BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kötülük edeni affedebilmek..

Kötülük edeni affedebilmek..

Hak yolu seçenler, Allahü teâlâya giden yolda denenirler, imtihan edilirler. Başkalarından gelen sıkıntılara karşı sâkin ve sabırlı olmak yetmez. Aynı zamanda onlara gül demeti sunabilmelidir.



Zulmedeni affetmek, hilmin, merhametin ve şecâatin en üstün derecesidir. Kendisine iyilik etmeyene hediye vermek, ihsânın en üstün derecesidir. Kötülük edene ihsânda bulunmak ise, insanlığın en yüksek derecesidir. Bu sıfatlar, düşmanı dost yapar. Ra’d sûresinin 22. âyetinde meâlen: (Onlar, şu kimselerdir ki, Rablerinin rızâsını kazanmak için sabrederler. Namazlarını dosdoğru kılarlar. Kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve âşikâr infâk eder, verirler. Kendilerine kötülük yapanlara, iyilik ederler. O müminler için âhiret saâdeti ve rahatı vardır) buyurulmuştur. Peygamber efendimiz; (Sana darılana git, barış! Zulüm yapanı affet. Kötülük yapana iyilik et!) buyurmuştur. Muhyiddîn Arabî hazretleri de; “Kötülük edene iyilik yapan kimse, nimetlerin şükrünü yapmış olur. İyilik edene kötülük yapan kimse, küfrân-ı nimet etmiş olur” buyurmuştur. Kötülük edenleri bağışlardı Abdullah-ı Dehlevî hazretleri, müslümanlara karşı çok şefkatli ve merhametli idi. Seher vakti bütün müslümanlara duâ ederdi. Kötülük gördüklerine de iyilik yapardı. Kudretullah Han isminde bir komşusu vardı. Abdullah-ı Dehlevî hazretlerine sıkıntı verir, gıybetini yapar, aleyhinde konuşurdu. Bir gün Kudretullah Han hapse düşer. Abdullah-ı Dehlevî hazretleri, onun hapisten çıkması için çok uğraşır fakat bunu ona hiçbir zaman söylemez. Ebû Ali Sekafî hazretleri, güzel ahlâk sahibi idi. Kendisine kötülük edenleri bağışlar ve nasihat ederdi. Bu zatın kuşçuluk yapan bir komşusu vardı. Her zaman sıkıntı verirdi. Ebû Ali Sekafî hazretlerinin evinin damına konan güvercinleri taşlayıp uçururdu. Bir gün Ebû Ali Sekafî hazretleri evinin damında oturmuş Kur’ân-ı kerîm okuyordu. Kuşçu komşusu yine güvercinlere taş attı. Lâkin attığı taş bu defa Ebû Ali Sekafî hazretlerinin alnına rastladı ve yardı. Yüzünden aşağı kanlar akmaya başladı. Etraftan bu hâli görenler; “Şimdi Ebû Ali hazretleri şehrin vâlisine gider, onu şikâyet eder ve zararını defeder. Zîrâ vâli onun ricâsını kabûl eder. Böylece hepimiz onun zarârından kurtuluruz.” dediler. O zaman Ebû Ali hazretleri hizmetkârını çağırdı ve; “Evlâdım! Şimdi şu bahçeye git ve uzunca bir çubuk yap getir.” buyurdu. Hizmetçi çubuğu hazırlayıp getirince; “Şimdi şu çubuğu kuşçu komşumuza götür ve şu güvercinleri taş atarak değil de, bu çubukla uçurmasını söyle.” buyurdu. Hizmetçi gidip Ebû Ali Sekafî hazretlerinin sözlerini söylediğinde, kuşçu yaptıklarına pişman oldu ve özür diledi. Haydi Cennet’e giriniz!.. Hâce Behâeddîn Zekeriyyâ hazretleri, tevâzu sâhibi, gâyet alçak gönüllü bir zat idi. Hiç kızmazdı. Haddini bilmiyenlerden kendisini üzenler, rahatsız edip sıkıntı verenler, hattâ daha da aşırı giderek bağırıp çağıranlar, hakâret edenler olurdu. Bunların hepsine sabreder, hepsini affeder, hepsini hoşgörü ile karşılar, kötülük edenlere, sıkıntı verenlere iyilikle karşılık vermeye çalışır ve; “Hak yolu seçenler, Allahü teâlâya giden yolda denenirler, imtihan edilirler. Başkalarından gelen sıkıntılara karşı sâkin ve sabırlı olmak yetmez. Aynı zamanda onlara gül demeti sunabilmelidir.” buyururdu. İmâm-ı Zeynelâbidîn hazretleri buyurdu ki: “Kıyâmet günü, fazîlet sâhipleri kalksın diye çağrılır. İnsanlar arasında bir grup kalkar. Onlara; -Haydi Cennet’e giriniz denilir. Onlar Cennet’e giderken meleklerle karşılaşırlar. Melekler; -Nereye gidiyorsunuz derler. -Cennet’e derler. -Hesaptan önce mi Cennet’e giriyorsunuz? derler. -Evet cevâbını verirler. -Sizler kimlersiniz? dediklerinde, -Biz fazîlet ehliyiz derler. -Sizin fazîletiniz nedir? diye sorarlar. Onlar da; -Dünyâda bize hakâret edildiğinde tahammül ederdik. Bize zulmedildiğinde sabrederdik ve bize kötülük yapıldığında affederdik derler. Bunun üzerine melekler, -Hadi Cennet’e giriniz. Sâlih amel işleyenlerin mükâfâtı ne güzeldir, derler.” Ebû Hafs-ı Haddâd hazretleri, Allahü teâlâya ve O’nun kullarına karşı edeb hakkında şöyle buyururdu: Kötülük yapana, iyilik yap... “Allahü teâlâya karşı edeb, onun emirlerini ihlâs ile yerine getirmek, O’ndan korkmak, çekinmek. Bir belâ ve sıkıntı sırasında insanlara güzel muâmele, genişlik zamânında yumuşaklıkla, nefsin yoksulluğa düşmekten çekindiği zamanlarda cömertlik ve kerem ile davranmak, gücü yettiği zaman affetmek, insanlara merhamet ve şefkat göstermek, gelmeyene gitmek, kötülük yapana iyilik etmektir.” Ebû Hüseyin Verrâk hazretleri şöyle anlatmaktadır: “Biz talebeliğimiz sırasında, şu hususlara dikkat ederdik. Bize verilen şeyleri, ihtiyâcımız olsa bile severek muhtaç birine verirdik. Bize kötülük yapanlardan aslâ intikam almaz, hattâ onları mâzur görüp özür dilerdik. Hakâret gördüğümüz kimseye iyilik yapardık. İçimizdeki kötü düşünceler yok oluncaya kadar ona ihsânda, ikrâmda bulunurduk.” Netice olarak herkese iyilik yapmalı, kötülük edenlere, kötülükle karşılık vermemelidir. Aklı olan, İslâmın güzel ahlâkı ile süslenir. Herkese iyilik eder. Kendisine kötülük yapanlara iyilikle karşılık verir. Hikmet ehlinin buyurduğu gibi: “Mert isen, kötülük yapana, iyilik yap.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT