BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yaş 17... Yolun dörtte birinde o...

Yaş 17... Yolun dörtte birinde o...

7 yaşında, basketbol aşkını, kalbinin taa derinliklerinde hisseden bir çocuk, küçük parmaklarıyla babasının elinden tutuyor... Ver elini Kadıköy’den Bahçelievler’deki Efes Pilsen tesislerine...



7 yaşında, basketbol aşkını, kalbinin taa derinliklerinde hisseden bir çocuk, küçük parmaklarıyla babasının elinden tutuyor... Ver elini Kadıköy’den Bahçelievler’deki Efes Pilsen tesislerine... Minik beyninde, şimşek gibi çakan yıldızların parıltısıyla, ilerisi için ışık saçan bu miniğin, kader çizgisi de o gün yeniden çiziliyordu sanki... O çocuk. bugün de çocuk... Ama o çocuk, bugün milli çocuk... Dün elinde oyuncak arabaları vardı... Bugün “üçlük attığı” bir basketbol topu... HHH Efes’de her geçen gün serpilen, boyu hızlı bir fidanın göğe acele yükselişi gibi uzayan bu genç, basketbolumuzdaki NBA efelerinin ve birbirinden klâs ağabeylerinin gölgesinde kalmadan, sırtına milli takım formasını 16,5 yaşın toyluğuna ama olgunluğuyla geçiren Cenk Akyol... Murat, Fikret, Menderes ve Volkan hocalarının elinde bir orkide titizliğinde güzelleşen Cenk, Türk Basketbolu’na damgasını ve emeğini vurmuş Nihat İzic’in yakın takibine alınınca, şansına milli takım formasının takılacağını hisseder gibi olmuştu sanki... Nihat İzic, bu meslekte her şeyi öğrendiği hocası Tanjevic’in Basketbol Milli Takımımız’ın başına getirilmesine öncülük ederken, elinde müthiş bir gençlik cevherinin olduğunu, bunun da ancak Tanjevic’le yeşereceğini adı gibi biliyordu... Bu yüzden, Zaragosa’daki Avrupa Gençler Şampiyonası’na hocası Tanjevic’le birlikte gittiler... O ünlü hoca Tanjevic, gözünü bir kaç gençten alamazken “Evet Türkiye’ye gidiyorum” diye kararını vermişti oracıkta... HHH “Bir baktım milli takıma seçilmişim... Uçmak istiyorum, uçamıyorum... Geceleri uyumak istiyorum, uyuyamıyorum... Bu nasıl bir duygu Allahım... Ben şimdi milli oldum mu diye her tarafımı cimciklemem de işin cabası... Kamp yaptığımız otele bir gidişim var ki sormayın... Ayaklarım birbirine dolaşıyor, ha düştüm, ha düşeceğim... Nabız atışlarımın sesini bile duyar gibiyim... Receptiona geldiğimde kendimi tanıttım ve elime oda anahtarımı verdiler... Çıktım odaya iki kişilik yataklardan birine kendimi attım... Gözlerimi tavana diktim, biraz havalı, biraz kuşkulu ve biraz da inanmakta zorluk çektiğim duygu ile Allahıma şükrettim... Tam bu düşünceler içindeyken, bir baktım kapı açıldı... İçeri giren Mehmet Okur ağabeydi... Ben çok büyük bir hata yapıp, Mehmet ağabeyin odasına yanlışlıkla girdiğimi düşünerek, ilk defa yakından gördüğüm kişiden özürler dileyip odayı terk etmeye çalışıyordum ki, Mehmet ağabeyin cana yakın, insanı yürekten kucaklayan sesiyle, hazırola geçtim... Cenk nereye gidiyorsun kardeşim... Bu oda ikimizin, ben seninle beraber kalacağım” HHH 17 yaşına bile girmemiş, daha “bıyıkları terlememiş” bir genç, NBA’de gümbür gümbür coşan Mehmet Okur’la işte böyle tanıştı ilk kez... Arkasından Hidayet Türkoğlu, İbrahim Kutluay, Kerem Tunçeri gibi yıldızların elini sıkma, kucaklaşma duygusuyla titredi... Ve onların arasında, sırtına giydirilen 15 numaralı formasıyla aslanlar gibi potadan potaya koştu... Üçlük attı, ribaunt kaptı, adam markajı yaptı... Cenk bugün, yaşı tutmadığı için ehliyet bile alamıyor... Selim Pars Lisesi’ne Kadıköy’den üç aktarma ile ancak gidebiliyor... Henüz kızlar peşine takılmamış bu yakışıklının... Ama boş bırakılmayacağını da bilen Akyol ailesinin bu tek evlâdı, Türk Basketbolu’na bir renk, bir sevimlilik ve bir gelecek garantisi olarak adımını attığını biliyor... HHH Cenk’in hedefinde şimdiden NBA bile yatıyor... Ama o, bu düşünceler içinde kavrulurken, onun hayallerini törpüleyenler, onun gibi fidanın gelişmesine asit dökenlere ne demeli ? Oktay Mahmuti, Efes Pilsen gibi bir takımda coach... Elinde Cenk gibi milli basketbolcu bulundurduğu için gurur duyacağına, sanki utanç duyar gibi, onu A takımından, genç takıma gönderiyor... “Senden bana fayda yok Cenk... Sen git biraz daha çocukluğunu yaşa... Tanjevic seni milli yapabilir ama ben sana Efes forması vermem” İşte bu inat, Türk Basketbolu’nda yıllardan beri süre gelen “günü kurtarma” anlayışının bir belirtisidir... Cenk gibileri anlayabilmek için, illâki Nihat İzic veya Tanjevic olmak mı gerekir Allah aşkına? Cesur adamlarla, gün kurtarıcılarını ayırmanın zamanı geldi de geçiyor artık bu Türkiye’de... Çünkü bizim “Cesaret, hiç korkmamak değil, korkuya rağmen bir şeyler yapabilmektir” diye düşünebilen, insanlara ihtiyacımız var... “Güneşi gözden kaçırdık” diye ağlarsak, yıldızları da göremeyiz sonra...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT