BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hamsilere sun’i tohumlama

Hamsilere sun’i tohumlama

Öğrencisi, velisi, yakını derken, 70 milyon nüfusun yarısı günlerdir okul işleriyle meşgul. Bu yazı, yeni ders yılının başlaması münasebetiyle kaleme alındı. Lütfen okuyunuz.



Öğrencisi, velisi, yakını derken, 70 milyon nüfusun yarısı günlerdir okul işleriyle meşgul. Bu yazı, yeni ders yılının başlaması münasebetiyle kaleme alındı. Lütfen okuyunuz. “Ton ton ton, Dardanel ton” tekerlemesini duymayan kalmamıştır. Türk reklam klasiklerinden biri olmaya aday. Beş saniyelik süresiyle bu reklam, yayın frekansı en yüksek reklam olma rekorunu da elinde bulunduruyor. Geçenlerde radyoda yeni bir versiyonunu daha duydum. Bittim. Aklımda kaldığı kadarıyla şöyleydi: “Anne sıfır aldım.” “Sana balık ye dediydim.” İşte bu kadar. Daldan dala gidiyorum gibi görünebilir ama, okumaya devam, lütfen. İnsanın hiç vazgeçemeyeceği iki şeyden biri “neslinin devamı” diğeri ise, “hayatının devamı” imiş. Ve neslin devamı ötekinden önde gelirmiş. “Zinâyla kafayı bozanların” çokluğuna ne demeli? Torun sevgisi de, “neslin devamının garantiye alındığını bizzat görmek” türü bir sevinç olmasın? Evlatlarımız için her fedakarlığı yaparız. Bu özelliğimizi bilen firmalar da, aylar önceden hazırlandılar. Şu sıralar raflarda gördüğünüz okul malzemelerini oraya yerleştirmek için, aylar ve hatta yıllardır çalışıyorlar. İş yapmak ve netice almak “ha deyince” olmuyor. Vaktinde hazırlanmayanlar trene-otobüse-derse bile yetişemiyor. Nerede kaldı ki, hayata yetişsinler. Evlatlarının iyi yetişmesi için ellerinden geleni yaptığını düşünen anne babalar, “balık bol olsun diye deniz kıyısına gelip balıklara yem atan kişi” durumuna düşmesinler. Ne demek bu? Balığınız akvaryumda ise onları yemlemek lazım. Ama, bol balık yemek için başka şeyler de yapmak gerekiyor. Ayın başında denizlerimizde av yasağı kalkmış, balıkçılar denize açılmış, “Vira Bismillah” demişlerdi. İlk haberler bu mevsim balığın bol olacağını gösteriyordu. Deniz-balık konularını ararken, Prof. Dr. Cemal Saydam’ın “Hamsi Aklı” yazısını okudum, çok etkilendim (www.denizce.com/hamsiakli.asp). Hamsi yumurtaları 24 saat içerisinde larvaya dönüşürmüş. Erken batın yumurtalardan çıkan larvalar soğuğa çalar, ölüm oranları yüksek olurmuş. En yüksek yaşama oranı ise, Haziran sonu-Temmuz başında bırakılan yumurtalarda görülürmüş. Ancak, sıcaklık kadar besin de gerekirmiş. Yumurtadan çıkan larvalar alglerle beslenirmiş. Alg bulamazsa, larvalar ölürmüş. Prof. Saydam, daha bol balık için, tam yumurtlama mevsiminde, sun’i tohumlamayla yağmur yağdırılmasını öneriyor. Mealen şunları söylüyor: “Sahra kökenli tozları gündüz vakti yağmurla denize indirebilirsek bir alg patlaması doğururuz. Yağmuru izleyen ilk iki günde bu alglerin çapı 10 mikrona, sayılarıysa litrede birkaç yüzmilyona ulaşabilir. İşte alglerin bol bulunduğu dönemde ortaya çıkan hamsi larvası, bu alglerin bulunmadığı bir döneme göre çok daha iyi beslenebilir. Çok daha fazlası hayatta kalabilir. Bu alg patlamasına müdahale etmek ve hamsinin yumurtlama dönemi süresince Karadeniz’deki bulutları Sahra’dan gelen tozlarla tohumlamak ve alg patlamasını devamlı kılarak hamsi sürülerinin iyi beslenmesini ve hamsi stoklarının sürdürülebilirliğini sağlamak, daha bol hamsi avlamak mümkündür.” Evet, demem o ki, denizi, iklimi, havayı, okulları, insanları, müşterileri değiştiremeyiz ama, uygun zamanda uygun “fitiller yerleştirmek” suretiyle çok büyük işler yapabiliriz. Eğitim, çocuk yetiştirmek, evliliği sürdürmek, pazarlarda başarılı olmak, müşterilerle verimli ilişkiler kurmak, bunların hepsi, uzun soluklu, ayrıntılara özen gerektiren, sürekli, sıkı ve disiplinli çalışmalarla mümkün. Bu işler, kısadan, kestirmeden, kolaydan olmuyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT