BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hayatın renkleri

Hayatın renkleri

Sıcaklar bastırdığında çalışma temposu ister istemez yavaşlıyor. Sıcak, nemli bir havada çalışmaktan başımı kaldırıp da odamın penceresinden güllerin ve ortancaların sarmaş dolaş olduğu bahçeye baktığımda, bir ana kedi ile birlikte iki küçük yavrusunun çimenler üzerinde sıcağın keyfini çıkarışları dikkatimi çekti.



Sıcaklar bastırdığında çalışma temposu ister istemez yavaşlıyor. Sıcak, nemli bir havada çalışmaktan başımı kaldırıp da odamın penceresinden güllerin ve ortancaların sarmaş dolaş olduğu bahçeye baktığımda, bir ana kedi ile birlikte iki küçük yavrusunun çimenler üzerinde sıcağın keyfini çıkarışları dikkatimi çekti. Çok hoş bir tabloydu. Kendi kendime gülümseyerek bir süre seyrettim. Birbirinden sevimli iki yavru, birbirlerine dalaşıp oynarlarken yan gelip yatan ana kedi, onların oynaşmalarını yarı uykulu bakışlarla seyrediyordu. Ne dünyayı kasıp kavuran terör olaylarından, ne savaş belalarından, ne de dünyada sürüp giden entrikalardan haberleri vardı. Kendilerini bütün bütün güneşin cömert sıcaklığına, yeşil çimenlere teslim etmişlerdi. Derken, üstlerinden bir kelebek geçti. Ana kedi doğruldu, coşkulu yavrular avcılıklarını göstermek ister gibi zıplayarak hamleler yapmağa başladılar. Kelebeğin uzaklaşmasından sonra yine kendi aralarında oynaşmalarına devam ettiler. Biri yorulmuş olacak ki gitti, annesinin göğsüne sokuldu. Diğeri çimenler arasında ne gördü bilmiyorum, pür dikkat kesilerek izlemeğe koyuldu. Bir an düşündüm, apartman dairelerinde sözüm ona konfor içinde rahat yaşadığımızı sanan bizler, şu sevimli kedicikler kadar tabiatın keyfini çıkarmaktan, gerçek yaşamın içinde olmaktan ne kadar uzağız! Siyah-beyaz bir çizgide insanlığın sorunlarını düşünmek ve çözmek için çırpınıp duruyoruz. Yatıp kalkıp para ve gelecek hesapları yapıyoruz. Oysa bilmiyoruz ki; hayatın manası ve mutluluk dediğimiz şey, yaşadığımız anda saklıdır; hayatın renkleriyle içiçe olup onlarla bütünleşmededir. Ama galiba betonlar içinde otura otura bizlerin ruhu da betonlaştı; yaşamla bütünleşmeyi, hayatın renklerinde yaşamanın tadını çıkarmayı doğru dürüst beceremiyoruz. Bir koşuşturma, bir yarın endişesi bizi boğarcasına sürüp gidiyor. Sanki peygamberlere, padişahlara kalmayan dünya bize kalacak!.. Üstelik, ne dünya ama... Gücü ellerinde tutmak isteyenler hesap üstüne hesap tutuyorlar, entrika üstüne entrika kuruyorlar ama hoyratça kaynakları kurutulan, havası kirletilen köhne dünya, altımızdan kayıp gidiyor ama kimin umurunda? *** Sırası gelmişken, Lübnanlı yazar Halil Cibran'ın, Ermişin Bahçesi isimli eserinde, bir bilgeye yaşam üzerine neler söylettiğine bakalım: "Yaşam, yaşayan şeylerin hepsinden daha eskidir; güzelliğin dünyada güzel doğmazdan önce kanatlanmış olduğu gibi ve gerçekliğin gerçek söylenmezden önce de var olduğu gibi. Çoğu zaman yaşamı acımasız isimlerle çağırırız; oysa yalnız biz kendimiz ve karanlıkken yaparız bunu. Boş ve yararsız sayarız onu, ancak ruhumuz harap yerlerin kaygısına düştüğü zaman ve yüreğimiz aşırı derecede kendini düşünmekle sarhoş olduğu zaman. Yaşam, derin, yüce ve ıraktır, oysa sizin engin görüşünüz yalnızca ayaklarına ulaşabilir onun, yakındaysa yine de yalnızca sizin soluğunuzun fısıltısı yüreğine ulaşır; gölgenizin karaltısı düşer yüzüne ve en belirsiz ağlayışlarınızın yansısı onun göğsünde bir ilkbahara ve bir güze dönüşür."
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT