BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ustaoğlu’ndan altına mı, asla mı?

Ustaoğlu’ndan altına mı, asla mı?

Ata sporu güreşte yeni başkan Recai Ustaoğlu, mazbatasını alarak göreve başladı. Yeni başkan, güreşte altın dönemin başladığını, asıl hedefin Pekin Olimpiyatları olduğunu, ancak alt yapının oluşturularak altınların bu yıldan itibaren gelmeye başlayacağını, bunun için de eğitime ağırlık vereceklerini söyledi.



Ata sporu güreşte yeni başkan Recai Ustaoğlu, mazbatasını alarak göreve başladı. Yeni başkan, güreşte altın dönemin başladığını, asıl hedefin Pekin Olimpiyatları olduğunu, ancak alt yapının oluşturularak altınların bu yıldan itibaren gelmeye başlayacağını, bunun için de eğitime ağırlık vereceklerini söyledi. Recai Ustaoğlu’na başkanlık hayırlı olsun, “Altın dönem başlayacak” diyen başkanı Yüce Mevlam utandırmasın, diyoruz. Onun utanmaması, yüzünün ak olması, Türk milletinin yüzünün gülmesi demektir. Eee, bir kimse hem Recai (ümit içinde) hem de Ustaoğlu olursa, görev zamanının da altın dönem olmasını beklemek hakkımız. Güreşte altın dönemden ne anlaşılıyor, önce bunun cevabını vermek lâzım? Altın madalyalar gelsin de nasıl gelirse gelsin, altın madalya getirsinler de nasıl getirirlerse getirsinler mi diyeceğiz, yani hedef; yalnızca altına kavuşmak mı olacak? Yoksa ilk önce alp yürekli, eren gönüllü, altın insan alperenler yetiştirip, altın madalyaları bunlardan mı bekleyeceğiz? Hedefi yalnızca altın olanlar, altına kavuşunca hedefsiz kalırlar; hedefleri ilk önce altın adam, sonra altın madalya kazanmak olanlar ise, altına kavuşunca, bunu sonsuz hedeflerin ilk basamağı bilirler. Hedefi geçici olanlar hedefsiz kalırlar, hedefleri ebedi güzellikler olanlar ise devamlı yeni hedeflere doğru koşarlar. 1970’ten sonra nice başkanlar geldi, geçti. Kimisi olimpiyat şampiyonu, kimisi spor akademisyeni, kimisi tüccar, kimisi müteahhitti, ama hepsi de güreşin sevdalısıydı. Bu dönemde başkanlar değişti, ama netice değişmedi, 1940-65 arasındaki altın dönem yakalanamadı. Değişen neydi? Rakiplerimiz mi çok çalıştı, biz mi çok geriye kaldık? Seçimler öncesi, iddialı başkan adayı, eskimez şampiyon Mahmut Demir ve mütevazı iş adamı, güreş sevdalısı şimdiki başkan Recai Ustaoğlu’nu dinlemiştik. Söyledikleri üç aşağı, beş yukarı aynıydı: Eğitim, güreş okulları, tesisleşme, Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği, sponsorluğun özendirilmesi vs... Başkan Recai Ustaoğlu’na seçimler öncesi toplantıda sormuştum: Dört yıl önce şimdiki başkan Osman Şansal’ı dinlemiştik. O da sizin söylediklerinize benzer şeyler söyledi. Güreş için işini terk etti, gecesini gündüzüne kattı, sıhhatini verdi, ama değişen bir şey olmadı. Onun yapmayıp da sizin yapacağınız neler var? Osman Şansal zamanında, Hamza Yerlikaya, Şeref Eroğlu, Nazmi Avluca, Harun Doğan, Ercan Yıldız, Zekeriya Güçlü, Mehmet Özal, Ahmet Gülhan, Arif Kama, Bayram Özdemir gibi şampiyonlar vardı. Bu şampiyonlardan Hamza Yerlikaya ve Şeref Eroğlu hariç diğerleri tıpkı saman alevi gibi bir defa parladılar, sonra sönüp gittiler. Hamza ve Şeref de Atina Olimpiyatları’nda altına ulaşamadılar. Bir defa şampiyon olan kimse, başka zaman da şampiyonluğa aday demektir. Eski şampiyonlar, katıldıkları şampiyonalarda büyük bir aksilik olmadığı sürece şampiyon oldukları halde günümüz şampiyonları niçin saman alevi gibi? Bu suale cevap buldunuz mu? Bu sualler hakkında, başkan Ustaoğlu’ndan o zaman tatmin edici cevaplar alamamıştım? İnşallah, şimdi cevabı vardır. Ve gönlü yaralayan, beyni tırmalayan yukarıdaki suallere cevap aradım. Evet, 1936’da Berlin’de Yaşar Erkan ile başlayan ve 1968’te Meksiko’da Ahmet Ayık ile son bulan altın devirde ne vardı, bugün ne yok? Efendim, güreş yalnızca ata sporu değil, Peygamber Efendimiz’in de (sallallahü aleyhi ve sellem) yaptığı bir spordur. Kişinin, nefsi, şeytan ve çevresiyle, sahip bulunduğumuz maddi - manevi güzellikleri savunmak için, milletimizin de diğer milletlerle, devletimizin de diğer devletlerle yaptığı savaşı simgeler, temsil eder. Güreşte galip gelmek, kişinin üç düşmanına galip gelmesini, bir milletin de ayakta kalabilmek için düşmanlarına üstünlüğünü ifade eder. Galibiyet, en güzel mükâfattır. Galip gelen güreşçi “Ben neymişim” diye havalara girmez, tam tersi, “Yüce Mevlam’ın üzerimdeki nimetleri fazlalaştı, buna nasıl şükrederim” diye boynunu büker, mesuliyetinin çok daha fazlalaştığını bilir. Mağlubiyet, maddi - manevi güçlü olabilmek, dünya devletleri arasında ezilmemek için, millet ve fert olarak çok çalışmamız gerektiğine işaret ederdi. Bana sorarsanız, dün olup da bugün olmayan, güreşin neyi temsil ettiği şuuru, galibiyette asıl mükâfatın ne olduğudur. Dün, galip gelmek, güreşin milletimiz için ifade ettiği mânâyı yaşatabilmek, en büyük mükâfat sayılır, göz, para ve pulu görmezdi. Acaba diyorum, bugün, devlet ve millet olarak yalnızca altın madalyaya mı kilitlendik ve böylece güreşin temsil ettiği asıl mânâyı mı unuttuk? Araç; maksat ve hedef mi oldu, ne dersiniz? Maksat, mânâ, asıl hatırlanmadığı, araç, hedef olduğu sürece başkanların değişmesi neticeyi değiştirir mi?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT