BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nefis terbiyesi

Nefis terbiyesi

İnsan hayatı feyizli bir nefis mücadelesi ve mücahedesinin hareketli ve bereketli aksiyonlarıyla anlam kazanacaktır.



İnsan hayatı feyizli bir nefis mücadelesi ve mücahedesinin hareketli ve bereketli aksiyonlarıyla anlam kazanacaktır. O, hayatı boyunca nefsiyle ve o nankör nefse kılavuzluk yapan bütün şeytânî güçlerle büyük bir sabır ve metanetle savaşı kendine görev bilecektir. Bu savaşta süreklilik ve sebat esastır. Canlı ve cansız bütün varlıklar içinde kendisine bahşedilen akıl ve zekâ gibi müstesnâ yetenekleri dolayısıyla farklı bir yer ve konuma sahip olan insan, bu durumunu değerlendirirken genellikle şahsına gerekenden fazla değer biçer. Atalarımızın “her yiğidin gönlünde bir arslan yatar” sözü bu açıdan çok anlamlıdır. Her insan kendi dünyası içinde mutlak söz sahibi olma iddiasındadır. Onun gönlündeki arzular, kafasındaki düşünce ve tasarılar ulaşılması engellenemez hedeflerdir. Şartlar elverir, işler yolunda giderse insandaki bu etrafına hükmetme tutkusu daha da güçlenir. Kimi zaman toplumda gördüğümüz zavallı, çaresiz, âciz ve zebun insanlar, talihin cilvesiyle şartlara mahkûm olmuş, yediği sillelerle dünyanın kendisinden ibaret olmadığı gerçeğine katlanmak zorunda kalmış kimselerdir. Yoksa, aslında onlar da şansı yaver gidenlerden farklı bir yapıda değillerdir. Onların da gönüllerinde, kafalarında vazgeçilmez gördüğü, hattâ putlaştırdığı nice planları vardır. Yeter ki elverişli ve müsait ortamı bulmuş olsunlar. O perişan ve yılgın hâlin birdenbire nasıl bir gurur ve ceberuta dönüştüğüne şaşar kalırsınız. “İnsan çok ihtiraslı, menfaatine düşkün yaratılmıştır. Başına bir sakıntı geldi mi, basar yaygarayı. Nimete konduğunda ise kimseye zırnık koklatmaz.” (el-Meâric 19, 20, 21) meâlindeki âyetler, insan cinsinin gerçek tabiatını, onun bencil cibilliyetini çok vecîz bir üslûpla dile getirmektedir. Fakat insan seciyesiyle ilgili bu ve benzeri âyet-i kerîmelerde mutlak anlamda insan söz konusudur. Bu insan, henüz gerçek imanla tanışmış değildir. Yaradanından ve bu dünyada niçin bulunduğunun hikmetinden habersizdir. Zaman zaman benliğinden, bencilliğinden fedakârlık yapması, aczini kabul eder görünmesi içinde bulunduğu şartların tesiriyledir. Yoksa prensip olarak onun egosu her şeyin üstündedir. Dünyada kol gezen inkârcı akımlardan bütün metafizik ve manevî değerleri hiçe sayan nihilizmin; edep, iffet ve erdem tanımayan sınırsız haz kovalama felsefesi olan hedonizmin temelinde inanmayan insanın kendine ve hedeflerine bakış açısı vardır. Allah ve peygamber tanımayan bir insanın hayattaki tek hedefi nasıl ve ne yolla olursa olsun isteklerinin gerçekleşmesidir. “Arzu ve tutkularını tanrılaştıranı gördün mü?” (el-Câsiye 23) anlamındaki âyet-i kerîme bu gerçeği çok özlü bir ifadeye kavuşturmuştur. Böyle insanlar için hayatın mânâsı, her ne şekilde olursa olsun hayattan kâm almak, safâ sürmektir. Yeryüzündeki her ferdin aynı iddia ve amaç peşinde olduğunu düşünürseniz ortaya çıkacak kaos, karmaşa ve anarşinin boyutlarını varın siz tahmin edin! Ama bereket versin ki insan böylesine başına buyruk bırakılmamıştır. Kimisi olayların akışı içinde kendi iradesi dışındaki şartların telkiniyle başıboş olmadığını ister istemez kabullenmiş; kimileri de Allah’a kul olma mutluluğuna ererek nefse esaretten kurtulma bahtiyarlığına ermiştir. Yalnız şurasının altını önemle çizelim ki, Allah ve peygamberine inanan kimseler de prensipte başlarına buyruk olmadıklarını kabul etseler bile cibilliyetleri ve temel yapıları itibariyle nefsin kendini ön plana çıkarma dürtülerinden kurtulamazlar. İnsan benliği kötülüğe meylinden kesinlikle vazgeçmez. Cenâb-ı Hakk’ın seçkin kullarından Yusuf Peygamber (a.s.) bile “nefsimi temize çıkaramam, çünkü nefis durmadan kötülük telkin eder” gerçeğini ortaya koymuştur. Aslında insanın bu şerre yönelik potansiyelinde onun gelişme dinamiğinin ince hikmetleri saklıdır. Onun hayatı feyizli bir nefis mücadelesi ve mücahedesinin hareketli ve bereketli aksiyonlarıyla anlam kazanacaktır. O, hayatı boyunca nefsiyle ve o nankör nefse kılavuzluk yapan bütün şeytânî güçlerle büyük bir sabır ve metanetle savaşı kendine görev bilecektir. Bu savaşta süreklilik ve sebat esastır. Nefis en küçük bir gaflet ve ihmali affetmez. “Nefsi pisliklerden arındıran gerçek kurtuluşa erdi, onun hile ve desîselerine aldanan ise hüsrana uğradı.” (eş-Şems 9, 10) meâlindeki âyet-i kerîme aslında insanın bu imtihan âlemindeki gerçek mutluluğunun reçetesini sunmaktadır. Bütün bir insan ömrü, nefsi arındıracağımız çirkinlik ve pisliklerin her çeşit günah ve isyan olduğunu öğrenmeden söz konusu mücahedeyi başarıya ulaştırmak şöyle dursun ona başlamak bile mümkün değildir. Burada insanın gerçek rehberi peygamberler ve onların vârisleri olan âlim ve erenlerdir. Ne mutlu cehaletten kurtularak nefis terbiyesiyle zamanını ihyâ edenlere...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT