BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sömürgecilerin piri Kubilay

Sömürgecilerin piri Kubilay

Marco Polo, Han-balık’a karayoluyla gider, deniz yoluyla döner. O yıllarda Hindistan, Sumatra, Zenzibar tekin değildir, hele Andaman yerlileri köpekten bile yırtıcıdırlar. Yöre halkıyla bir çatışma yaşamasalar da korkudan ödleri kopar.



Marco Polo, Çin’den devasa gemilerle yola çıkar ki bunlar Venedik’tekilere bile fark atar. Güverte üstünde 60 kabin vardır ve bazılarında 300 tayfa vazife yapar. Çinliler zift bilmedikleri için bir nevi yağ kullanırlar. Gövdeyi her sene kalafata alır, 6 yıl sonra kıyıya çeker, ev gibi kullanırlar. Şeker imalathaneleriyle dolu olan Fa-Çau eyaleti sakinleri tatlı yer ama tatlı konuşmazlar, kıtır kıtır insan kesecek kadar kabadırlar. Tavukları kedi gibi tüysüz, teleksizdir, kazları 12 kiloyu aşar. Civarda aslan çoktur. Bu yüzden tuzaklar kurar ve yakaladıkları aslanları ateşte kızartırlar. Zayton bölgesinde nefis porselenler yaparlar. Torunlar dedelerinin hazırladığı çamuru kullanır, kendileri ise torunları için çamur hazırlarlar. Taşı toprağı altın Kubilay, Japon ülkesinin methini duyunca buraya 30 bin asker yollar. Ancak filo fırtınaya yakalanır, komutanlar askerleri bir adaya bırakır, başlarının çaresine bakarlar. Japon hükümdarı adadadaki yabancıların varlığını duyunca donanma ile gelip duruma el koyar. Ancak Moğollar, İmparatoru adanın derinliklerine çeker, hızla dönüp gemileri basarlar. Japon bayrağı taşıdıkları için rahatça limana girer, başşehri işgal etmeyi başarırlar. Ama Japonlar Çinlilere benzemez, Moğolları söküp atarlar. Marco’nun anlattığına bakılırsa Japonya’da dağ taş altındır. İmparator sarayının çatısını serapa altınla kaplar ki levhaların kalınlığı iki parmağı aşar. İnci o kadar boldur ki beyazıyla ilgilenmez, alını morunu ararlar. Bunlar sanatkar insanlardır ancak öyle abuk subuk putlar yaparlar ki Marco bile korkar. Cava, bağımsız bir krallıktır, karabiber, tarçın yetiştirir, iyi para kazanırlar. Buradan yelken yerine bambu latalar açan bir Çin gemisiyle Sumatra’ya varırlar. Bu adada çok kıymetli abanoz ağaçları vardır, değişik ağaçlardan cins cins sakızlar alırlar. Ferlek şehrinde medeni Müslümanlar vardır ama dağlardaki putperestler diri diri insan yiyeyecek kadar canavardırlar. Büyücüler hastalara ya “iyileşir” ya da “ölür” diye teşhis koyar, ümitsiz vakayı hep birlikte parçalar, ısırdıkları yerden kan çıkarırlar. Sumatralılar Kubilay’a bağlılıklarını sunar ama para mara koklatmazlar. Zira buralara kadar uzanamayacağının farkındadırlar. Marco ve adamları hava muhalefetinden dolayı Sumatra’da 5 ay kalırlar ama korkudan ödleri kopar, iyi kötü bir kale yapar, gece gündüz nöbet tutarlar. Nikobar, Sumatra’dan bile yabanidir. Çırılçıplak dolanır, başlarında hükümdar tutmazlar. Hele Andaman yerlileri yılan gibi sinsi, köpek kadar yırtıcıdırlar. Kaptan kayalık ve akıntıyı bahane edip adaya yanaşmaz, zaten anlatılanları duyunca Marco da tırsar. Seylan yemyeşil bir adadır, yerliler askerlikten anlamazlar. Dünyanın en değerli yakutları burada çıkar, kızıl taşlar alev alev yanar. Maabar’da istiridye avcıları el kadar teknelerle açılıp kovayla inci toplarlar. Brahman rahipleri güya köpek balıklarını kovmak için dualar okur, hasılattan hisse kaparlar. Bu ülkede terzi merzi yoktur, kumaşı ya bellerine dolar, ya omuzlarına atarlar. Kafile Hindistan’da Marco 1285 yılında Çamba’ya varır. Buranın arsız bir kralı vardır, evlenecek kızlar ona takdim edilir, beğendiğini haremine atar. Civar sık ormanlıktır, gemiler dolusu kereste satarlar. Hükümdar en iri incilere, en parlak yakutlara el koyar, karılarını süslemeye bakar. Bunlar Budisttir, ölüleri yakarlar. Hatta mevtanın eşlerini, hizmetçilerini ve hazinesini de alevlere atarlar. Halk öküze tapar, yanlarında öküz kılı taşır ve bütün gün toprağa otururlar. Dövüşmeyi bilmez, batıl şeylere inanırlar. Kızlar dans edip put eğlendirir, heykellerin önüne yemek, çiçek koyarlar. Matupalli’de nefis pırlantalar çıkar. Elmas da çoktur ama hangi taşı kaldırsan altından bir kobra fırlar. Erkek çocuklarını esmerleşsin diye susam yağıyla yağlayıp güneşe bırakırlar. Yogiler anadan üryan dolanır, sadece ot yer, öküz pisliğini kurutup vücutlarını ovarlar. Burada kara aslanlar (belki de puma) ve süt beyaz papağanlar yaşar. Komorin ise maymunların işgalindedir, balta girmemiş ormanlardan geçer Eli’ye varırlar. Nehir yolları daha müsaittir ama yerliler seyyahlara musallat olurlar. Gujarat desen ona keza. Bu iklimde yağma yapmayana “enayi” gözüyle bakarlar. Hind denizinde iki ada vardır ki birinde erkekler, diğerinde kadınlar yaşar. Belli zamanlarda bir arada bulunurlar. Sokotra’da balıkları parçalar, fıçılara basarlar. İçine bayıltıcı otlar koyarlar. Balinalar bunlara atlar, yutar ve sarhoş olurlar. Koca hayvan ellerinde oyuncak olur, sığ sulara çekip parçalarlar. Madagaskar Müslümanların yaşadığı bir adadır, düzeni imamlar sağlar. Karabiber ve kimyonu çoktur, nefis pamuklular dokur, çok güzel yatak, döşek yaparlar. Zenzibarlılar boylu posludurlar, adeta birer devi andırırlar. Dudakları iridir, kadınlar bunu daha da irileştirmeye bakar, halkalar takarlar. Savaşlarda fil kullanır, hayvanı saldırsın diye şarapla kudurturlar. Habeşistan eski ve köklü bir ülkedir ama nedense Marco anlatacak şey bulamaz. Shihr kumluk kayalıktır, diken bile bulunmaz, balıkları tuzlar kurutur, yıl boyu sofralarına koyarlar. Sığırları dahi balıkla besler, görenleri şaşırtırlar. Aden Müslümanların elindedir, sultan tüccarları korur, kollar, ağırlar. Hindistan’dan gelen gemiler mallarını burada indirir, Nil’e, Kızıldeniz’e giden küçük teknelere aktarırlar.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT