BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ah! bir unutabilsem

Ah! bir unutabilsem

Unutabilmenin de bir nimet olduğunu şimdi yeni yeni anlıyorum... Türkiye’de şu son bir haftada yaşananları unutabilmek için neler neler vermezdim..



Unutabilmenin de bir nimet olduğunu şimdi yeni yeni anlıyorum... Türkiye’de şu son bir haftada yaşananları unutabilmek için neler neler vermezdim.. İnsanların şuna buna kin beslemesi yapılanları unutamamalarındandır.. Sanıyorum hayvanlarda kin besleme duygusu yok.. Bir köpeği dövseniz bile, anında unutabiliyor.. Bir mekanizma ona yaptığınız kötülüğü derhal hafızasından siliyor.. Öyle olmasaydı yeryüzünde yaşayan hayvanlar biz insanları çoktan yok ederlerdi.. Ama görüyorsunuz vahşi hayvanlar dahi aramızda ehlileşiyor.. Onları dövsek bile ses çıkarmıyorlar.. Biraz homurdanıyorlar sonra da unutu unutuveriyorlar.. Evet unutabilmenin de bir nimet olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum.. Güzel, âdil, hilesiz bir seçim yapmışsınız.. Vakur ve sükûnet içinde geçen bir seçim.. Halkımızın duyguları, düşünceleri ve eğilimleri belli olmuş; ne istediği, neyi ve kimi tercih ettiği ortaya çıkmış.. Kazanan da kaybeden de kendine göre bir ders çıkarması gerekirken, geçmişi unutup geleceğe bakmamız istenirken Türkiye’nin bütün meseleleri bir tarafa bırakılmış, bir hanım milletvekilinin kimine göre demokratik hakkı, kimine göre ajan provokatörlüğü yüzünden kıyamet kopmuştur.. Oysa içimizde unutamadığımız kinler bizi provoke ediyor.. O kinleri, birikmiş nefretleri unutamadığımız için bu gürültüleri koparıyor, Türkiye’nin çözüm bekleyen binlerce meselesini askıya alıyoruz.. Bir hanım milletvekilimiz kendi inançları veya sayın Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’in dediği gibi provokatörlüğü yüzünden Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne türbanlı olarak giriyor ve girmesiyle birlikte ortalık karışıyor.. Ortalığı karıştıran da bir türban.. Fazilet Partisi veya Erbakan türbanlı bir milletvekilinin Meclis’e girmesiyle gürültü kopacağını bilmiyor muydu? Pekâlâ biliyordu.. Dolayısıyla bir formül veya bir uzlaşma şekli bulununcaya kadar bu hanım kızımızı o gün Meclis’e sokmanın gereği yoktu.. Ama bunu fırsat bilen Sosyal Demokratların ve şu sıralarda başbakanlıkla görevlendirilmiş parti başkanı Ecevit’in hiç beklenmedik bir şekilde önceden hazırlanmış bir metni okumasıyla koparılan fırtınayı da çok, hem de pek çok gereksiz bulduğumuzu belirtmeliyiz.. Demek ki iki toplum kesitinin birbirlerine yıllar yılı besledikleri kin ve nefret, hem de karşılıklı düşünceleri yüzünden besledikleri kin ve nefreti unutamadıkları için, bir tüzük maddesiyle veya bir başkanlık yorumuyla hallolacak bir konu, Türkiye’nin heyulâ meselelerinin çözümüne engel olabiliyor. Ah, keşki unutabilsem şu son bir haftayı.. O ne koca laflar Allahım.. Aynı üniversitenin, hatta aynı fakültenin iki profesörü aynı konuda birbirlerine aykırı düşüyorlar.. Biri demokrasiden yola çıkıyor, öteki Anayasa’dan, Meclis içtüzüğünden.. Sonuç: Hiçbir anlaşmaya, uzlaşmaya varmadan kavgayla, diş bilemeyle seyircilerini, öğrencilerini şaşırtıyorlar. İşte o zaman bütün bunları unutmayı, unutmanın bir nimet olduğunu anlıyorsunuz.. Kaldırımlar yürümekle aşınmaz diyordu sayın Demirel.. Bugün ise “diller konuşmakla aşınmaz” diyesimiz geliyor.. Bir bilim adamı çıksa da bu köpek denilen hayvanlara olayları unutturan mekanizmayı bir bulsa.. Belki o zaman rahat bir nefes alabileceğiz..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT