BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Sabır ve sebat edin!”

“Sabır ve sebat edin!”

Peygamber efendimizin huzurunda savaş taktikleri üzerine istişare yapılıyordu: Hazret-i Hayseme izin alarak; “Ya Resulallah! Kureyşli müşrikler, çeşitli Arap kabilelerinden asker topladılar.



Peygamber efendimizin huzurunda savaş taktikleri üzerine istişare yapılıyordu: Hazret-i Hayseme izin alarak; “Ya Resulallah! Kureyşli müşrikler, çeşitli Arap kabilelerinden asker topladılar. Develerine, atlarına binip topraklarımıza girdiler. Bizi evlerimizde ve kalelerimizde kuşatacak, sonra da dönüp gidecekler. Arkamızdan pek çok laflar edecekler. Bu hal onların cesaretlerinin artmasına sebep olacak, yeni baskınlar düzenleyeceklerdir. Şimdi onların karşısına çıkmazsak, diğer Arap kabileleri bize göz dikecekler. Allahü teâlânın bize, müşriklerin karşısında zafer ihsan edeceğini umarım. Şayet ikincisi olursa ki şehidliktir; Bedir beni ondan mahrum eyledi. Halbuki ben onu pek özlemiştim. Oğlum Bedir gazasına katılmayı istediğimi işittiğinde, benimle kur’a çekmişti. O benden daha talihli imiş, şehidlik şerefine ulaştı. Ya Resulallah! Şehidliği çok özledim. Dün gece rüyada oğlumu güzel bir surette gördüm. Cennet bahçeleri ve ırmakları arasında dolaşıyor ve bana; “Cennet eshabına katıl! Ben, Allahü teâlânın vaad ettiği gerçeğe kavuştum!” diyordu. Ya Resulallah! Vallahi, sabahleyin, oğluma Cennet arkadaşı olmayı ziyadesiyle arzu etmeğe başladım. Artık yaşım da ilerledi. Rabbime kavuşmaktan başka muradım kalmadı. Canım sana feda olsun ya Resulallah! Şehid olup, oğluma Cennet’te arkadaş olmakla şereflenebilmem için, Allahü teâlâya dua et!..” diyerek yalvardı. Onun bu isteğini, kırmadılar ve şehid olması için dua buyurdular. Çoğunluğun bu fikirde, yani şehir dışına çıkmayı arzu ettiklerini gören sevgili Peygamberimiz, düşmanı Medine dışında karşılamak üzere karar verdiler. Sonra; “Ey Eshabım! Sabır ve sebat ederseniz, bu sefer de cenab-ı Hak, size yardımını ihsan eder. Bize düşen, azim ve gayret göstermektir!” buyurdular. İkindi namazını kıldıran Kainatın sultanı, saadetli ve mübarek evine vardılar. Arkalarından hazret-i Ebu Bekr ve Ömer, izin alarak girdiler. Resul-i ekrem efendimizin sarığını sarmasına, zırhını giymesine yardım ettiler. Efendimiz, kılıcını kuşandı, kalkanını sırtına yerleştirdi. Bu sırada dışarda Eshab-ı kiram toplanmış, Peygamber efendimizi bekliyorlardı. Medine’de kalmak ve müdafaa savaşı yapmak isteyenler, diğerlerine; “Resulullah, Medine dışına çıkmak fikrinde değildi. Sizin sözünüzle bunu kabul etti. Halbuki Resulullah, emri Allahü teâlâdan alır. Siz, bu işi O’na bırakınız. O’nun emrettiği şeyi işleyiniz” dediler. Diğerleri de yaptıklarına pişman oldular ve; “Resul-i ekreme muhalefet etmiş olmayalım” diyerek, bu fikirlerinden vaz geçtiler. Sevgili Peygamberimiz, saadethanelerinden çıkınca, huzur-i şerifine varıp; “Canımız sana feda olsun ya Resulallah! Sen nasıl istiyorsan öyle yap. Medine’de kalmak istiyorsan, kalalım. Biz senin emrine muhalefet etmekten cenab-ı Hakk’a sığınırız” diye özür dilediler. Habib-i ekrem efendimiz de; “Bir peygamber, giymiş olduğu zırhını harbetmeden çıkarmaz. Ta ki, cenab-ı Allah onunla düşmanı arasında hükmedinceye kadar. Size nasihatım şudur ki, emrettiğim şeyleri yapar, Allahü teâlânın ismini anarak sabredip sebat gösterirseniz, Allahü teâlâ size yardım edecektir...” buyurdular. Yarın: Şehidlik için yarışılıyordu
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT