BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bin misket...

Bin misket...

Yaşlandıkça Cumartesi sabahlarından daha fazla zevk alıyorum... Belki de bunun sebebi ilk uyanan kişi olmanın getirdiği sessiz yalnızlık ya da işte olmak zorunda olmamanın sağladığı sınırsız mutluluktur... Her iki durumda da, Cumartesi sabahının ilk birkaç saati en zevk aldığım anlardır...



(Anonim yazılardan bir tane de biz vermiş olalım ‘Pazar hikayesi’ olarak...) Yaşlandıkça Cumartesi sabahlarından daha fazla zevk alıyorum... Belki de bunun sebebi ilk uyanan kişi olmanın getirdiği sessiz yalnızlık ya da işte olmak zorunda olmamanın sağladığı sınırsız mutluluktur... Her iki durumda da, Cumartesi sabahının ilk birkaç saati en zevk aldığım anlardır... Birkaç hafta, önce bir elimde buhar çıkaran bir fincan kahve, diğer elimde gazete ile mutfağa doğru gidiyordum... Sıradan bir Cumartesi sabahı ile başlayan gün, hayatın zaman zaman bize verdiği derslerden biri haline geldi... Size anlatayım... ... Cumartesi sabahları yayınlanan bir sohbet programını dinlemek için radyonun sesini açtım... Altın sesli yaşlı bir adamın konuştuğunu duydum. Bu insanlari bilirsiniz; kendisi yayıncılık işinde çalışıyormuş gibi konuşuyordu... “Tom” adında biriyle “Bin misket” hakkında konuşuyordu. Söylediklerini merakla dinlemeye başladım. “Tom, işinle meşgul gibi görünüyorsun. Eminim iyi maaş alıyorsundur... Ama aileden ve evinden bu kadar uzak olmak üzüyordur seni...” Ve devam etti. “Sana bir şey anlatacağım... Bu şey, bana önceliklerim konusunda daha iyi bir bakış açısına sahip olmama yardım etti...” “Bin Misket” teorisini açıklamaya başladı. ... “Senin anlayacağın, bir gün oturdum ve biraz aritmetik yaptım... Ortalama bir kişi yetmiş beş yaşına kadar yaşar... Bazıları daha çok, bazıları da daha az yaşar. Ancak, ortalamada insanlar yetmiş beş yaşına kadar yaşar. 75’i 52 ile çarptım ve ortalama ömre sahip bir insanın tüm yaşamında sahip olacağı Cumartesi sabahı sayısı olarak 3900 rakamına ulaştım. Tom, şimdi beni iyi dinle. En önemli kısmına geliyorum.” “Bütün bunları ayrıntılı olarak düşünmeye elli beş yaşında başladım.” Ve devam etti; “Bu yaşıma kadar ikibin yüz seksenin üzerinde Cumartesi yaşadım. Sonra düşünmeye başladım, eğer yetmiş beş yaşına kadar yaşarsam, yaşayacağım Cumartesi sayısı sadece bin adet olacak. Bir oyuncak dükkanına gittim ve elindeki tüm misketleri aldım. 1000 adet misketi bir araya getirmek için üç tane daha oyuncak dükkanı ziyaret ettim. Bunları eve getirdim ve atölyemdeki radyomun yanında duran büyük, şeffaf bir kabın içine hepsini doldurdum.” ... “O günden sonra, her Cumartesi bir tane aldım ve attım.” “Misketlerin azaldığını gördükçe, hayatımdaki önemli şeyleri daha fazla düşünmeye başladım. Hiçbir şey, dünyadaki zamanınızın akıp gittiğini seyretmek kadar önceliklerinizi düzene sokmanıza yardım edemez.” “Programı kapatmadan ve güzel karımı sabah kahvaltısı için dışarıya çıkarmadan önce şimdi size son bir şey daha anlatacağım.” “Bu sabah, kabın içindeki son misketi de aldım. Eğer önümüzdeki Cumartesiye kadar yaşarsam, bana biraz daha zaman verilmiş olacak. Hepinizin kullanabileceği bir şey biraz daha fazla zamandır.” “Seninle konuşmak çok güzeldi Tom. Umarım sevdiklerinle biraz daha fazla zaman geçirirsin ve umarım bir gün tekrar görüşürüz.” “İyi sabahlar...” bizimkiler * Sırrı haber yapmak için bir illüzyonistle tanışmış... Konuştuktan sonra TGRT FM’deki arkadaşına teklifte bulunuyor; “-Oğlum adamın süper numaraları var... Muhakkak radyoya çıkaralım...” * Cem bakkaldan sigara alırken tezgahın üzerindeki gazetedeki haberi mırıldanıyor, “Sigara unutkanlık yapıyor”... Gülümseyip, alış verişini tamamladıktan sonra çıkıyor... Eve vardığında sigarayı almayı unuttuğunu farkedip yine gülümsüyor... Anlatırken de... * Engin Abi’nin oğlu da âlem... Telefonla kendisini arayan kişinin kim olduğunu çözmek için konuşturuyor... “Ooo... Kanki sen misin” falan diye muhabbet sürerken, karşı taraf sinirleniyor, “Babanım ben soytarı... Babaaaan...” İtiraf reyonu... (isim: deffoil... şehir: istanbul... yaş: yirmibir...) Bir gün erkek arkadaşımın park edilmiş arabasına bineceğime, yabancı bir adamın arabasına binmiştim... Yetmiyormuş gibi 10 dakika arkadaşımın arabaya gelmesini bekledim... Bu arada adam da kız arkadaşıyla geldi, kızın bakışları aklımdan çıkmadı daha... Öndeki arabayı gördüğümde ve plakayı okuduğumda iş işten geçmişti... İndim arabadan, hiçbir şey demeden öndekine bindim “Çabuk gazla” dedim... Komik olan, arkadaşımın bu olayı hâlâ bilmemesi... Son sözleri... “-Hadi yürü Murat’çım.... Atta gidiyoruz...” (Polis - Murat Demirel’i bir kez daha alırken...) “-Aaa... Bu kabilenin yemek kazanı ne kadar büyük... Gelin bakalım ne pişiriyorlar...” (Rahmi Koç - Dünya turunu sürdürürken...) “-Bizim Davut’la tanışmamız yeni değil ki; beşik kertmesiydik...” (Nez - Kendinden 10 yaş büyük sevgilisi ile ilişkisini anlatırken...) “-Seninle bir ömür boyu aynı yastığa baş koymak için...” (Seda Sayan - Gökhan’dan sonraki evlilik teklifinde...) “-Yönetimdeki arkadaşlarla nema kredilerini çekip, futbolcuların taksitlerini ödemeyi düşünüyoruz...” (Özhan Canaydın - Ödeme planını açıklarken...)
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT