BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İlim çoktur fakat ömür...

İlim çoktur fakat ömür...

İlim çoktur fakat ömür kısadır. O halde, önce dinde zaruri lâzım olan ilimleri öğrenmelidir. Zira İslâm âlimlerinin büyüklerinden olan İmâm-ı Rabbânî hazretleri; “Ehl-i sünnet i’tikâdını ve fıkıh bilgilerini öğrenmeden önce, Gülistân kitâbı ve hikâye kitapları okumamalıdır. Fıkıh kitapları yanında, Gülistân ve benzeri kitaplar lüzûmsuzdur.



İlim çoktur fakat ömür kısadır. O halde, önce dinde zaruri lâzım olan ilimleri öğrenmelidir. Zira İslâm âlimlerinin büyüklerinden olan İmâm-ı Rabbânî hazretleri; “Ehl-i sünnet i’tikâdını ve fıkıh bilgilerini öğrenmeden önce, Gülistân kitâbı ve hikâye kitapları okumamalıdır. Fıkıh kitapları yanında, Gülistân ve benzeri kitaplar lüzûmsuzdur. Dinde lâzım olanları, önce okumak, öğrenmek ve öğretmek lâzımdır. Bunlardan fazlası ikinci derecede kalır” buyurmaktadır. Şeyh Sâdî Şîrâzî hazretlerinin Gülistân kitabını, kendimize lâzım olan din bilgilerini öğrenmeden önce okumak lüzûmsuz olursa, bidat ehlinin ve din düşmanlarının kitaplarının ve yazılarının tiryâkilerine acabâ ne denir. Yâ, din bilgilerini öğrenmeden, başka şeyler öğrenenler ve çocuklarına doğru din bilgisi öğretmeden, para, mal, mevki kazanmaları için uğraşanlara ne demelidir! İstikbâli temîn etmek, acabâ bunları kazanmak mıdır? Yoksa, Allahü teâlânın rızâsını kazanmak mıdır? “Vakit, keskin bir kılınçtır” İlim öğrenmek çok kıymetlidir. Bilenle bilmiyenin bir olmayacağı, Kur’ân-ı kerîmde bildirilmektedir. İlk nâzil olan âyet-i kerime, “Oku!” emri ile başlamaktadır. İlim, Allahü teâlânın sıfatlarındandır. İlmi teşvik eden, öven sayısız hadis-i şerif mevcuttur. Peygamber efendimiz; (Bir saat ilim öğrenmek veya öğretmek, sabaha kadar ibâdet etmekten daha sevaptır) buyurmaktadırlar. Beşikten mezara kadar ilim öğrenmemizi emir ve tavsiye buyuran, yine Resûlullah efendimizdir. Fakat insanın ömrü kısadır, ilmin ise sonu yoktur. İmâm-ı Rabbânî hazretleri, bir talebesini; “Vakit, keskin bir kılınç gibidir. Yarına çıkacağımız belli değildir. Mühim işleri bugün yapmalı, mühim olmayanları yarına bırakmalıdır. Aklı olan böyle yapar” buyurarak, öğrenilecek ve yapılacak işlerde, sıralamayı iyi yapmak ve vakti lüzumlu işlere haracamak konusunda ikâz etmişlerdir. İbni Âbidîn hazretleri de: “Din bilgilerinden kendine lâzım olanları öğrenmek, farz-ı ayndır. Bundan fazlasını öğrenmek farz-ı kifâyedir” buyurmuşlardır. Şeyh Abdülkuddûs hazretleri, oğluna yazdığı bir mektupta: “Evlâdım, öncelikle vaktin kıymetini bil! Gece ve gündüz ilim öğrenmeye çalış! İlim öğrenmek, ibâdet yapmak içindir. Kıyâmet günü, işten sorulacak, çok ilim öğrendin mi diye sorulmayacaktır. İş ve ibâdet de, ihlâs elde etmek içindir. Her şeyi Allahü teâlânın rızâsı için yapmak olan ihlâs da, hakîkî mâbûd ve kayıtsız şartsız var olan Allahü teâlâyı sevmek içindir” buyurmuştur. Ebû Abdullah-ı Rodbârî hazretleri de, bir sohbetinde, talebelerine hitaben: “Sâdece ilim öğrenmek için evinden çıkan kimse, öğrendiği ilimden faydalanamaz. Öğrendikleri ile amel etmek isteyerek ilim öğrenen kimse, ilmi azalsa bile faydasını görür. İlim kendisiyle amel edilince kıymetlidir. Amel ise, ihlâs ile kıymetlenir” buyurmuştur. İslâm âlimlerinden Takıyyüddîn Sübkî hazretleri de şöyle buyurmaktadır: “Kulun her hâlinde, kendine lâzım olan bilgileri öğrenip ibâdet yapması gerekir. Çünkü ömür çok kısadır. Ömrünün bir kısmı küçüklükte geçer. Bir kısmı büyüyünce, bedenî ihtiyaçlarını temin etmek, uyku, kendisine ârız olan hastalık, özür hâlleri, zarûrî meşgaleler, insanlarla uğraşma ve geçim derdi gibi işlerle geçer. Bunlardan geriye, insan için çok az vakit kalır. İşte insan, ya bu kısacık ömrünü, kendine lâzım olan bilgileri öğrenerek ibâdet ve tâatle geçirerek Allahü teâlâya, Cennet’ine ve çeşit çeşit nîmetlerine kavuşur veya bu kısacık hayâtı kendi aleyhine zâyi eder de, ebedî hüsrâna uğrar veya ömrünü günah ve başkalarına düşmanlıkla geçirir. Böylece şeytanın yardımcılarından olur, onunla birlikte Cehennem ateşinde yanar. Herkes, yaşadığı kısa ömür içerisinde bu üç hâlden birinde bulunur.” Ömür sermayesini tüketenler... Ehl-i sünnet i’tikâdını, farzlardan ve harâmlardan lâzım olanları öğrenmek, kadın erkek her müslümâna farz-ı ayndır. Bunları öğrenmemek suçtur, büyük günâhdır. Bunları öğrenmeden, başka şeyleri öğrenmekle, ömür sermayesini tüketenler, âhirette hüsrana uğrayacaklardır. Allahü teâlânın bir kulunu sevmediğinin alameti, dinine ve dünyasına faydalı olmayan işlerle vakit geçirmesidir. Allahü teâlânın bir kulunu sevdiğinin alameti ise, onun, kendisine lâzım olan fıkıh ilmi ve bu bilgilere uygun ibadet etmekle meşgul olmasıdır. Ahmed Nâmıkî Câmî hazretleri; “Üzerine farz olan ilimlerden bir meseleyi öğrenmek, insana, bütün dünyâdaki kazançların hepsinden, yapacağı ve ele geçireceği altın ve gümüşlerinden daha iyidir ve üstündür” buyurmuştur. İlim, elbette lâzımdır. Fakat insana verilen ömür, sınırlıdır. Bunun için, mühim olarlara öncelik vermelidir. Emredilen ibâdetler, bilgisizce yapılırsa, bunun bir faydası olmaz. Çünkü hazret-i Ali: “Allahü teâlâya ilimsiz ibâdet eden kimse, değirmene bağlı merkep gibidir. Gün boyunca yürür, fakat hep aynı yerindedir” buyurmuştur. İslâmiyyet üç kısımdır: İlim, amel ve ihlâs. Emirleri ve yasakları öğrenmek, öğrendiklerine tâbi olmak ve bunları yalnız Allah rızâsı için yapmak lâzımdır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT