BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Saygısızlık olmuyor mu?

Saygısızlık olmuyor mu?



12-19 Nisan Sağlık Haftası... Haftalar ve günler; günün konusunu gündeme getirerek, dününü bugününü değerlendirmek, öncülük edenleri, hizmeti geçenleri hayırla yad etmek için düzenlenir. Maksat böyle olmasına rağmen, tıp ilmine başta Peygamberimiz olmak üzere Müslüman ilim adamlarının çok emekleri geçtiği, tıp ilminin temelini attıkları halde, her nedense bu hiç gündeme getirilmemektedir. Halbuki, 14 asır evvel, Peygamber efendimiz, “İslam İlmi ikidir: Beden bilgisi, din bilgisi” buyurur. İslamî ilimler içinde en lüzumlusunun, rûhu koruyan din bilgisi ve bedeni koruyan sağlık bilgisi olduğunu bildirerek, her şeyden önce, ruhun ve bedenin zindeliğini, çalışmak lazım geldiğini işaret eder. Bu iki esasın asırlar sonra farkına varılmıştır. Bugün tıbbın üzerinde durduğu en önemli husus temizliktir. Her hastalığın kaynağı pisliktir. Ayrıca doktora gittiğinizde ilk önce söylediği perhizdir. Din de çok yemeyi, karnı tıka-basa doyurmayı yasak etmiştir. Kur’an-ı kerimde tıbbın bu iki kısmını da teşvik eden, âyet-i kerimeler vardır. İslamiyete, dinin emirlerine en çok uyan Eshab-ı kiramdır. Bunun için bunlardan hasta olanlar çok enderdi. Müslümanlar sağlığa bu kadar önem verirken, o çağlarda diğer ülkelerin; mesela, Avrupa’nın durumu nasıldı? Hıristiyanlığın en revaçta olduğu Orta Çağda, büyük tıp âlimleri, yalnız Müslümanlardı ve Avrupalılar Endülüs’e tıp tahsil etmeğe gelirlerdi. Birçok tarafsız ilim adamı da bu gerçeği dile getirmektedir. Mesela, John W. Draper gibi dürüst bir tarihçi, (The Intellectual Development of Europe) adındaki eserinde, “Hıristiyan tarihçiler İslamiyete olan kinlerinden dolayı, bu hakikati gizlemeğe çalışmakta, Avrupa’nın Müslümanlara ne kadar borçlu olduğunu, bir türlü itiraf edememektedirler” demektedir. John W. Draper başka bir eserinde de, Müslümanların İspanya’yı nasıl buldukları hakkında şöyle yazmaktadır: “O zamanki Avrupalılar tamamıyla barbardı. Hıristiyanlık, onları barbarlıktan kurtaramamıştı. Onlara hâlâ vahşi nazariyle bakmak gerekirdi. Pislik içinde adi kulübelerde yaşarlardı. Elbise olarak, uzun müddet dayandığı için dabaklanmamış hayvan postları kullanıyorlar ve bunun için çok pis kokuyorlardı. Hz. Muhammed’in tebliğiyle yayılan İslam dini ve Kur’an-ı kerim, dünya tarihini değiştirmiş ve onu karanlıktan kurtarmıştır. Eğer İslam dini olmasaydı, insanlık bugünkü medeniyet derecesine, ilim ve fende bugünkü seviyesine erişemezdi. Müslümanların gözünde ilmin çok yüksek bir yeri vardır.” Avrupa, 18. asırda bile yarı vahşi bir hayat sürerken, 15. asırda Fatih Sultan Mehmed Han bakınız neler söylüyor: “Ben ki, İstanbul fatihi aciz kul, Fatih Sultan Mehmed, bizatihi alın terimle kazanmış olduğum akçelerimle satın aldığım İstanbul’un taşlık mevkiinde bulunan ve sınırları belli olan 136 adet dükkânımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde vakfı sahih eylerim. Şöyle ki: Bu gayri menkullerimden elde olunacak gelirlerle İstanbul’un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim. Bunlar ki, ellerindeki bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür külü olduğu halde günün belirli saatlerinde bu sokakları gezerler. Bu sokaklara tükürenlerin, tükürükleri üzerine bu tozu dökeler ki yevmiye 20’şer akçe alsınlar; ayrıca 10 cerrah, 10 tabip ve 3 de yara sarıcı tayin eyledim. Bunlar ki, ayın belli günlerinde İstanbul’a çıkalar bilâistisna her kapıyı vuralar ve o evde hasta olup olmadığını soralar; var ise şifası tedavi edeler. Değilse kendilerinden hiçbir karşılık beklemeksizin Darülacezeye kaldırılarak orada salâh bulduralar. Maazallah herhangi bir gıda maddesi buhranı da vâki olabilir. Böyle bir hal karşısında bırakmış olduğum 100 silah, ehli erbaba verile. Bunlar ki vahşi hayvanların yumurtada veya yavruda olmadığı sıralarda balkanlara çıkıp avlanalar ki zinhar hastalarımızı gıdasız bırakmayalar...” (Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivi) Bugün, şu veya bu sebepten sağlıkta Batı’dan geri kaldığımız bir gerçek. Fakat bu, geçmişteki çalışmaları yok farzetmeyi gerektirmez. Sağlık haftalarında, Tıp günlerinde, bu hizmetleri hiç gündeme getirmemekle onlara nankörlük; en azından saygısızlık etmiş olmuyor muyuz?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT