BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Ordu, bir umman fert, içinde zerre!”

“Ordu, bir umman fert, içinde zerre!”

Bugün, Çanakkale Savaşına yedek subay olarak katılan Nejad Süreyya Beyin bir arkadaşına cepheden yazdığı ibret dolu mektubu paylaşmak istedik sizinle... Askerliğin ve harbin ne demek olduğunu gazimizin kendi kaleminden okuyalım...



Yedek subay Nejad Süreyya Bey Çanakkale’dedir... Bir fırsatını bulur ve cepheden bu mektubu yazar arkadaşına: “İlk haftalarda öyle sandım ki, harbe girmeden evvel öleceğim. Çünkü, hatır ve hayalimde askerlik nedir, zabit olmak, harbe girmek nasıl bir şeydir? Nasıl silah atılır? Bunlara dair hatır ve hayalimde bir şey yok iken, sarışın, kibar, nazlı İstanbul çocuğu, günün birinde asker oluvermişim... Tozpembe bir hayattan... Tozpembe bir hayatın içinden çıkarılıp, birdenbire askerliğin sert yüzünü görünce, başına topuz yemiş bir adam gibi feci bir sersemlik içinde kaldım. Uzun müddet askerliğimden evvelki benliğimin acı matemini tuttum. Sanki o başkasıydı, bana çok yakın birsiydi ve öldü. Hakikaten de öyle oldu. İstanbul sosyetesinin buluşma mekanı Circle D’Orient’da Fransız arkadaşıyla sabahlara kadar nükteli sohbetlere dalan o genç öldü. Fakat ne iyi etti de öldü, ne iyi oldu da “o” artık “ben” değil. Umumiyetle askerlik aleyhinde bulunan kimseler iddia ederler ki, bir fert, askerlik hayatına girdiği andan itibaren insani şahsiyetini kaybediyor ve adeta bir makine halini alıyor. Hayır, bu doğru değil. İnsan şahsiyetini değil, ferdiyetini kaybediyor. Ordu bir umman, fert onun içinde bir zerre gibi kayboluyor ve bu kayboluşta anlatılamaz bir ulviyet, bir tecerrüd, bir feda-yı nefs, eğer tabir caiz ise fena fil-ceyş var... Harbe nasıl girdim? Nasıl döğüştüm? Muvasalatımızın ilk haftasıydı. Yüzbaşımızdan bir gece baskını için emir almıştık. İşte efendim, ben ne olduysam, o gece baskınında oldum. Gece karanlıktı. Bundan bil-istifade siperlerden çıktık. Ta uzakta bir harp gemisinin projektörleri semaya doğru uzanıyordu. Birden bir avaze yükseldi; “Allah Allah Allah!..” Ve bizimkiler düşman siperlerine daldılar. Yeni bir âlemin doğuşu! İşte o anda onunla yüzyüze, göğüs göğüse karşılaştık. Kiminle mi? Bir Fransız çavuşu elbisesi içindeki arkadaşımla. Hani o zarafetine hayran kaldığım, Circle D’Orient’de sabahlara kadar sohbet ettiğim arkadaşım... O da beni tanıdı! Fakat o da ne! Onun elinde benim göğsüme uzanan bir süngü, benim elimde onun başına çevrilmiş bir tabanca. Bir an içinde onun süngüsü göğsüme dayandı. İşte o zaman tabancam onun başına boşaldı! Genç Fransız çavuşu sırt üstü yuvarlandı. İşte efendim bu yuvarlanış bende yeni bir âlemin doğuşu oldu. Artık bende vatan sevgisi her şeyin üstüne çıktı. Milletim, bana herkesten daha sevimli gelmeye başladı. Öyle düşünüyorum ki, asker olup harbe gitmeseydim, asıl benliğimi ömrümün sonuna kadar tanıyamayacaktım...”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT