BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yazar mektupları

Yazar mektupları

Türk ve dünya edebiyatının seçkin kalemlerini mektupları Sema Rifat’ın kaleminden, “Mektup Seçkisi / Yazar Mektupları” ismiyle kitaplaştı. Edebiyat dünyasına ve yayıncılığa içeriden bir bakış sunan mektuplar, kitaplarından yansıyanlarla tanıdığımız yazarların özel hayatlarına ışık tutuyor.



“Sen bu mektubu okurken”le başlayıp “muhabbetle kucaklarım”la biten bir mektubu en son ne zaman okudunuz? Soruyu daha net sormak gerekirse, en son ne zaman mektup okudunuz? Teknolojinin “hız kesmeyen” gelişimi sayesinde, “modem” iletişimin son moda nimetleri olan elektronik postalar ve kısa mesajlarla kurduğumuz ilişkiler ağı içinde boğulup giderken, özenle yazılan mektupları, üstlerine parfüm sıkılıp sevgiliye yollanan zarfları, titizlikle seçilen pulları kaçımız hatırlıyor acaba? İşte Dünya Kitapları arasından çıkan ve Sema Rifat’ın hazırladığı “Mektup Seçkisi / Yazar Mektupları” isimli eser bu türden nostaljik mektupları barındırıyor. Eser, Ömer Seyfettin’den Ahmet Hamdi Tanpınar’a,Victor Hugo’dan Ernest Hemingway’e Türk ve dünya edebiyatının tanınmış yazarlarını bir araya getirirken unutulmuş bir alışkanlığı da tazeliyor. Yazarların yayıncılarına, sevgililerine ve dostlarına yazdıkları mektuplar, “geri dönüşüm kutusu”na atılma tehlikesi olmayan duyguları -acıları, şikayetleri, sevinçleri ve özlemleri- seriyor okurun önüne. Kitaplarından bize yansıyanlarla tanıdığımız yazarların gerçek hayatlarında ışık tutan bu kitap, edebiyat dünyasının çalkantılı tarihine de tanıklık ediyor. Ülkelere göre düzenlenmiş bölümlerde sunulan mektuplar edebiyata “içeriden” bakıyor. Mektup yazma alışkanlığını yeniden kazanmak isteyen edebiyat tutkunları için bulunmaz bir eser. Kitapta Ahmet Haşim, Yahya Kemal Beyatlı, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halikarnas Balıkçısı, Mehmet Kaplan, Memet Fuat, Behçet Necatigil, Ömer Seyfettin, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi Türk yazarların yanı sıra Victor Hugo, Honor de Balzac, Mark Twain, Ernest Hemingway, Anton Çehov, Maksim Gorgi gibi tanınmış yazarların mettuplarına yer veriliyor. Uzun bir çalışma Kitabında XIX. ve XX. yüzyıl yazarlarına yer verdiğini söyleyen Sema Rifat, “Özellikle hangi tür mektuplara yer vereceğimizi belirlemek durumundaydık. Mektuplarına yer vermeyi düşündüğümüz yazarların, yayın dünyasında elbette birtakım sorunlarla karşılaşmış olmalıydılar ve bu sorunları büyük bir ihtimalle mektuplarına da yansıtmış olabilirlerdi; işleriyle ilgili sıkıntılarını, yayıncılarıyla aralarındaki anlaşmazlıktan dile getirmişler miydi? Bu sürtüşmeler sonucu incinmelerini, üzülmelerini, kızmalarını gösteren mektupları var mıydı? Çalışmalarının yayınevlerince kabul edilip edilmemesi konusundaki kaygılarını mektupların satır araları sıkıştırmışlar mıydı? İşte bu gibi sorular bizi elinizdeki kitapta yer alan mektupları seçmeye yöneltti. Amacımız, seçtiğimiz yazarların yazın hayatlarının bir ya da birçok kesitinde önlerine çıkan sorunlar karşısındaki duyarlıklarının çeşitli koşullarda nasıl dışa vurulduğunu sergilemekti. Bu arada gördük ki, yazın adamları ekonomik sıkıntılarına da yer vermekten kaçınmamışlar mektuplarında.” diyor. > (Dünya Kitapları, 0212 440 24 24) Hüseyin Rahmi Gürpınar Romana Hüseyin Rahmi Gürpınar yayımcısı Hilmi Bey’e yazdığı bu tarihi mektupta, alacağının ertelenmesinden duyduğu hoşnutsuzluğu belirtiyor. Azizim Hilmi Bey, Ne kendim üzülmek, ne de sizi sinirlendirmek isterim. Fakat ne çare ki insanı gayri ihtiyari asabileştirecek bir hakikat karşısındayım. Başınızı ağrıtacağım. Affedersiniz size bazı izahat vermek mecburiyetindeyim. Ben ayda 200 lira ile zor geçiniyorum. Salla patı sarfiyatta bulunmam. Her sene bir bütçe tanzim ederim. On iki aylık parayı şöyle cüzdanıma korum. Yıl nihayetine kadar sarfederim. Yani 2100 lirayı hazırlarım. Bu sene 1800 lira tedarik ettim. Ayda ellişer liradan 600 lira da sizden gelecek, bütçem nisabını bulacak. Bir sene geçineceğim. Nasıl oluyor da siz sene nihayetine kadar vermeyi taahhüt etmiş bulunduğunuz bir parayı keyfi bir hareketle nisandan eylüle kadar kat edebiliyorsunuz! Bu suretle benim intizam-ı idaremi ihlale ne hakkınız var. Bu muamele (Avrupalılaşmak) şaheserinin muharririne yaraşmaz. 200 lira ne sizi yıkar, ne beni yıkar, fakat bu pek yolsuz bir harekettir. Yahya Kemal Beyatlı Yahya Kemal Beyatlı, romana Abdülhak Şinasi Hisar’a yazdığı bu mektupta, Paris’teki izlenimlerinden söz ediyor, ayrıca kendi ülkesindeki siyasal durumdan duyduğu üzüntüyü belirtiyor . Muazzez Efendim, Görüştüğümüzün ertesi günü yola çıkmıştım. Bir aya yakın oluyor ki Paris’teyim. Ben mi çok değiştim, Paris mi çok değişmiş? Pek iyi fark edemiyorum; lâkin galiba ikimiz de çok başkalaşmışız. Paris’te eski tadı hiç bulamadım, ikametimin ilk haftasından itibaren İstanbul’u özlemeye başladım. Yeni çıkan kitaplardan Andre Gide’in, Incidence’lar diye bir kitabını gördüm, içinde Türklüğü en zehirli husmetle hırpalamak isteyen bir seyahat defteri münderiç. Şimdiye kadar aleyhimizde yazılmış yazıların en yılanca yazılışı şüphesiz bu notlardır okurken sinirlerim bozuldu. Bizim İstanbul gazetelerini gördüm; siyasi hırıltılarımız uzaktan çok elim bir tesir hâsıl ediyor. Vatana bir daha acıdım. Daha on beş gün kadar buradayım; mektubuma cevapnâme lütfederseniz alabilirim. Ellerinizi muhabbet ve tahassürle [özlemle] sıkarım muazzez Şinasi Bey. Paris, 3 Haziran 1924 Nurullah Ataç Nurullah Ataç, Salâh Birsel’e, çevirisini yaptığı hitaptan kendisine ödenecek miktarın neden forma hesabına göre belirlendiğini soruyor; bir de onun bazı sözcükleri ile ilgili tutumunu belli ediyor. İki gözüm Salâh Bey, Mektubunuzu bugün aldım. Beni düşünmüş olduğunuza çok teşekkür ederim. Kteopatra’nın Burnu için, formasına 32 lira az para değil, 35 olsa elbette daha iyi olur. Neden forma hesabı? İlk basış için toptan bir ücret veremiyor mu? 200 lira desek... Benim de şimdi pek işime yarar. Bir konuşuversin. Yenilik’te sizin Günlük’ü okuyorum. Attila İlhan için söylediklerinizi ben de doğru buluyorum. O delikanlı iri lâkırdıyı fikir, böbürlenerek konuşmayı da şiir sanıyor. İlk şiirleri, C.H.P.’nin şiir yarışmasına gönderdiği şiir, fena değildi, sonradan bozuldu. Günlük’ün ikinci parçasını, şu “Güdümlü, buyruklu sanat...” diye başlayanı Türk Dili’ne “Dergilerde”ye aldım. Kendimce birkaç düşünce kattım. Sonunda sizden “peşinde” sözünü kullanmamanızı da diledim. Bir de şunu söyliyeyim, onu dergiye yazmadım: Ben “günce” demeyi “günlük” demekten daha iyi buluyorum. Ama belki giderek sizinki tutar. Günlük’ten birkaç parça da Türk Dili’ne göndersenize. Biliyorsunuz, yazı kurulundakiler sizin yazılarınızı seviyorlar. Ankara, 13 Kasım 1953
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT