BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şiir rüya gibidir

Şiir rüya gibidir

Doç.Dr. Ömür Ceylan, “Edebî zevkini okul sıralarında zorla yaptığı ödevlere borçlu olan nesillerden şiiri hayat kadar ciddiye almalarını ya da hayatı şiir kadar zevkle yaşamalarını beklemek haksızlık olur. Oysa şiir rüya gibidir” diyor.



Bir zamanlar sadece “sarayın malıdır” denilerek tozlu raflarda tutulan, halkın içine girmesine kesinlikle izin verilmeyen, edebiyat kitaplarında ise sadece yasak savma kabilinden birkaç basit örnekle geçiştirilen Divan edebiyatı, artık ‘popüler’ edebiyata dahil edilmeye başlandı. Özellikle Prof.Dr. İskender Pala’nın üstün gayretleri ile yeni bir “Divan” damarı yakalayan Türk şiiri, kendi özüne dönerken, eskide bırakılmış muhteşem güzellikleri de yeniden edebiyat dünyasının gündemine taşıdı. Prof. Pala’nın açtığı izden yürüyerek, Divan şiirini bir kitle şiiri haline getirmeye çalışan Doç.Dr. Ömür Ceylan da, ustasının metoduyla gençlere klasik edebiyatımızı anlatıyor, tanıtıyor. Özel Kültür Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışan ve Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde çarşamba günleri düzenlenen “Klasik Türk Şiiri” saatini hazırlayıp sunan Doç.Ceylan’la, bu merkezde bir söyleşi gerçekleştirdik; sunuyoruz... Her şey değişiyor * Son yıllarda klasik Türk şiiri, yeniden popüler hayatın- edebiyatın ilgi alanına girmeye başladı. Divan şiirinden beslenen şairlerin sayısı da arttı. Bunu neye bağlıyorsunuz? CEYLAN: Çok zaman farkında olmasak da son yirmi yıl ülkemiz için önemli değişikliklerin yaşandığı bir zaman dilimi oldu. En sevindirici değişim ve dönüşümse Türk aydınlarının zihinlerinde gerçekleşti. Düşünen beyinlerimiz bir yandan birbirlerini keşfederken bir yandan da tarihi bir iman alanı olmaktan çıkarıp bir bilgi ve esin kaynağı olarak görmeye başladılar. Klâsik Türk şiirine gösterilen ilgi de yaşanan bu büyük değişimin bir parçası bence. Tabii bu noktada iki hakkı teslim etmek gerekir. İlki, insanı zamanla değişmeyecek yegâne yerinden yani yüreğinden yakalayabilen klâsik Türk şiirinin hakkı; ikincisi de tabii klâsik Türk şiirini yüreğiyle duyup canla başla anlatmaya çalışan hocalarımızın ve özelde de Prof. Dr. İskender Pala’nın hakkıdır. * Siz, üniversitede klasik şiirimizi anlatırken, birden kendinizi Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’ndeki Klasik Türk Şiiri Saati’nde buldunuz. İskender Pala’dan devraldığınız bu görevi nasıl değerlendiriyorsunuz? CEYLAN: Ben üniversite yıllarından beri İskender Pala hocamı takip etmeye çalışan onlarca genç akademisyenden biri ve hocayla aynı bölümde çalışma mutluluğuna erişmemle de belki onların en şanslısıyım. Fakat akranım olan hemen her meslektaşımın da tahmin edeceği gibi hocanın ardından sınıfta ya da salonlarda konuşmak gerçekten zor. İtiraf etmeliyim ki eğer bu teklif bizzat İskender hocam tarafından yapılmasa idi kabul etmeye cesaret edemezdim. Bu yoldaki doğrularım İskender hocamın savâbı ve yanlışlarım benim hatâm olarak kabul edilmelidir. Adımın adı ile anılmasından onur duyduğum hocamın gayretini paylaşabiliyorsam ne mutlu bana. ¥ Eski yazılı ve sözlü metinlere baktığımızda edebiyat ve hayat birbirinin içinde gibi duruyor. Yani birbirinin tamamlayıcısı. Günümüz insanının, kadîm bir edebiyat geçmişi olmasına rağmen böylesine dışarıda durmayı tercih etmesini neye bağlıyorsunuz? CEYLAN: Edebiyat, eğitici tarafıyla bir zorunluluk ve eğlendirici tarafıyla bir tercihtir. Onun bu iki yönü eski zamanlarda bugünden daha iyi kavranmıştı sanırım. Hatta daha da ileri giderek diyebiliriz ki -günümüzün yazar ve okura getirdiği ekonomik sıkıntıları hesaba katsak bile- şiir, hiçbir zaman bugün olduğu kadar beyhûde bir meşgale addedilmemişti. Sevincini de yasını da şiir aracılığıyla dile getiren milletimiz, çocuklarına alfabeyi şiirle öğretir hatta aynı çocukların yabancı dil öğrenebilmesi için manzum sözlükler düzenlermiş bir zamanlar. Halbuki bizler eski/yeni edebiyatımızı on yıllardır çocuklarımıza sıkıcı bir laboratuar bilimi gibi anlatmaya çalışıyoruz. Orta öğretimden mezun olan bir gencimiz bir daha sözlük görmek istemiyor ne yazık ki. Edebî zevkini okul sıralarında zorla yaptığı ödevlere borçlu olan nesillerimizden şiiri hayat kadar ciddiye almalarını ya da hayatı şiir kadar zevkle yaşamalarını beklemek haksızlık olur. Çözüm, Türkçe’nin veya edebiyatın baraj dersi yapılmasında değil gençlerimizin gönüllerinde kurulan edebiyat ve şiir barajlarını yıkmakta yatıyor galiba. Güzellik ikliminin sultanlarıÖmür Ceylan, dersini verdiği Klasik Türk şiirinin ana duraklarında kimlerin durduğu sorumuza şu cevabı veriyor: “Klâsik Türk şiiri, canlılığını koruduğu her yüzyılda büyük temsilciler yetiştirmiş çok zengin bir gelenektir. Binlerce şâirden oluşan altı asırlık bir edebiyattan söz ediyoruz ve takdir edersiniz ki böyle bir edebiyatın ana durakları oldukça kalabalıktır. Bununla birlikte savaş meydanlarının yorgunluğunu güzellik ikliminde atan Kadı Burhânettin; zekâlarını halk duyarlılığı ile birleştiren Necâtî Bey, Zâtî, Bosnalı Sâbit ve Enderunlu Vâsıf; bilgeliğin düsturlarını mısralar arasına gizleyen Nâbî ve Koca Râgıp Paşa; tasavvufun has bahçelerinden güller devşiren Seyyid Nesîmî, Fuzûlî, Şeyh Gâlib ve Osman Şems; eski İstanbul’un eskimeyen şâirleri Bâkî ve Nedîm; Osmanlı’ya mahsus tüm dikkatleri nazma çeken Nev’î, Hayâlî Bey, Taşlıcalı Yahyâ, Şeyhülislam Yahyâ ve geleneğin son çığlıkları Leskofçalı Gâlib, Yenişehirli Avnî ve Hersekli Arif Hikmet Bey ilk akla gelen isimler...” Üç kitabı yayımlandı Doç.Dr. Ömür Ceylan, 7 Ekim 1970’te İstanbul’da doğdu. Almanya’da başlayan öğretimine Türkiye’de devam etti. 1992 yılında lisans, 1999 yılında doktora eğitimini tamamladı. Halen İstanbul Kültür Üniversitesi öğretim üyesi olan Ömür Ceylan, Tasavvufî Şiir Şerhleri (2000), Hânedanda Bir Asî (2003), Klâsik Türk Şiirinde Kuşlar (2003) isimli kitaplara ve çok sayıda araştırma- inceleme yazısına sahiptir.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 104123
    % 0.12
  • 3.4906
    % -0.5
  • 4.1771
    % -0.29
  • 4.7234
    % -0.71
  • 145.551
    % 0.08
 
 
 
 
 
KAPAT