BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Urfa’nın diğer şanı

Urfa’nın diğer şanı

GAP ‘ın tamamlanmasıyla birlikte Şanlıurfa şehrinin sahip olduğu sulanabilir arazi miktarı 1.7 milyon hektara çıkıyor.



GAP ‘ın tamamlanmasıyla birlikte Şanlıurfa şehrinin sahip olduğu sulanabilir arazi miktarı 1.7 milyon hektara çıkıyor. Dünyada daha kaç tane böyle kent vardır bilmiyorum ama çok olmadığı kesin. Şanlıurfa ‘nın özelliği bununla bitmiyor ki, Hazreti İbrahim, Eyüp, Elyasa, Şuayb ve Lut peygamberlerin yaşadığı bir şehir, kutsal topraklara sahip yani. Malum bu özelliğinden dolayı ‘ Peygamberler Şehri’ deniliyor zaten. Harran Ovası tarih fışkırıyor adeta. Osmanlı’ nın mührü var orada. Onu kaldır Selçuklu , onu kaldır Eyyubi, onu kaldır Emeviler. Bu muhteşem medeniyetlerle de sınırlı değil Şanlıurfa ‘yı zenginleştiren tarihî geçmiş. Roma İmparatorluğu, Pers Krallığı, Asurlular. Daha bitmedi; taa Tunç ve Demir Çağı’ na kadar uzanıyor bu tarihî miras. Böyle bir şehir bir başkasında olsa, bu kadar hor kullanır mıydı acaba? Bu soru şöyle de sorulabilirdi tabii: Böylesine verimli ve tarih kokan topraklara sahip bir şehir, başka ülkelerin elinde olsaydı; değil kendisi çevresindeki tüm illeri ihya etmez miydi? Bizde maalesef etmemiş? Bölgedeki tarım ve sanayi potansiyelini düşünebiliyor musunuz? Ya turizm? İster inanç turizmi yap, ister tarih, ister kültür, ister tabiat... Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Eşref Fakıbaba’ yı yeni tanıdım. Esas işi tıp doktorluğu. Yeni oturduğu koltuğun hakkını vermek, Şanlıurfa ‘ya bir şeyler kazandırmak için çırpınıyor. Fakat, her belediye başkanı gibi onun da eli kolu bağlı. Para yok bir kere! Tarihî ve kültürel zenginliklerle dolup taşan bir kentin şehremini için çok zor bir durum bu. Bir tarafta tarihî zenginlik, diğer tarafta parasızlığın getirdiği fakirlik! Bu durum, iyiniyetli yöneticilerin dengesini bozmaya yeter de artar bile. Para olsa, bu değerlerin hepsini insanların hizmetine sun ve bütün dünya istifade etsin! Fakat, yok! Ahmet Eşref Fakıbaba, ‘ yok ‘u kabul etmiyor. ‘Bulmalıyım ‘ diyor da başka bir şey demiyor: “ Bu şehrin güzelliklerini, dünyanın gözleri önüne serebilmem için şart olan yatırımı yapacak parayı bulmam lazım!” Bölgesindeki tarım ve sanayi potansiyelinin büyüklüğünü tek tek sıraladıktan sonra, ‘ Turizmin yeri daha bir başka’ diyen Fakıbaba ; şöyle konuşuyor: “Şanlıurfa’nın turizm potansiyeline bir ivme kazandırabilirsek; bu şehir, bizi zenginleştirdiği yetmiyormuş gibi çevremizi de ihya eder.” Fakıbaba , yerden göğe kadar haklı. Şanlıurfa şehri, tarihî bir mirasın üzerinde oturduğu gibi bölgede yalnız da değil aslında. Çevre iller de aynı durumda. Gaziantep mesela. Her taşın altında bir tarih yatıyor. Gaziantep Mozaik Müzesi , dünyanın en zengin mozaik müzesi. Hem de bu müzede olması lazım gelen birçok mozaik, profesyonel tarihi eser hırsızları tarafından çalınmış olmasına rağmen. Hakeza Nemrut Dağı. Ağrı’daki İshak Paşa Sarayı. Van . Doğu ve Güneydoğu Anadolu ‘daki birbirine yakın ve birbiriyle alâkalı bu eserler entegre bir endüstri haline dönüştürülse, bu bölgeler turist akınına uğrar. Maddi imkansızlıktan çok, belki de bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor bu ihmal ama ortada bir gerçek var ki, tarih yerde sürünüyor! Bu meselenin çözümü için her ne kadar parasızlık bahane ediliyorsa da esas problem proje yapamamaktan kaynaklanıyor. Dünyada 2 trilyon dolar var çünkü bu gibi projelere yatırım yapmak isteyen. Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı (ÇEKÜL) ve Tarihî Kentler Birliği (TKB) gibi sivil toplum örgütleri varsa da bu kurumları aşıyor konu. Proje büyük bir proje. Ankara’nın da bu meseleye el atması lazım. Hem de ivedilikle.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT