BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Milyonlarca vatandaş rencide ediliyor...

Milyonlarca vatandaş rencide ediliyor...

Başörtülü bir kadının TBMM’ye gönderilmesi çok lazım mıydı?



Başörtülü bir kadının TBMM’ye gönderilmesi çok lazım mıydı? -Hayır. -Zamanı mıydı? -Hayır. -Şart mıydı? -Hayır.. -İnanılmaz hizmetler mi verecekti? -Hayır. Bu sorular sadece FP’li Merve Kavakçı için değil, MHP’li Nesrin Ünal için de mevzubahis. Nesrin Ünal, kendinden menkul bir fetva ile hizmet için açıldığını söylüyor. Kim inanır?. Seçmenin karşısına örtülü olarak çıkıp başörtüsü meselesine sahip çıkacağını vaad ederek oy aldıktan sonra açılmak dürüst bir hareket olmamıştır... Şimdi nerede kaldı o sözler? Belki Merve Kavakçı, yolundan sapmadığı için vicdanen müsterihtir. Nesrin Ünal’ınsa rahatsız olduğu kanaatindeyiz. 21 yıl örtünmüş bir hanımın bu hallere düşmesi mutlaka kalbini yaralar. Hadiseden dolayı MHP tabanı ve bu partiye gönül verenler üzgün ve kırgın. Bir bilgisayar mühendisi okuyucumuz gönderdiği mektupta Ecevit iktidarı dönemini kasdederek ülkücü olan ağabeyinin 1978’de devrimciler tarafından öldürüldüğünü,kendisinin ağabeyinin yüzünü dahi hatırlamadığını, bugünse yine Ecevit devrinde tıp fakültesine giden kız kardeşinin başı kapalı olduğu için fakülteye kabul edilmediğini yazıyor. Okuyucumuz daha sonra şöyle devam ediyor. “Ümidlerimiz MHP idi. Bu sebeple beş kişilik ailemizin tamamı bu partiye oy verdik. Bundan sonraysa bizden oy alamaz. Kız kardeşim, ekranda Nesrin Ünal’ı başını açmış olarak and içerken görünce bayıldı. Ben de şu satırları yazarken ağlıyorum, gözyaşlarım klavyeyi ıslatıyor. Nesrin Ünal başını niçin açtı, MHP, DSP ile nasıl ortak olacak?” MHP’nin önündeki imtihanlara günler öncesinden dikkat çektik. Daha ilk imtihanda bu başarısızlık olmamalıydı. Ne yapmalı şu hassas ortamda kavga-gürültü Meclise mi sokulmalıydı? Hayır!.. Kendisinden istifa etmesi istenebilirdi. Böylece bir milletvekili kaybedilecek fakat on binlerce oy yerinde kalacaktı. Bazı MHP yöneticilerinin uzanan her mikrofona milleti çileden çıkartan konuşmalar yapması ise çok kırıcı oldu. Bunlar yaraya tuz bastılar. Diğer taraftan başörtüsü tartışması bazıları için düşmanlık ilanı vesilesi oldu. Koca koca siyasiler, koca koca köşe yazarları Merve Kavakçı vasıtasıyle demediklerini bırakmıyorlar. Mübalağa, ancak bu kadar yapılır... En yetkili ağızlarda aynı laf. “Başörtüsüne sokakta kimse karışmıyor.” Bir o noksandı. Bari sokakta gezenlerin başından da örtüleri çekilip alınsa. Sözün mefhumu muhalifi bu anlama gelmiyor mu? Merve Kavakçı ismi üzerinde sanki bir yerlerle bir yerler anlaşarak bu sahneyi sergilediler. O aday adayı olurken kimse sesini çıkarmadı. Adayken itiraz eden olmadı, Mazbatasını alırken karışılmadı. Sıra and içmeye gelince dehşetli bir velvele koparıldı. Neymiş başında örtü olan biri kısa bir süre mecliste oturmuş... Aynı bayat teraneler sıralanıp duruyor. Üstelik bazıları başörtüsü ile türban farkını dahi bilmiyorlar. Bir kısım DSP’lilerle bazı köşe yazarlarının bilmedikleri veya bilmek istemedikleri veya aldırmadıkları bir şey daha var. Bu saldırgan tavırları ile milyonlarca vatandaşın kalbine zehirli hançer saplıyorlar. Bir politikacı ile kavgaları olabilir. Hadise onu aşmış durumda. Doğrudan başörtüsü ve başörtülü yeriliyor. İncitiliyor. Aşağılanıyor. İrtica, yobazlık, gericilik, cumhuriyet düşmanlığı ve benzeri bir sürü iddia bir araya getirilerek karılan çamur, ikinci sınıf insan olarak takdim edilen başörtülüye sıçratılmaktadır. Bugün milyonlarca örtülü şehirli kadın var. Bunları aile çevreleri ile beraber dörtle, beşle çarpmak lazım. Bu yazılanlar, bu konuşulanlar, bu nefret, o insanları kahretmekte. Evet; Merve Kavakçı lüzumsuz bir harekete kalkıştı. Doğrusu; bir genç hanım etrafında bu kadar münakaşa fazla. Sabredilse O da andını içip yerine oturabilseydi görülecekti ki hiçbir şey değişmiyor. Fakat yarın ya istifa edip çekip gidecek veya dava açılarak başı derde girecek. Böylesine taarruza kalkışanlar bir de kendilerini sorgulasalar. İnsan olduklarına göre hata yapmaları mutlak. Öyleyse hatalarını bir araştırsalar. Bu topraklardan bu kadar kopuk ve bu ülke değerlerinden bu kadar uzak olmasalar!.. Ne gezer? O nazik, o değişmiş Bülent Ecevit dahi düşman ordularına hücuma geçen bir asker edasıyle TBMM kürsüsüne tırmanıp demagoji yüklü konuşmasını yapmadı mı? Başbakanlar şartları iyileştirmek için uğraşırlar.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT