BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Barışa Hasret Topraklar

Barışa Hasret Topraklar

Shas partisinin önümüzdeki seçimlerden zaferle çıkması halinde İsrail’de bir din devletinin kurulacak olması, hem Yahudiler’i hem de Araplar’ı ürkütüyor.



Fanatik ultra Ortodoks Yahudiler Tevrata dayanmadığı için İsrail devletine inanmıyor.. Bu yüzden hahamların önderliğinde devlet aleyhtarı gösteriler düzenleyip polisle çatışıyor ve toplumda huzursuzluk kaynağı oluyorlar.. Hebrew Üniversitesi profesörlerinden Dr. Alon Lien, “Fanatik bir Yahudi ile arkadaşlık edeceğime, Filistinli bir aydınla beraber olurum daha iyi” diyor ve devam ediyor: “Fanatik Yahudiler, anayasa Tevrat’a dayanmıyor diye İsrail devletine inanmıyorlar. Bol bol çocuk yapıp, onlara Yoşevit okullarında dinî eğitim veriyorlar. Vergimiz bu okullara gidiyor. Yüzlerce dinî kitabı körü körüne ezberliyorlar. Modernizmden, çağdaş ilimlerden haberleri yok. Laik kesimi en fazla kızdıran konu Haredimler’in (fanatik Yahudiler) vergi vermeyip devletten para almaları ve askerlikten muaf tutulmaları... Shas partisinin önümüzdeki seçimlerden zaferle çıkması halinde İsrail’de bir din devletinin kurulacak olması, hem Yahudiler’i hem de Araplar’ı ürkütüyor.. Shas’ın manevî lideri Haham Ovadia Yosef ağzını açtığında, 250 bin kişiyi Tel Aviv meydanında toplayacak güce sahip.” Siyonizm düşmanı Yahudiler Değişik ülkelerden gelerek İsrail’e yerleşmiş olan Yahudiler, çeşitli cemaatler halinde, birbirlerinden kesin çizgilerle ayrılmış olarak yaşıyorlar. Bunlardan biri, Netorei Karta. Bu cemaatin üyeleri, Kaoi diye anılan “aşırı dinci”lerden oluşuyor. Cemaatin adı İbranice değil, Aramice ve “Şehrin Muhafızları” anlamına geliyor. Netorei Karta, 1920’lerden bu yana İsrail ve Kudüs’te kök salmış bir cemaat. Kartacılar’ın baş düşmanı, belki garipseyeceksiniz ama, Siyonizm ve laik/seküler siyasî partiler... Bu cemaat, Siyonizmi, Musevilik için büyük bir tehlike ve belâ olarak görmekte ve İsrail’de çok yoğun anti- Siyonist propaganda yapmaktadır. Netorei Karta hareketi ve onun yönlendiricisi olan hahamlar, kendilerini Filistinli olarak görmekte ve her fırsatta Müslüman ve Hıristiyan Filistinlilerle birlikte gösteri düzenlemektedirler. O kadar ki, 1990 yılında başhahamları Moshe Hirsch imzasıyla Birleşmiş Milletler’e bir mektup yollayarak, Irak diktatörü Saddam Hüseyin’i sonuna kadar desteklediklerini bildirmişlerdi. Bu ilginç mektubu Arapça “İnşaallah” sözcüğüyle noktalayan Haham Hirsch, Saddam’ın İsrail’deki “Tağutu/Haram” Siyonist sistemi yıkmakta inançlı ve sofu Yahudiler’e yardımcı olacağını öne sürmüştü. Siyonizm’e karşı direnen diğer bir dinci Yahudi cemaati Haredimler Karta da, İsrail’in Siyonist İşçi Partisi’ne şiddetle karşı. Bu gerekçeyle, Siyonist bürokrasi tarafından konulmuş olan vergileri protesto ederek ödemiyorlar. Karta ve Haredim hareketinin İsrail devletini “yıkmak” (bu deyim Haradim’e aittir) arzusunun temelinde, bu devletin “seküler/dünyevî” oluşu yatmaktadır. Diğer bir deyişle, İsrail’deki “laik devlet”, Karta ve Haredim’e göre Yahudiliği binlerce yıllık yolundan saptırmaya yönelik, Hıristiyanca, Hellence ve Avrupaî bir sapmadır. Şu halde lânetlenmelidir. Karta, bu nedenle gençlerine askerlik görevini de yerine getirtmemektedir. Şabat bağnazlığı İsrail’de cumartesi günleri dışarı çıkmak akıl işi değil. “Şabat” denilen cumartesi günleri, neredeyse bütün İsrail’de hayat duruyor. Fiyatlar iki katına çıkıyor. Kaldığımız Beit Berl Enstitüsü’ndeki Levinson kolejinin kahvaltı salonundaki ekmek kızartma makinası bile cumartesi günleri haftalık iznini kullanıyordu. Şabat, Museviler’in mukaddes günü. Cuma akşamı güneşin batmasıyla başlıyor, cumartesi akşamı güneşin batmasıyla bitiyor. Musevi inancı çerçevesinde, o 24 saat boyunca hiçbir iş yapılmıyor, sadece ibadet ediliyor. Hele bir makineyi, motoru işletmek büyük günah. El-Al uçakları da uçmuyor. Aslında, ülkedeki tek çatışma laik kesimle dinci kesim arasında değil. Kuzey Afrika kökenli Safarat Yahudileri ile Avrupa kökenli Aşkenazi Yahudileri arasında da gerginlik var. Kendilerine ikinci sınıf insan muamelesi yapıldığını iddia eden Safaratlar, bundan üç dört ay önce, hükûmetin bir isteklerini yerine getirmemesi üzerine, Eriha’ya gidip Filistin yönetimine sığındıklarını açıklamışlardı. Hükûmetin, bunun üzerine geri adım attığı söyleniyor. Çelişkiler ülkesi İsrail’de, bugünlerde şaka mahiyetinde şöyle bir cümle dile getiriliyor: ‘’İsrail’in yok olması için Araplar’ın fazla bir şey yapmasına gerek yok. Nasıl olsa biz (Yahudiler), sağından solundan çekiştire çekiştire bu devleti yıkacağız.’’ Göç dalgası berdevam İsrail çok çeşitli etnik, dinî, kültürel ve toplumsal yapılardan gelen bir nüfusa sahip. Yaklaşık 6 milyonluk nüfusun yüzde 81’i Musevi (yarısı İsrail doğumlu, geri kalanı ise 70 değişik ülkeden gelmiş). Çoğunluğu Müslüman olan Araplar yüzde 17’lik, Dürzîler, Çerkezler ve diğer küçük topluluklar yüzde 1.7’lik dilimi oluşturuyor. Yaklaşık 2000 yıl önce İsrail toprağından çıkarılarak başta Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadoğu olmak üzere dünyanın dört bir tarafına dağılan Museviler’in İsrail’e dönüşü devam ediyor. En son göçmen dalgası ise, eski Sovyetler Birliği’nde yaşayan ve yıllardır İsrail’e gelmek isteyen geniş Musevi topluluğunun üyelerinden oluşuyor. 70’lerde eski Sovyetler Birliğinden yaklaşık 100 bin kişi İsrail’e ulaşmayı başarmıştı.1989’dan bu yana ise, Rusça konuşan 600 binden fazla Musevi İsrail’e yerleşti. Yeni gelenler arasında, daha ziyade yüksek eğitimli profesyoneller, ünlü bilim adamları ve tanınmış sanatçı ve müzisyenler bulunuyor. Bu kişilerin uzmanlıkları ve yetenekleri, İsrail’in ekonomik, bilimsel, akademik ve kültürel yaşantısına önemli katkılar sağladı. Kibbutzlar tarihe karışıyor Avrupalı Yahudiler tarafından eşitlikçilik ve müştereklik ilkeleri üzerine kurulan Kibbutzlar önemini kaybetmeye başladı. İdeolojinin yerini para aldı. Yeni jenerasyon komünyel hayata karşı. Evlilik hayatına adım atan gençler, artık bütün akrabaları ile aynı yerde oturmaya isyan ediyor. Gelinler, kayınvalidelerinin yüzünü her gün görmek istemiyor. Yaşlı bir kadın “40 yıldır çalışıyorum. Ancak çocuklarıma bir araba bile alamadım” diyor. Kibbutz’da insanlar büyük bir ailenin fertleri olarak kabul edilmekte. Oturduğunuz apartman, öldüğünüz zaman çocuklarınıza kalmıyor, tekrar Kibbutz’un malı haline geliyor. Kibbutz dışında çalışanlar, ay başlarında, maaşlarını getirip yönetime veriyorlar. Ömür boyu çalışıyor hiçbir şeye sahip olamıyorsunuz. Siyonizmden demokrasiye İsrailli sosyolog Oz Almog’un “The Sabra, a portrait” adlı eserinde anlatıldığına göre, bir Kibbutz’da yaşayanların sayısı 200 ile 1000 kişi arasında değişmekte. Her Kibbutz’da ortalama 300 dönüm toprak işleniyor. Tüm ülkede, irili ufaklı 250’ye yakın Kibbutz bulunuyor. Bunların yalnızca 10 ya da 15’i ekolojik özellikli. Tarım araçları ve toprak, merkezî sisteme ait. Uzmanlaşma söz konusu değil; herkes dönüşümlü olarak bütün işleri yapıyor. Ben yemek yapmayı bilmem, bulaşık yıkamam, gübre küreklemem gibi mazeretler geçersiz. Buna bir çeşit komünal sistem, organize ortak hayak köyü demek mümkün. Komünde yemekler ortak pişiriliyor ve yeniyor. Çocuklar ortak büyütülüyor, bakımları da anneler tarafından sırayla yapılıyor. Aslında son derece politize olan İsrail toplumu, 4-5 yıl öncesinden başlayarak çok önemli bir değişim süreci içine girdi. Bunu, yeni kuşakların Kibbutzlar yerine, büyük kentlere gitmelerinden anlamak mümkün. Oz Almog, kitabında bu değişimi şöyle tanımlıyor: “Toplum, Siyonist kültürden, demokratik kültüre geçiyor.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT