdaldir? Şübhesiz önündeki çukura düşecek olan âmâyı kurtarması, zikr-i ilâhîden dahâ iyidir. Çünkü Allahü teâlânın, ona ve onun zikrine ihtiyâcı yoktur. Görme özürlü kimse ise, muhtaç bir kuldur. Bunu zarardan kurtarmak daha efdaldir. Hele, o âmâyı kurtarmayı dinimiz de emrettiği için, onu kurtarmak, zikirden daha mühimdir. Böylece dinin emrine de uyulmuş olur. Zikretmekte, yalnız Cenâb-ı Hakkın hakkı vardır. Onun emri ile bir âmâyı önündeki çukura düşmekten kurtarmakta ise, iki hak birden yerine getirilmiş olmaktadır. Bu haklardan biri kul hakkı diğeri ise, Yaratanın yani cenâb-ı Hakkın hakkıdır. Abdullah ibni Mübârek hazretleri; “Harâm olarak ele geçen bir kuruşu, sâhibine geri vermek, yüz kuruş sadaka vermekten daha sevâbdır” buyurmuştur. Din büyükleri; “Haksız alınan bir kuruşu sâhibine geri vermek, kabûl olan altıyüz hacdan dahâ sevâbdır” buyurmuşlardır. “Tövbeyi yarına bırakma!” Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmeyen ve kendi nefsi için başkasının hakkını yiyen veyâ başkasını aldatanlar, hak sâhibleri ile helâllaşmadıkça affedilmeyeceklerdir. Yani, üzerinde kul veyâ hayvan hakkı bulunan kimseleri Allahü teâlâ affetmez ve bunlar ibâdet etseler bile, Cehenneme girecekler, cezalarını göreceklerdir. Her müslümânın, ölüme hâzırlanması lâzımdır. Bunun için de, tövbe etmelidir. Kul hakkı altında kalmamaya dikkat etmelidir. Yani, hakları sâhiblerine verip helâllaşmalıdır. Bir hadîs-i şerîfte; (Müsevvifler helâk oldu) buyuruldu. Yani, ileride tövbe ederim, ileride helallaşırım diyenler, tövbeyi geciktirenler ziyân etti. Lokman hakîm hazretleri oğluna nasîhat ederek; “Oğlum, tövbeyi yarına bırakma! Çünkü, ölüm ânsızın gelip yakalar” buyurmuştur.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT