BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Haklar, vazife karşılığıdır...

Haklar, vazife karşılığıdır...

Bir kimsenin, bir başka kimse üzerinde hakkı var demek, o kimsede alacağı, hissesi, payı var demektir. Ele geçen her nimet, bir külfet karşılığında olduğu gibi, her hak da, bir vazife karşılığında hak olmaktadır...



Hak, kelimesinin birçok anlamı vardır. El Hak, Allahü teâlânın isimlerindendir. “Hak şerleri hayr eyler” sözündeki Hak, bunu ifade etmektedir. Hak kelimesi, İslâmiyyet, doğru, gerçek anlamlarında kullanıldığı gibi, alacak, pay, hisse anlamlarına da gelmektedir. Kul hakları, hayvan hakları denince, bu anlamda kullanılmaktadır. Bir kimsenin, bir başka kimse üzerinde hakkı var demek, o kimsede alacağı, hissesi, payı var demektir. Ele geçen her nimet, bir külfet karşılığında olduğu gibi, her hak da, bir vazife karşılığında hak olmaktadır. Bir öğretmenin, öğrencisine verdiği ödevleri istemesi hakkıdır. Ancak öğretmen, öğrencisine, o ödevleri yapacak bilgileri vermişse yani öğretmen vazifesini yerine getirmişse, o zaman öğrencisinden isteme hakkına sahip olur. Ana baba, evladına dinini öğretmiş, edep, terbiye vermiş, çocuğunu güzel yetiştirmiş yani ana babalık vazifesini yerine getirmiş ise, evladından saygı beklemesi hak olmaktadır. Zaten çocuğa edep öğretilmemiş ise, o çocuktan değil edep, insanlık sıfatlarının bile yerine getirilmesi beklenemez. Zira Şems-i Tebrîzî hazretleri; “Âdemoğlunun edepten nasîbi yoksa, insan değildir. Âdemoğlu ile hayvan arasındaki fark budur” buyurmaktadır. Karı-koca arasındaki haklar Karı-koca arasında da haklar vardır. Fakat bu haklar, erkeğin ve kadının kendi üzerlerine düşen vazifeleri yerine getirmesi şartına bağlıdır. Vazife yerine getirilmemiş ise, karşı taraftan hak talebinde bulunamaz. Mesela, kadın kocasından habersiz babasının evine gitse, uzun süre orada kalsa, kocasından nafaka hakkını talep edemez. Erkek de, kendisine yüklenen vazifelerini yerine getirmeden, hanımından, kadınlık vazifelerini yerine getirme hakkını talep edemez. Herhangi bir yerde amir olan kimse de, çalıştırdığı kimselerin çalışma şartlarını hazırlamadan, ne iş ve o işi nasıl yapacaklarını öğretmeden, göstermeden, onlardan üretim bekleme hakkını talep edemez. Çalışan bir kimse de, işini yapmazsa, vaktinde gelmezse, o işle alakalı ücreti isteme hakkını talep edemez. İnsanlara saygı, hürmet göstermeyen, onları hakir gören, iten, onlara zulmeden, o insanlardan, insanlık haklarını talep edemez. İnsanca davranış beklemesi, kendinin hakkı olduğu gibi, diğerlerinin de hakkıdır. İnsan, kendi üzerine düşen vazifeyi yerine getirmemiş ise, karşısındakinin yerine getirmesini beklemesi ve ‘bu benim hakkımdır’ demesi uygun olmaz, insanlığa sığmaz. İnsan, sosyal bir varlıktır yani toplu olarak, cemiyet halinde yaşamak mecburiyetindedir. Bu sebepten, insanlar arasında, karşılıklı olarak haklar ve vazifeler vardır. Dinimiz bunlara “Kul Hakları” demektedir ve çok önemlidir. Ahmed bin Mesrûk hazretleri, insanların haklarına çok saygı gösterirdi. Sebebi sorulunca; “Müminlerin hakkına saygı, Allahü teâlânın hakkına saygıdandır” buyururdu. Bütün insanların ve hayvanların hakkını gözetmek lazım olduğu gibi, Müslümânların haklarına riayet etmek de şarttır. Zira hadîs-i şerîfte; (Müslümânın Müslümân üzerinde beş hakkı vardır: Selâmına cevâp vermek, hastasını yoklamak, cenâzesinde bulunmak, davetine gitmek ve aksırıp ‘elhamdülillah’ diyene, ‘yerhamükellah’ diyerek cevâb vermek) buyuruldu. İnsanın, kendisine karşı da vazifeleri vardır. İnsana ihsan edilen, akıl, beden, göz, kulak, el, ayak gibi organların, insan üzerinde hakları vardır. İslam âlimleri bunları uzun uzun yazmışlar ve açıklamışlardır. Ebû Hamza Bağdâdî hazretleri, kendisinden nasîhat isteyen birisine: “Haklar iki türlüdür. Biri nefsinin hakkı, ikincisi insanların hakkıdır. Nefsini günahtan men eder ve âhiretteki selâmetini talep edersen, hakkını îfâ etmiş olursun. İnsanlar, senin kötülüğünden emin olur, sen de onlar için kötülük istemezsen, haklarını edâ etmiş olursun. Kötülüğünün sana da halka da zarar vermemesi için çalış. İşte bunun için Hakk’ın hakkını ödemek ile meşgul ol” buyurmuştur. Kimlere zalim denir? Fıkıh ilminde, başkasının hakkına saldıran kimselere ‘zâlim’ denir. Bunun için evde, sokakta, iş yerinde ve insanların bulunduğu her yerde, karşılıklı haklar ve vazifeler vardır. Bu haklara tecavüz edenler, zâlimlerden olmaktadır. Hak sahipleri ile, birebir görüşüp helalleşmedikçe da, bu günah, tövbe ile affolmuyor. Herkes, kendi üzerine düşen vazifeleri yerine getirirse, karşılıklı olarak haklar, yerine gelmiş olur. Kimse, kimsenin hakkını çiğnememiş ve zâlim olmaktan kurtulmuş olur. Bir gün Peygamber efendimiz, Eshâb-ı kirâma hitaben: -Müflis kime denir, biliyor musunuz? buyurunca, Eshâb-ı kirâm: -Parası ve malı kalmayan kimseye diyoruz, dediler. Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz: -Ümmetim arasında müflis, şu kimsedir ki, kıyâmet günü, defterinde çok namaz, oruç ve zekât sevâbı bulunur. Fakat, bir kimseye sövmüş, iftirâ etmiş, malını almış, kanını dökmüş, dövmüş. Sevâbları, bu hak sâhiplerine dağıtılır. Hakları ödenmeden önce sevâpları biterse, hak sâhiplerinin günâhları, bunun üzerine yükletilir. Sonra Cehenneme atılır, buyurdu.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT