BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “İki hanımı da öldü adamın!”

“İki hanımı da öldü adamın!”

İkindiden sonra Davut’un üzerine bir rehavet çökmüştü. Dükkanın kapısının önüne koyduğu taburede uyuklamaya başlamıştı. Bütün gün keyifli bir şekilde dönüp durmuştu dükkanın içinde. Hasan ise bu duruma için için alınıyordu...



Davut cebinden sigara tabakasını çıkartıp bir tane aldı içinden. Düşünceli bir tavırla yaktı. Az sonra çayları da gelmişti. Davut kendisini merakla izleyen muhtara aldırmadan çayını karıştırdı. Bir yudum aldı. - İyilik sağlık Salih. Ne olsun bildiğin gibi her şey... - Aman iyi olsun. Davut arkasına yaslandı: - Salih bir şey soracağım sana. Geçende kahvede otururken bir şey anlatmıştın. Hani Demirpınar köyünde bir adam vardı. Evlenmek isteyen. Yüklüce başlık parası verecek falan demiştin. Salih başını salladı: - Bildim Davut Ağa. Bizim Ali Rıza. İki karısı da öldü. Altı çocuğu var. Çocukların en küçüğü on yedi yaşında. Evlenmek istiyor. Oldukça da varlıklıdır. Hayırdır? Neden sordun? Davut sigarasından derin bir nefes daha çekti: - Şu adama bir haber etsen. Benim kızı vereyim. Salih gözlerini açtı faltaşı gibi: - Aman Davut Ağa, Aliye’yi mi vereceksin yoksa? - Hı hı... Aliye’yi... Salih şaşkınlıkla bakıyordu Davut’un yüzüne: - Davut Ağa, Ali Rıza altmış bir yaşında. - Erkeğin yaşı olmaz Salih. Erkek erkektir. Bizim kızın da yaşı geldi artık. Bir konuşalım şununla. Salih dudaklarını büzdü: - Davut ağa, iyi düşündün mü? Kız daha on üçünde... Az beklesen çok kısmet çıkar denginde... - Orasını karıştırma sen Salih, bana şu Ali Rıza denen adamı nasıl bulacağımı söyle. Bir hayıra imza at. Salih düşünceli bir şekilde baktı Davut’un yüzüne: - Ben haber salarım Ali Rıza’ya. Bayıla bayıla alır senin kızı. İyi adamdır Ali Rıza. Malı mülkü de çok. Davut çayının son yudumunu da içip ayağa kalktı: - Hemen bugün bir haber salsan sevinirim Salih. Ama bu aramızda kalsın. Kimseye bahsetme. Merak etme bu iyiliğin karşılıksız kalmaz. Seni de memnun ederim. Salih bu son duyduklarına sevinmişti. O da ayağa kalktı: - Hiç endişen olmasın Davut Ağa. Hemen şimdi haber salarım ben. Gelir konuşursunuz... Davut memnun bir şekilde ayrıldı muhtarın yanından. Bir taşla iki kuş vurduğunu düşünüyordu. Hem biricik oğlu Hasan’ı baş-göz edebilecekti hem de kızın başını bağlayacaktı. Keyifli bir şekilde dükkana döndü. Hasan’ın suratı asıktı. Gülümseyerek baktı oğluna. Tezgahın arkasına geçip oturdu hiçbir şey demeden. *** İkindiden sonra Davut’un üzerine bir rehavet çökmüştü. Dükkanın kapısının önüne koyduğu taburede uyuklamaya başlamıştı. Bütün gün keyifli bir şekilde dönüp durmuştu dükkanın içinde. Hasan ise bu duruma için için alınıyordu. Kendisi bir sevda ateşiyle yanarken, sevdiği kıza kavuşmak konusunda tedirginlikler yaşarken babasının böylesine umursamaz bir şekilde, keyifle ortalıkta dolaşmasına içerliyordu. Babasının bu lakaytlığı hem kendisini şaşırtmış, hem de üzmüştü. Davut ise hiç prim vermeden, hiç konuşmadan, Hasan’a karşı son derece aldırmaz bir halde işiyle uğraşmıştı. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT