BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çıkmaz sokak

Çıkmaz sokak

Eskiden oturduğumuz evin bir yan camı vardı. Daracık bir sokağa bakardı. Daracık sokak da eciş bücüş, sıkışık nizam sıralanmış evlerin sokağıydı.



Eskiden oturduğumuz evin bir yan camı vardı. Daracık bir sokağa bakardı. Daracık sokak da eciş bücüş, sıkışık nizam sıralanmış evlerin sokağıydı. Üstelik çıkmaz sokaktı. Ve çıkmayacak sokağın en sonundaki apartmandı bizim oturduğumuz. Yanlışlıkla bu yola giren ve sonuna kadar gelen insanlar çıkmaz sokakta olduklarını, başlarını kaldırıp bizim apartmanı görünce anlarlardı. Aslında evin önü lebi derya manzaralıydı. Eskilerden öğrendiğimiz bir söz işte. Türkçesi “deniz manzaralı.” Ama ne deniz manzarası! Birinci köprüden adalara kadar, bütün boğaza hakim bir görüş açısı vardı. Balkonda oturduğumuzda, gelip geçen gemileri izlerken vaktin nasıl geçtiğini anlamazdınız. Değişik gemiler, değişik duygular uyandırırdı. Yabancı yolcu gemileri, olanca ihtişamlarıyla boğaza girdiğinde güvertede toplanmış, methini hep işittikleri gizemli İstanbul şehrini görmeye çalışan turistleri seçebilirdiniz oturduğunuz yerden. Başlarında şapka ve kasketleri, gözlerinde koyu renk camlı güneş gözlükleri ve gözlüklerinin önünde fotoğraf makineleriyle bu turistler, size hayatta tatil ve gezmek diye bir şey olduğunu hatırlatırdı. Ağır ağır geçen kocaman şilepler, ister istemez endişe uyandırırdı. Yanıcı madde taşıma ihtimalleri, akıllara hemen, yıllar önce büyük bir gürültüyle patlayan İndepententa isimli şilebi ve onun sebep olduğu korkuyu getirirdi. Bu kocaman gemileri çeken, daha doğrusu onlara yol gösteren kılavuz tekneler ise çok şirindi. Küçücük görünmelerine rağmen, o büyük gemilerin patronu konumundaydılar. Ufak teknelerin kılavuzluğunu reddeden bazı iddialı kaptanlar kaç defa korkunç kazalara neden olmuşlardı. Yatak odasında mışıl mışıl uyurken, bir şilebin çarpması sonucu ölen bir hanım vardı mesela. Ya da pek çok kez sahil yoluna çarpan gemilere şahit olmuştu İstanbullular. Şehir hatları vapurları, savaş gemileri, lüks otellerin eğlence tekneleri, birbirinden güzel özel tekneler... Boğazın üstü devamlı doludur anlayacağınız. Ve bu doluluk, bu trafik size zamanı unutturur. Dalar gidersiniz. Gelen her misafir, bu manzaraya hayran kalırdı. Ev halkı da yaşanan imtiyazdan fazlasıyla hoşnuttu. Ben de seviyordum ama beni daha çok, dar sokağa bakan pencere ilgilendiriyordu. O sokağın görüntüsünde tarif edilemeyecek bir hüzün vardı. Hele havanın erken karardığı kış akşamlarında bir de yağmur yağarsa... El ayak çekilirdi o zaman. Belki de çıkmaz olduğuna üzülen bu sokak sanki boynunu bükerdi ve yapayalnız kalırdı. Herkes, evlerin önünde muhteşem deniz manzarasıyla ilgilendiğinden, kendini itilmiş, istenmeyen ve sevilmeyen bir detay gibi gördü belki de. Ama ben o çıkmaz sokağı severdim. Onu seyretmeyi, kendimce teselli haline getirmiştim. Varsın herkes denizi seyretsin, onunla gurur duysundu... Benim mahzun sokağım vardı. Yağmur yağınca ve akşam ışıklar yanınca pırıl pırıl görünürdü parke taşlar. Kimi zaman, yanlışlıkla ve ard arda giren otomobillerin çığlık çığlığa geri dönme çabalarına sanki birlikte gülerdik kıs kıs. Ben camda hep bir şeyler beklerdim. Ama bilmeden ne beklediğimi. Aslında beklemekten nefret ederim ama ne beklediğimi bilirsem... Bilmezsem ve beklersem sanki o çıkmaz sokak gibi olurum. Mahzun ve yalnız.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT