BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şu bizim liseliler...

Şu bizim liseliler...

İlk kitabı "Sınavcı"da eğitim sistemini eleştiren 18 yaşındaki yazar Eren Yanık, ikinci eseri "Akvaryum" ile okulun içine ayna tutuyor. Bir liselinin gözünden öğrenci ve öğretmenleri anlattığını belirten Yanık, "Yazdıklarımı gençler zaten yaşıyor. Önemli olan bu problemleri büyüklerin bilmesi" diyor.



Henüz 18 yaşında olmasına rağmen ikinci kitabı (ilk kitabı Sınavcı) yayımlanan Eren Yanık, "Akvaryum"la okurlarını şaşırtmaya devam ediyor. Türk eğitim sistemiyle ilgili eleştirilerine yer verdiği ilk kitabıyla adından söz ettiren Yanık, başarılı bir öğrenci. Yurtdışındaki birçok eğitim programına katılan ve ağustos ayı sonunda burslu okumak üzere ABD'nin en saygın iki üniversitesinden biri olan Princeton'a giden Yanık, bir akvaryuma benzettiği okul hayatıyla ilgili zaman zaman ironik, bazen de eleştirel bir bakış açısı getiriyor. Kendi hayatlarımızda da yaşadığımız ancak sonradan zihinlerimizde yer eden okul psikolojisini içeriden bir gözle ve başarılı bir üslupla kaleme alan yazar, "Bu kitabı özellikle büyüklerin okumasını, çocuklarını anlamaya çalışırken yararlanmalarını istiyorum" diyor. 'Teacher' mi, 'hoca' mı? Remzi Kitabevi'nden çıkan "Akvaryum", bir liseli gözüyle eğitim sistemini masaya yatırıyor. Amerikalı "teacher" ile Türk "hoca"ları karşılaştırıyor, dahası okul tiplerine dair sağlam gözlemlere yer veriyor. Yanık, "neden akvaryum?" sorusunu, "çünkü anlattığım akvaryum, okulun ta kendisi" diyerek cevaplıyor ve devam ediyor: "Bir akvaryum varmış. Çöpçü balıklarıyla, uslu balıklarıyla, hayta balıklarıyla, köpekbalıklarıyla, 'inek' balıklarıyla küçücük bir toplum. Küçük balıklar okyanusa çıkıp 'kaşarlanmadan' önce, gelişip serpilsinler diye tasarlanmış bir cam kafes. Hepsinin yemleri yukarıdan verilir, temizlikleri de başkası tarafından yapılırmış; ekmek elden, su göldenmiş. Akvaryumun içinden bir an önce çıkmayı bekleyen küçük balıklar, içeri dönmeyi hayal eden dışarıdakilere hayret eder, 'Nasıl da unutuyor insan bu akvaryumdaki hayatı, neler çektiğini!' diye düşünürmüş. Bir gün, akvaryumdan çıkma zamanı yaklaşırken, küçük balıklardan biri sinirlenmiş ve oturup bir şeyler karalamış; kendisi de büyüyünce unutmasın diye. İşte o benim..." 'Hiçbir amacımız yok!' Ülkenin seçkin liselerinden birinde okuyan ve hepimizin okul hayatıyla ilgili yaşadıklarını iyi gözlemleyen Eren Yanık, eserinin sonsözünde dikkat çekici bir özeleştiri de yapıyor; "Bizim hiçbir amacımız yok. Tek bildiğimiz şey, 'böyle gelmiş, böyle gider' demek. Kimsenin kalkıp bir şeyler değiştirmek istediği yok, herkesin tek bir amacı var. Bu düzende vizyonsuz, ucuz kişisel kazanımlar, 'köşeyi dönmeler', kazık atmalar..." Seksenli yılların çocukları olarak kayıp bir kuşağı temsil ettiklerinin de altını çizen Yanık, "Ailemdekilerle karşılaştırıyorum da kendimi ve arkadaşlarımı. Anneannemin kuşağı Cumhuriyet kuşağıydı, yeni bir devlet, amaçlar, ilkeler; İkinci Dünya Savaşı yılları, sıkıntılar, çabalar. Ortak bir emel, ortak bir amacın itelediği bir nesildi. Anne-babamın kuşağı da yetmişli yılların kuşağıydı, iyi veya kötü 'idealist' insanlardan oluşan, yine bir 'amacın' sürüklediği insanlardı" diyor. Bazen kahkaha, bazen hüzün, bazen de kızgınlıkla okuyacağınız kitap, eğitim sistemimizin de bir öğrenci tarafından fotoğrafını çekmesi bakımından önem taşıyor. (0 212 513 94 24)
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT