BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Beşiktaş “Beş yer beyler !”

Beşiktaş “Beş yer beyler !”

Bayramoğlu’ndaki Basın İlan Kurumu’nun dinlenme tesislerinde Beşiktaş - G.Antepspor maçını izlemek için toplanmış 20-25 kişiydik...



Beşiktaş “Beş yer beyler !” Bayramoğlu’ndaki Basın İlan Kurumu’nun dinlenme tesislerinde Beşiktaş - G.Antepspor maçını izlemek için toplanmış 20-25 kişiydik... Kadrolar da yeni yayınlanmıştı. Yukarıdan aşağıya dizilen isimleri, sahaya sistem içinde kafamda yerleştirdikten sonra, “Bu Beşiktaş, beş yer beyler” diye bağırmışım,... “Aman ağabey, bunu da nereden çıkardın şimdi” dediler. Dedim ki, “Mustafa Doğan’la Ronaldo tandem oynuyorlarsa, önlerinde de İbrahim Toraman’la Tümer ön liberoya soyundurulmuşlarsa, bunlara katılması gereken üçüncü en yakın destekçi de Sergen ise, G.Antepspor’un işi ciddiye alması, fark getirir...” Müdür Burhan, “İşte beyler spor yazarı bu” derken, Beşiktaşlılar burun büküyorlardı. Maç öyle gitti ama, G.Antepsporlular’ın ayıpları yüzünden başka türlü bitti. Beşiktaş, yönetimin yanlış transfer politikası ve de Del Bosque’nin fazlaca süren fazla iyi niyetinin faturasını 10 puanlık bir kayıpla ödedi. Şayet, daha lig başlamadan önce de yazdığım gibi, şişirilmiş kadroyu takım içine yaymak arayışı biraz daha sürerse kayıplar devam eder... Hemen şunu da bir iddia, bir görüş olarak ortaya koyayım; Beşiktaş’ın tandemini Emre ile Ahmet Yıldırım oynar... Alternatifler ise ikisi bir arada olmamak üzere Toraman ve Çağdaş’tır... Bu genç Serdar’dan başkaca da ön libero şimdilik görünmüyor... Biri bu görüşü Del Bosque’ye iletir mi, bilemem... Gökdeniz’e kimler küfür etti? Trabzonspor - Dinamo Kiev maçından sonra, Avni Aker tribünlerinin bazı bölümlerinden Gökdeniz’e küfür edilmiş. Şaşırdım... Yahu, bu çocuk değil miydi, bir kulübün servetini elinin tersiyle itip, Trabzonspor’un mütevazı rakamlarına, hem de beş yıllık imza atan?.. Sonra aklıma, bir büyük kulübümüzün iki ünlü (!) yöneticisinin, stadlarında çıkan her olaydan sonra rakiplerini provokotör olarak gösterişleri geldi. Acaba diyorum, Gökdeniz’e küfür edenler de, Avni Aker’e son bir umutla gelip, futbolcuyla Trabzon’un arasını açmaya çalışan provokatörler miydi? Hani kızıp da, Kadıköy’e taşınır mı diye... Ne bileyim... Benim aklıma böyle kötü şeyler gelmezdi ama, o büyük kulübün iki ünlü (!) yöneticisi beni de fena halde alıştırdılar... İşte, ayrımcı Türk kafası! Gazetelerden okudum. Öcal Uluç Ağabey de yazdı. İnanmak istemedim. Araştırdım, ben de aynı sözleri duydum. İnşallah şimdi yazacağım ülkeyi resmen ikiye bölen uygulama, ben bu satırları yazarken protokolden, anlaşmadan silinmiştir. Şudur bu yüzkarası: “F. Bahçe, G.Saray ve Beşiktaş’ın maçları açık kanaldan yayınlanmayacak...” Ayıp, rezalet, skandal, ihanet... Ne derseniz deyin... Gördünüz mü, ülke, sadece terörle, etnik savaşla değil, böyle futbolla da bölünebiliyor... Yani, böyle giderse Trabzonspor, hep TRT’de olacak... Ama onun fark attıkları şifreli kanalda... Bakın bakalım, böyle bir uygulama dünyanın hangi ülkesinde var? Aurelio ve Hooijdonk’tan anlayabilmek! Koskoca Can Bartu ve onun izinden gidenler, bir türlü şu Aurelio’yu anlayamadılar. Anlaşılan o ki, onlar beş kişiyi geçip, sonra ters dönerek röveşata ile gol atanları arıyorlar... O devirler geçti. Şayet bu Aurelio olmasa, F.Bahçe ligin en kolay gol yiyen takımlar listesinin başına oturur. Denemesi bedava... Pardon çok pahalı olur... Üç maç oynatmasınlar bakalım... Ya Hooijdonk? İkisi de Daum’un satılacaklar listesinde idi... Düşünsenize bu olsaydı, şimdi F.Bahçe’nin kaç puanı olurdu?.. Lig sonunda da aynı yazıyı yazacağız. Kimsenin şüphesi olmasın... Çünkü yaşanmışı var... Bu ne biçim memleket yahu? Üç Büyük kulübün, teberrulu bilet sattıkları ve böylece de vergi kaçırdıkları İstanbul Defterdarlığı tarafından tesbit edilmiş. Ve bu çalışma sonucu da kaçağın 3.5 trilyon olduğu belirlenmiş. Gazetelerde yer alan haberlere göre, Defterdarlık “Anlaşma olabilir” demiş. Ne anlaşması yahu? Ne güzel bir devlet görevi yapmışsınız. Sonra anlaşma yolu aramak ne demek? Bu kıyağın sonu gelmeyecek mi? Lucescu’dan yeni dersler! Shaktar Donetsk’in bir kasaba takımı olduğunu bilir misiniz? İşte o takım, bizim spor medyasının büyük bölümü tarafından “Çeribaşı, bilgisiz, korkak” olarak nitelendirilen Lucescu tarafından Şampiyonlar Ligi’ne taşındı. Hem de, çok yakın zamanda G.Saray’ı eleyen Brugges’ü önce 4-1 yenip, sonra deplasmanda penaltı kaçırıp 2-2 berabere kaldıktan sonra... Haaa az kalsın unutuyordum... Lucescu, ki, ben de aynı fikri taşıyan ikinci kişiydim, “Bu Ahmed Hassan’ın ne oyuncusu olduğunu keşfetmek mümkün değil” demişti. O gitti, hâlâ keşif işi sürüyor... Öyle değil mi, “Ahmed’i Allah, ilk onbir için yaratmış” diye inleyen Vedat Okyar, Kâzım Kanat biraderler? Mahmut Uslu, hazır mısın? Mahmut Uslu dostum, F.Bahçe’nin, kendi sahasında zorlandığı bir maçtan sonra, tutmuş, “Ersun Yanal, bizimkileri çok fazla oynattı. Bu yüzden bocaladık” demişti. Biz de o zaman, G. Saray’ın 14 adam verdiği dönemlerde lig şampiyonluğu rekorunu kırdığını ve UEFA Şampiyonu olduğunu hatırlatmak istemiştik. Şimdi, F. Bahçe’den 9 oyuncu var Milli Takım’da. F.Bahçe ligde takılırsa, Mahmut Uslu’nun mazereti hazır... Vur Ersun Yanal’a... Haaa az kalsın unutuyordum; bir iki spor yazarı dost da aynı eleştiriyi yapma gafletine düşmüşlerdi... Çanakkale - Sarıyer maçı! Geçtiğimiz pazar günü TRT’de bir Çanakkale Dardanelspor - Sarıyer maçı izledim ki, aman aman... Futbol adına ne varsa, hepsine şahit oldum. Harika goller, nefis bir futbol gösterisi... Çanakkale’de bir Hasan izledim, üf ki üf... Niyazi Bey, yarın bu oyuncuyu Süper Lig’in tepesine atarsa hiç şaşmam... Emirhan az adam mı? Sarıyer’de de çok iyi oyuncular var... Ama üç kırmızı kart bu maça hiç yakışmadı... Hele hele Çanakkale kalecisi Eser’in penaltıdan sonra hakemi protesto anlamında alkışlaması hiç olmadı. Hakan Şükür, FIFA’ya ne kadar avanta verdi? Artık bu işin cılkı çıktı. Bu Hakan Şükür, bu defa da tutmuş, koca FIFA’ya, yani dünya futbolunu yöneten örgüte rüşvet vermiş (!) Zaten attığı gollerde bir bit yeniği vardı. Milli maçlarda 46 gol, Avrupa Kupaları’nda 38 gol... Yok be, yemezler... Ligdekilerde de şaibe var... Sakaryaspor kalecisi Recep’in, mahalleden Hakan’ın arkadaşı olduğu söyleniyor. Golü dümenden yemiş... Bizim Osman Tamburacı, Kâzım Kanat gibilerden daha iyi mi bileceğiz? Şimdi FIFA, bütün zamanların en iyi Türk futbolcusuna ödül veriyor ve onu listenin ilk 50’si arasına alıyor... Yok be, yemezler... Bu işte bir bit yeniği var... Öyle ya, Tamburacı, Kanat; “Hakan ne yaptı da, bu unvanı verdiler?” Ben sizlerin yerinde olsam, büyük bir gazetecilik uğraşı verir ve bu dümeni yakalarım... Tarihe geçersiniz vallahi! TSYD; bu rezalete bir önlem al! Bakın, bugüne kadar, Hıncal ve Öcal Uluç dostlardan ve benden başkası şimdi yazacağım meselelerle ilgili kıllarını bile kıpırdatmadı. Bu defa mesele vahim ki vahim... PasFotomaç Gazetesi’nin 20.08. 2004 tarihli sayısının 3. sayfasında, ne olduğu belli olmayan biri, spor yazarlarını başta çıkarcılık olmak üzere beş aşağılayıcı maddede yorumlamış. Sen kimsin be? Seni orada köşe sahibi yapan, o satırlarını gazete sütunlarına koyan kim? Buna benim derneğim hiç mi tepki göstermeyecek? Hadi gazetenin yeni sahibi gazeteci değil... Hoş eski sahibi gazeteci de ne oldu? Ama böyle her önüne gelene köşe açıp, mesleğe, meslekdaşa hakaret hakkını kimden buluyorsunuz? Ben dernek başkanı olsam, haddinizi bildirirdim ve bazı müeyyideler uygulardım ama... Mesleğe kimin saygısı kaldıysa, o gazeteyi bulup, o adamın yazısını okusun... Rıdvan en iyi yorumcu mu? Gazetelerin spor sayfalarının dışında köşesi bulunan bazı yazarlar da, “En iyi yorumu Rıdvan yapıyor” buyurmuşlar... Bir kere anlamadığınız işe burnunuzu sokmayın. İkincisi ise, bu Rıdvan, bu kadar iyi görüyor da, neden teknik adamlıkta bir türlü tutturamıyor? Haaa Vanspor’u devlet desteği lige çıkarmıştı. Johnson’la Preko’yu aldırırken de, başkan Yıldırım’a, “Bunlarla Avrupa Şampiyonu oluruz. Sonra da ikisini 50 milyon dolara Real Madrid’e satarız” demişti. Bu iki oyuncu, bonservisleri ile birlikte neredeyse 9 milyon dolara mâlolmuşlardı. Sonra kaça mı gittiler? Hepsi bu... İşte böyle, bu ülkede bazılarını fenomen yapıp, kulüplerin kasalarını soydular, takımların sonunu getirdiler, futbolu geri götürdüler... Ama burası Türkiye... Her şey olur... Baksanıza, CNN gibi bir kanal bile, bu ülkede futbolu konuşacak erkek yorumcu kalmamış gibi, bir bayanı tutup programa attı. Sevgili İhsan, bu sana bir şeyi hatırlattı mı? Krallar palyaço olamaz! Sevgili ve değerli eski müdürüm Necmi Tanyolaç, rahmetli Metin Oktay’ı sahalara döndürmeye çalışanlara yazdığı yazının başlığını yukarıdaki gibi koymuştu. Ve o yazı, Metin Oktay’ı, belki de yanlış adım atmaktan kurtarmıştı. Şimdi de Hagi’nin 10 numara meselesi var... Hagiler asla palyaço olamaz, olmamalıdır. O haberi yapan da, üfüren de, sayfalara Hint kumaşı bulmuş gibi koyan da, şunu bilmelidir; Krallar, palyaço olamaz...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT