BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Açıl susam açıl!..

Açıl susam açıl!..

Kâinatın en gözde mevkiinde, dünya haritasındaki üç kıtanın birbirine geçit verdiği bir kilit noktasında, Doğudan, Batıdan, Kuzeyden, Güneyden gelen geçen göç yollarının güzergâhında 760 bin küsur km2’lik bir vatan toprağı, üzerinde Türkiye’miz, 70 milyon insanı, her gün gözler önünde büyüyen, gelişen bir ekonomik ve askeri gücü ile 2004 yılının aralık ayının 17’nci gününe sanki kilitlenmiş gibi bir acaip ve sıkıntılı beklenti “ Suspens “ içine girmiş gibidir!..



Kâinatın en gözde mevkiinde, dünya haritasındaki üç kıtanın birbirine geçit verdiği bir kilit noktasında, Doğudan, Batıdan, Kuzeyden, Güneyden gelen geçen göç yollarının güzergâhında 760 bin küsur km2’lik bir vatan toprağı, üzerinde Türkiye’miz, 70 milyon insanı, her gün gözler önünde büyüyen, gelişen bir ekonomik ve askeri gücü ile 2004 yılının aralık ayının 17’nci gününe sanki kilitlenmiş gibi bir acaip ve sıkıntılı beklenti “ Suspens “ içine girmiş gibidir!.. Çarşıda pazarda, Hükümet ve Parlamentoda ve hatta ne de Çankaya’da Devletin Zirvesinde, Avrupa Birliğine katılım müzakerelerinden başka bir şey konuşulmuyor. Medyamız, hatta magazin edebiyatımız bile bu konuya kilitlenmiş gibidir. Gözümüz başka bir şey görmüyor, kulaklarımız başka bir ses duymuyor!.. Sanırım bunda ziyadesi ile acaip bir şey var.. Konuyu abartıyoruz!. Ve biraz da hata ediyoruz!.. *** Şöyle biraz gerilere gidelim... İkinci Dünya Savaşı daha sona ermeden Alman işgalinden kaçıp Londra’nın karanlık ucuz ve izbe otellerinde “ Sürgünde Hükümet “ etmeye çalışan, kimi politikacı, devlet adamlarının kafalarında yeniden fizilenen “ Avrupa Birliği “ fikri, önceleri “ Benelux “ modelinde bir Avrupa Gümrük Birliği , sonra da 1957 Roma Andlaşması ile kurulan Avrupa Ekonomik Topluluğu ( AET ) ile yuvarlana yuvarlana bugünkü AB tanımına kadar şeklen de olsa geldi. Bu satırları yazan, AB ‘ye ilk vurulan, sevdalananlardan biridir. Atatürk’ün işaret ettiği “ Muasır Medeniyet “ idealine en kestirme yol güzergahında mesleğim icabı 1947’lerden bugünlere kadar hep bu konu üzerindeyim. O kadar ki emeklilik yıllarımda bile İstanbul ve Marmara Üniversitelerinde ‘AB üzerine öğretim görevlisi’ olarak çalıştım. Şimdi itiraf etmeliyim ki benim daha ilk günlerinde sevdiğim sevdalandığım Avrupa Birliği bugün bize eziyet edercesine ters çıkan şımarık, hırçın AB değildi!.. Ankara Anlaşması 1963 ‘te imzalandığı zaman sayıları sadece 6 idi. 6 Avrupa ülkesinin Başbakanları gelmişler İsmet Paşa ile bu Anlaşmayı imzalamışlardı. Ankara Anlaşması, Türkiye’nin bir Avrupa Devleti olduğunun tescili niteliğindedir. Bu Anlaşmanın yürürlüğe girmesi, Parlamentoların tasdiki ile tamamlanacaktı. Bu tasdiknameleri 6 üye devletin temsilcileri ile Brüksel’de teati etmek şerefi bu fakire nasip olmuştu. Bunu öğünmek için değil, şunun için yazıyorum: Ankara Anlaşması Türkiye Cumhuriyetinin bir Avrupa Devleti olduğunu teyid ve tescil eden bir belgedir . Zira Roma Andlaşmasının 238 ‘inci maddesine dayanılarak imzalanmıştır. Şimdilerde Yunan dostluğu gayreti ile, Türkiye’nin bir Avrupa Devleti olmadığını ilan edebilen sahte Aristokrat Giscard D’Estaing , AB’nin “kalbi” sayılan bu Andlaşmanın bu maddesini, açsın okusun bunda aynen şöyle der: “ Her Avrupa ülkesi, Avrupa Topluluklarına girmek talebinde bulunabilir. Bunun için Konseye yazılı bir müracaatta bulunur. Konsey Komisyon tarafından verilecek mütalaa üzerine oy birliği ile karar verir!. “ Eğer biz Avrupa ülkesi olmasa idik ne böyle bir talepte bulunabilirdik, ne de 6 ülkenin Hükümet başkanları Ankara’ya kadar gelip Avrupalılığımızı tescil eden bir anlaşmaya imza koyabilirlerdi. Bir noktayı daha belirtmek isterim; Avrupalılar Anlaşmayı imzalarken bizden bile daha sevinçli idiler. Türkiye ve Yunanistan’ın katılmasını kendilerine yapılmış bir iltifat ve teveccüh saymışlardı. O günlerde İngiltere AB ‘ye girebilmek için ter döküyor, kapılarda sürünüyor ama General De Gaulle’ün “Boş koltuk” vetosunu aşamıyordu. *** Türkiye, Cumhuriyet döneminde Atatürk’ten başlayarak büyük devlet adamları yetiştirmiştir. Devlet adamı demek vizyonu olan, perspektifi olan, gereğinde zor kararları alabilen adam demektir. Bir İnönü’yü hatırlayınız. Johnson Mektubu geldiğinde avucunun içi ile masaya vurarak: “Gerekirse yeni bir dünya kurulur, Türkiye orada yerini bulur!..” diyebilmiştir. Ne dünya değişti. Ne de Türkiye kendine yeni bir yer aradı idi. Bugünlere böyle geldik!. *** 17 Aralık 2004 tarihine bir çengel gibi asılı kalmayalım. Kendinden emin, vakur ve cesur bekleyelim!. Bizim amacımız, Atatürk’ün gösterdiği yoldan gitmek, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkabilmek idi. Eksik olanı veya eskiyeni Kopenhag kriterleri modelinde tamamladık ve yeniledik. Sıra şimdi Ankara kriterleri ile uyumunu bir hal ile sağlayabilmektedir. Hükümetimizin bunu da kolaylıkla başaracağına inanıyorum.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 106239
    % -0.69
  • 3.8713
    % 0.09
  • 4.5671
    % 0.28
  • 5.0906
    % -0.54
  • 160.342
    % -0.61
 
 
 
 
 
KAPAT