BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Makedonlaştıramadık- larımızdan mısınız?

Makedonlaştıramadık- larımızdan mısınız?

Makedonya hükümeti, Arnavut’ları, Türkleri, Boşnakları, Torbeşleri, Romenleri, Ulahları yok sayıyor. Ülkenin yarısı hakim güç yarısı azınlık. Devlet kabile mantığı ile yönetiliyor, göz göre göre asimilasyon yapılıyor. Mahkemeler evlere şenlik, devlet “hukuksuzluktan” medet umuyor.



Aklım almıyor anlı şanlı gazeteler Üsküp mahreçli haberlere “Skopje” yazıyor, Kalkandeleni “Tetova”, Manastır’ı “Bitola” diye anıyorlar. Hani arasıra soğuk ve yağışlı hava da yurdumuza o cihetten gelmese Balkanların adını unutacağız. Adettendir böylesi mevzulara tarihinden girilir. Haydi biz de öyle yapalım: Bilirsiniz küçüklerin tarihini büyükler yazar. Bu yüzden tarihçiler Makedonyanın geçmişini Roma ve Osmanlı tarihi içinde ararlar. Dedelerimiz angaryacı derebeylerinin baskıcı kralların hüküm sürdüğü bir dönemde yöreye giriyor ve adeta buyur ediliyorlar. Hakim güçlerle yaptıkları bir kaç savaşı (Sırpsındığı, Çirmen, Kosova) rahat kazanıyor ve 1373 yılından 1912 yılına kadar ferman okutuyorlar. Müsaade ederseniz biz o kadar derinlere dalmayalım, bandı biraz ilerilere saralım. Efendim, bir kere Makedonyalı Müslümanlar kendilerini Osmanlının cüzü sayıyor Anadolu çocukları gibi Çanakkale’ye, Süveyş’e, Allahuekber dağlarına koşuyorlar. Hatta bu gün bile “Yemen Yemen şanlı Yemen / Toprakları kanlı Yemen” türküsünü mırıldanıyorlar. Devlet-i âliye asrın başlarında bu topraklardan çekilmek zorunda kalıyor. Ancak onlar, 1947’ye kadar Padişah tebası gibi yaşıyorlar. İmparatorluk mirasçısıyız! O yıllarda çocukları Türk okullarında (Yahya Kemal’in okuduğu Tefeyyüz mektebi gibi) okuyor, davalar şer’i mahkemelerde görülüyor. Dahası oturup Yugoslav Kralıyla pazarlık yapabiliyorlar. Hasımlarımız Türkiye’yi imparatorluk mirasçısı olarak kabul ediyor ve çekiniyorlar. Ancak Cumhuriyet aydınlarının geçmişi ile boğuşması, İnönü Hükümetinin bigane tavrı Yugoslavları cesaretlendiriyor. Komitacılar, eşrafa karşı bir yıldırma harekatı başlatıyor, tepki görmeyince azıtıyor, Aziz Şuayip Efendiyi öldürüp, Müslümanları başsız bırakıyorlar. Hitler’in Avrupa’yı tehdit ettiği yıllarda Balkan Müslümanları İstanbul’un tavrını çözmeye çalışıyor, paralel hareket etmeye niyetleniyorlar. Ancak Ankara “misakı milli sınırları dışındakilerle işimiz olmaz” deyince ortada kalıyorlar. Müslümanlara karşı Sırplaşıveriyorlar Makedonlar Bulgar’la Bulgar, Yunan’la Yunan, Rus’la Rus olan renksiz, kokusuz bir kavim ama Müslümanlarla karşılaşınca Sırplaşıveriyorlar. Kimlikleri kişilikleri yok, birinden müzik, öbüründen mimari almışlar, Doğan görünümlü Şahin’i oynuyorlar. Makedonya Türkiye’nin büyük desteği ile kurulan bir ülke. Filip oğlu İskender’den tam 23 asır sonra bizim gayretlerimizle bayrakları oldu. Ancak adamlarda hoşgörünün “h”si yok, Arnavutlar’ı, Türkler’i, Boşnaklar’ı, Torbeşler’i, Romenler’i, Ulahlar’ı yok sayıyor, onları ne asker ne de memur yapıyorlar. Ülkenin yarısı hakim güç, yarısı azınlık, böyle şey olur mu? Kaldı ki devlet devlet değil, kabile mantığı ile yönetiliyor. Dış politika geleneği yok, mahkemeler evlere şenlik, devlet hukuksuzluktan medet umuyor. Makedon Hükümeti Komünizm bitince Hıristiyan vakıflarının mallarını hemen iade etti ama Müslüman mallarının üstüne yatıyor. Açılan davalar yıllardır sürüp gidiyor, bir netice çıkmıyor. Haçlar Müslüman parasıyla Hal böyle olunca Arnavutlar anladıkları lisandan konuşuyor, haklarını söke söke koparıyorlar(!) Türkler uslu çocuk oldukları için kaale alınmıyor. Makedon ordusu eğitimsiz, disiplinsiz ve savaşmayı bilmiyor. Ne askeri askere ne subayı subaya benziyor. Uzmanlar “eğer NATO ve AGİT devreye girmese UÇK bunların dumanını attırırdı” diyor. Buna rağmen şehirleri kuşatan tepelere devlet kesesinden (Müslümanların vergileriyle) devasa (mesela Üsküpdeki 66 metre) haçlar dikiyor, geceleri bunları aydınlatıp yara kaşıyorlar. Makedonlar bir efsaneden hareketle “semada ışık saçan haçın belirdiği gün zafere ulaşacaklarına” inanıyorlar ama ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar gök kubbede “ay ve yıldız” parlıyor. 150 yılda 7 büyük katliam yaşanıyor 1940’lı yıllarda CHP yönetimi, dış Türklere, dış kapının mandalı gibi davranınca soydaşlarımız Yugolara malzeme oluyor. Partizanlar en kanlı vazifeleri Müslümanlara veriyor, gençlerimizi Nazilere kırdırıyorlar. Savaş bitince de madalya yerine kelepçe takıyor, alayını kurşuna diziyorlar. Karışıklık eksik olmasın diye Bosna devletini Sırp ve Hırvatlarla birlikte kuruyor, azınlıkta olan Makedonları Makedonya’nın hakimi yapıyorlar. Sancak’ı ise direkt kendilerine bağlıyorlar. Tito’nun kurduğu zulüm düzeninde 1 milyon insan Anadolu’ya göçüyor, güzelim konakları, emsalsiz bahçeleri yok parasına satıyor, Alibeyköy’in, Bayrampaşa’nın gün görmez dehlizlerine sığınıyorlar. 5-10 aile bir arada yaşıyor, kuru ekmeğe muhtaç kalıyorlar. Düşünün bir zamanlar Manastır’da Türklerin sayısı % 70 iken parmakla sayılıyor. Buna rağmen Yugoslavya’daki Müslüman nüfus 8 milyonun altına düşmüyor, 8 Milyon Katolik ile 8 milyon Ortodoks kafa kafaya veriyor ve devlet imkanlarını kullanarak katliama başlıyor. Sadece Bosna’da 500 bin kişi ölüyor, 2 milyon kişi göçüyor. Son 150 yılda 7 büyük katliam yaşanıyor ve her nesil mutlaka kanla tanışıyor. Balkan Müslümanları “eğer, Dışişlerimiz eskisi gibi ilgisiz durursa bir 10 yıla varmaz yeni bir katliam yaşarız” diyor. Vardar Köprüsü sizlere ömür!.. Osmanlı düşmanlığında Makedonlar Sırplardan aşağı değiller. Eğer bir camiyi “şehri planlama bahanesi” ile yıkamazlarsa, kundaklayıveriyorlar. Son olarak bir Ramazan-ı şerif günü, tarzında bir zirve olan Köprülü Fazıl Ahmed Paşa Camisini yaktılar. Manastır ve Prilep’deki saat kulelerimizin üzerine haç çaktılar. Bir zamanlar 140 camisi olan Üsküp’de şimdi onda biri ancak duruyor. Vardar köprüsünün yanıbaşındaki nefis camiyi yıkıp üstüne çirkin bir ticaret merkezi kondurdular. Şimdi de göz göre göre 5 asırlık Taş Köprüyü katlediyorlar. Zarafeti ile tanınan tarihi köprünün kitabesini, köşkünü, namazgâhını “restore bahanesiyle” yıkmışlar, güzelim taşları çimento ve demirle prangalıyorlar. Taş Köprü’yü bir karış kalınlığında betonla örterek kendilerine benzetmiş, adım başı logolarını çakmışlar. Türk Büyükelçiliği “tamiri biz üslenelim” demiş ama buna şiddetle karşı çıkmışlar. Köprünün şirazesi kaymış, bu saatten sonra yapılacak bir şey yok. Mostar’ı kazanırken, Vardar’ı kaybettik haberiniz ola!
Kapat
KAPAT