BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Türkiye’nin Neron’ları

Türkiye’nin Neron’ları

Neron, Roma’sını yakarken, balkonda bir elinde şarap, yanında kadınlar, kahkahalar atmıştı...



Neron, Roma’sını yakarken, balkonda bir elinde şarap, yanında kadınlar, kahkahalar atmıştı... Yaktığı sanki, düşman şehriydi... Sanki, kendi vatandaşını odun diye tutuşturmamıştı... Delinin zoru işte... Saltanatın verdiği delilik sendromu ve karşısına geçilip, iştahla seyredilen bir ateşli manzara değildi sanki... Tarih, o gün, bugün bu manyaklığı konuşur, yazar... Şu günlerde çoğumuz kendini Neron zannediyor... Bu Neron’lar, Roma’yı değil ama Trabzon’u yakıyor şimdi... Bir günahsız kentin sırtına, hainlik, duygusuzluk ve milliyetçilikten yoksunluğu yükleyip, meşalelerle dört bir yanından tutuşturuyorlar Trabzon’u... Neymiş efendim, Gürcistan milli maçında, takımımıza gerekli desteği vermemiş bu şehir... Türk Bayrağı’nı tribünde yeteri kadar dalgalandırmamış insanları... Yürekten ay -yıldızlı onbire destek vermemiş seyircisi... Maçı bırakıp “İstanbul beyefendilerine” küfür etmiş sporseveri... Eski federasyon başkanı olan hemşehrilerinin posterini, tribünde gezindirmiş futbol aşıkları... Bir şehri yakmak için, darağacına çıkartmak için, tüm suni deliller hazırlanıp çakmak çakıldı işte böyle... Trabzon’u neredeyse haritadan silmek isteyen “Neron düşüncesi” tam gaz yol alıyor hâlâ... Oldu olacak, Trabzon’un, dünya ile olan bağlantısını kesin de Neron gibi iştahla, lekelediğiniz bir şehrin kahroluşunu kahkahalarla seyredin bâri... Gürcistan milli maçını olduğu gibi, İngiltere ve Letonya maçlarını da çıplak gözle izleyenlerden biriyiz... Son maçtaki başarısızlığı, birilerinin sırtına yüklemek isteyen zihniyet, sudan sebeplerle uğraşırken, geçmişteki faturaları henüz tahsil edemediğini hatırlamıyor bile... Hani, Şükrü Saraçoğlu Stadı’ndaki İstiklal Marşımız’ın çalınmasından önce, F.Bahçe Marşı’nın yankılanması gibi çarpıklığı nasıl da unuttuk... Başkan Aziz Yıldırım için “fırsat bu fırsattır” diye düşünenlerin, Milli Takım yerine “En büyük başkan bizim başkan” diye Kadıköy’ü milli duygulardan yoksun bıraktığımızı şimdi nedense hatırlamıyoruz... Saracoğlu Stadı’nın iki kale arkasını, sponsor kola şirketinin dağıttığı biletlerle girip dolduranların, misafir gibi oturmasını, coşkudan yoksun seyretmesini dert etmedik de o zaman, şimdi; Trabzon seyircisinin sesini çıkartmadığını düşünüyoruz... 55 bin kişiyi doldurmak mı, yoksa ellerine verilen bedava bayrakları bile sallamadan oturan insanları mı konuşmak lâzım... Sessiz çoğunluk Kadıköy’de olunca “tıs”, ama Trabzon’da olunca, her birimiz yaygaracı birer Neron kesiliyoruz... 2004 Avrupa Şampiyonası Finalleri’ni kaçırdığımız İnönü Stadı’ndaki Letonya maçını unutup, nasıl olur da Trabzonspor’u bir milli duygusuzlukla suçlarız? Hani o gün, tribünlerin başta Bülent Korkmaz olmak üzere F.Bahçeli milli futbolculara, karşılaşma başındaki isyanları, çok kritik bir maçın moral bozan en büyük etkeni değil miydi? O sevgiden yoksun bıraktıkları Bülent Korkmaz’ın ıskasında, tüm hayallerimizi toprağa gömmedik mi? Daha 5 dakika önce “Şenol Güneş buraya, yumruk havaya” diye bağırırken, yenilen gollerden sonra “Şenol Güneş defol” diye, biletini kesmedik mi bir hocanın? İşte, tarihin sayfalarında kalmış Saraçoğlu ve İnönü maceraları daha tazeliğini korurken, şimdi günahsız bir Trabzon şehrini yakmak niye? Sanki federasyon, o seyirci “maça gelsin” diye bilet fiyatlarını düşük mü tuttu da, seyirci bile bile mi koşmadı Avni Aker’e? Sanki o federasyon, dev Türk Bayrağı yaptı da, stada mı sokmadı Trabzon seyircisi? Biz de o maçtaydık... Hiç, maç boyu Başbakan’a, Aziz Yıldırım’a, F.Bahçe’ye sövülmedi... Arada bir duraklama anında, her yerde rastlanılan malûm seyirci çılgınlıkları yaşandı o kadar... Ne var bunda bu kadar gücenecek, büyütülecek ve bir şehri bundan sonra milli maç hasretiyle baş başa bırakacak; haa ne var bunda... Futbol Federasyonu’na F.Bahçe’nin soktuğu, bir zamanlar Aziz Yıldırım’a karşı başkan adaylığını açıklayıp karşı duran, ama sonunda o da başkaları gibi yelkenleri suya indiren Davut Dişli’nin, acele açıklamaları düşündürücüdür... Ne diyor Davut Dişli: “Bundan sonra milli maçlar Saracoğlu Stadı’nda yapılacaktır.” Yok canım... F.Bahçe duygularınızın ağır bastığı o stadı, önce bir bitirin, sonra konuşun... Daha önce de yazdık, duymayanlara tekrar ediyoruz... Saracoğlu Stadı’nın müthiş görüntüsü takdir edilecek bir etkileyici faktör; tamam... Ama Basın ve Şeref Tribünleri’ndeki, üstü sıva ve halıfleksle örtülmüş inanılmaz çatlakları sakın unutmayın... Muhtemel bir faciaya çanak tutmak, Trabzon’u Neron gibi yakmak kadar basit olmasın sonra... Nasıl ki, gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince, diğerleri de yanlış giderse, bir çarpıklığı düzelteyim derken ‘Türk futbolu’na bölgeciliği yeniden şırınga etmeyelim... İstanbul’dan şampiyonluğu alacak çaptaki tek şehrin önünü, başka bahanelerle değil, gücünüz yetiyorsa bilek gücüyle kesin sıkıysa... Şunu bilin ki; kimse, başkalarının günahlarıyla, aziz olamaz...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT